Siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Siyaset etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Mayıs 2019

Popülizm kime yarıyor?

Önce bir saptama yapayım. Ekonomik sıkıntı içinde olan ve aldığı sosyal yardımlar/transferlerle hayatını idame edebilenlerbu yazının konusu değildir.  
Bu gerekli belirlemeyi yaptıktan sonra konumuza gelelim.
19. ve 20. yüz yılda, yoksulluğun çok yaygın olduğu yıllarda, sosyal transferler ve diğer popülist söylemler ve uygulamalar, çoğunlukla eleştirilirdi. Buna karşılık, toplumun geniş kesimlerinin refahtan pay almakta zorlandıklarını iddia edenler, kamunun bu alana müdahale etmesini gerekligörürdü.
Ardından önce, özellikle II. Dünya Savaşının sonrasında anlayış değişmeye başladı. Bir yandan 30 yıl içinde yaşanan iki büyük dünya savaşının etkilerini azaltmak diğer yandan Berlin’e kadar gelen Sovyet’lerin önünü kesmek için refah devleti gündeme geldi. Kamunun rolü konusundaki anlayışlar değişti, büyüme arttı, pasta büyüdü, paylaşım daha adil oldu.
Kısacası popülizm artık solcu veya sağcı değildi
İş öyle bir yere geldi ki, neredeyse her parti popülist söylemlerde birbiriyle yarışmaya başladı. Bu politikaların amacı, etkisi ve sonuçları tartışılmaz oldu.
Türkiye’den birkaç rakam vererek konuyu biraz açayım.

15 Ekim 2018

Adaylar belediyelerin borçlarının farkında mı?

Durun hemen gülmeyin. “Hangi siyasetçi borç ödemek için aday oluyor?” demeyin. 
Soruyu sormam doğal değil mi? Siz bir işletmeyi, şirketi, ikinci el konutu vb. alırken tapudan, bankalardan araştırma yapmıyor musunuz?  Ödenmeyen borcu, ipoteği var mı yok mu diye bakmıyor musunuz?
Çoğunuzun verdiği cevabı duyar gibi oluyorum. Rasyonel davranan biri, önceki borçları üstlenmez. Ya satıcının borcu temizlemesini ister ya da borçları üstelenecekse ödemeyi ona göre yapar.
Duyuyor, görüyorsunuzdur. Mahalli idareler için binlerce aday adayı ortalıkta geziyor. Bol keseden vaatler havada uçuşuyor. Bazıları inanılmaz projelerden bahsediyorlar. Küçücük bir ilçe belediyesi başkanlığına aday adayı olan kişi, belediyenin yıllık bütçesinin 10, hatta 20 katı kadar harcama baskısı yaratacak uçuk, kaçık projelerden bahsediyor. 
Bunların çoğunun adaylığı da ciddi değil. Amaçları isimlerinin duyulması. Başkanlık olmazsa, belediye meclisi üyeliğine de razılar.Büyük çoğunluğunun amacı hizmet etmek değil. Kamudan geçinmek.İdealleri yok. O beldede hangi parti kazanacaksa oradan aday olmak için her türlü atraksiyonun içindeler.
Buraya kadar okuduysanız, “sen bunları nereden biliyorsun? Aday mısın yoksa bir partide yönetici mi?” soracaksınız. 
İkisi de değilim!

20 Temmuz 2017

Bütçesini tutamayan devlet ve çişini tutamayan kişi!

Siyasetçiler ekonomik büyümenin seçmenin oy tercihlerinde önemli etken olduğuna inanırlar. Seçim zamanı gelince, yol şartları ne olursa olsun kamyonun gazına basarlar.

Son referandum ve erken seçim söylentileri, tekrar gaza basıldığını gösteriyor. Bu ortam, artan bütçe açığında, cari açıkta ve finansal sektörde (makro ihtiyari tedbirlerde) gevşeme işaretlerini çoğaltıyor.

Bu bağlamda, önce konut ve beyaz eşyada KDV ve ÖTV indirimleri geldi. Ardından istihdam teşvikleriyle vergi ve SGK ödemelerini kamu üstlendi. Kamuya elaman alımına hız verildi. Vergi ve SGK alacakları birkaç ay aradan sonra yeniden yapılandırıldı.

Yanı sıra büyümenin motoru olan borçlanmanın yavaşlamaması için Kredi Garanti Fonu’nun (KGF) kapsamı genişletildi. Sonrasında bankaların özkaynak hesaplama yöntemi değiştirildi, tahsili gecikmiş alacaklardan kalan gayrimenkullerin sermayeye eklenmesine izin verildi. Son olarak, birden fazla tüketici kredisi borcu olanların sorunlu kredileri için, bankaların ayırması gereken karşılıklarda yumuşamaya gidildi.
Finansal sektördeki gevşemeleri şimdilik bir kenara bırakalım.

Bütçenin ilk altı aylık performansına bakalım.

18 Ocak 2017

Yatırımcı bütçeden sosyal yardım bütçesine doğru

2016 bütçesi, beklendiği gibi genel olarak hedeflere uygun bir sonuçla yılı tamamladı. Bununla beraber ayrıntılara bakınca önemli yapısal değişimler göze çarpıyor.

Fazla detaya girmeden kısaca konuları ele alacağım.

Önce gelirler;

Yılsonu hedefine ulaşıldı. Bunda en önemli katkı vergi barışından gelen gelirler. Maliye Bakanı 13,5 milyar lira tahsilat yaptıklarını belirtti. Kurumlar, gelir vergileri ile KDV tahsilatında son iki ayda görülen performans artışı bunun ispatı.

Ancak genel tahsilat problemi devam ediyor. Örneğin KDV’de yıllık tahsilat oranı yüzde 52. Yani geçen yıl tahakkuk eden yaklaşık 104 milyar liralık KDV’nin neredeyse yarısı toplanabilmiş. Daha kötüsü de var. Faizler, paylar ve cezalarda tahsilat oranı sadece yüzde 18,3. Öyle ki, 205 milyar liralık tahakkukun 38 milyar lirası Hazine’nin kasasına girebilmiş. Anlaşılan artık zamanında vergi ve ceza ödemek istisnai bir davranış olmuş.

26 Kasım 2016

Dolar tırmanırken hanelerin borç yapısı

Doların hızla yukarı tırmandığı bir ekonomik ortamda borçlulara yakından bakmakta yayar var. Devletin çok dış borcu olmadığını biliyoruz. Bu defa sorunun özel sektör ve hanehalkında olduğunu, bir önceki yazımda belirtmiştim.

26 milyondan fazla insanın borçlu olduğunu basın yazdı. Türkiye’deki toplam aile sayısının 21 milyon civarında olduğunu biliyoruz. Yanı sıra üst gelir gruplarının (hanehalkının yaklaşık yüzde 20’sinin) borçlu olmadığı TÜİK verilerinden anlaşılıyor. O zaman şöyle bir sonuca ulaşabiliriz: Bazı ailelerde birden fazla insan borçlu ve/veya aile reisi birden fazla bankaya ve/veya finansal kuruluşa borçlu.

Diğer bir deyimle toplumun çok geniş bir kesimi ekonomideki fırtınalı ortama aşırı borçlu yakalandı. Gemi sallanıyor, su alıyor, yolcular çığlık çığlığa bağırıyor. Ama kaptan ve mürettebat başka alemdeler. Hala daha meleklerin cinsiyetini tartışıyorlar.

Yolcuların büyük bölümünün (hanelerin) ne tür borcu olduğu ve kimlere borçlu oldukları aşağıdaki tabloda yer alıyor. Ayrıntılı veriler çok geriye gitmiyor. Çünkü T.C. Merkez Bankası bu detayda rakamları son iki yıldır yayımlıyor. Daha önce farklı formatta tablolar vardı. Örneğin 2003 yılında toplam hanehalkı borçları 13,4 milyar liraydı. Bu yılın ilk çeyreğinde 441 milyar lirayı geçti. Artış oranını yazıp moralinizi bozmayayım.

Ama borçların türüne ve hanelerin kime borçlu olduğuna bakmakta yarar var.

11 Temmuz 2016

Babasına bile güvenmeyen millet olmuşuz


Tatilde sosyal medyada gezinirken https://whatsupturkey.com/ adresli sitede, Türkiye’yi de içeren bir OECD çalışmasına rastladım.

2008 yılında OECD üyesi ülkelerde, insanlara bir birlerine olan güveni hakkımda çeşitli sorular sorulmuş. Karşılıklı güvenin oranı araştırılmış. En yüksek oran Danimarka, Norveç, Finlandiya, İsveç gibi kuzey ülkelerinde çıkmış. Danimarka’da yaşayan insanların yüzde 89’u diğer Danimarkalılara güvendiğini belirtmiş.

Aşağıdaki grafikte ülkelerin güven katsayısı, büyükten küçüğe sırlanmış şekilde yer alıyor.

Benim güzel ülkem sondan ikinci. Türkiye’de yaşayanların sadece yüzde 24’ü karşısındakine yüksek seviyede güven duyuyor. Kalan nüfus, diğer vatandaşlara yüksek oranda güvenmiyor.

Konunun uzmanı olan sosyologlar ve eğitimciler derin tahliller yapabilirler. Ben tecrübeyle edindiğim gözlemlere dayanarak, yerlerde sürünen oranla ilgili bazı şeyler yazmaya çalışacağım.

13 Kasım 2015

Siyasette insan eleği çalışmıyor

Siyasetin insan için, insanlar tarafından yapıldığını düşünüyorum. Okuduğum kitaplarda, katıldığım toplantılarda, izlediğim belgesellerde, görev için gittiğim farklı ülkelerde siyasetçi profillerini tanımak için çaba sarf ediyorum. Gelişmiş ile az gelişmiş ülke örneklerinde büyük farklılıklar var.

Bir az gelişmiş ülke örneği olan ülkeme bakınca moralim bozuluyor.

Sünnetçinin vitrinine koyduğu ustura misali, önde gözüken küçük bir azınlık dışında, siyasetçilerimizin dürüstlük ve yetkinlik konusunda ne hallerde olduklarını hepimiz biliyoruz.

İşte burada şu kritik soruyu soruyorum kendime: “Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, neden bizim siyasi sistemimizde insan eleme sistemi yok? Neden, çoğunluk idealleri için değil de kamudan geçinmek ve kısa yoldan zengin olmak için siyaset yapanlar hep önde?”

Bazılarınızın, “Haksızlık ediyorsun. Tüm siyasetçiler böyle değil”  dediğini duyar gibiyim. Haklısınız. Dedim ya vitrindekilerin arasında çok saygı duyulacak insanlar da var. Nasıl bir arada durabildikleri sorusu ayrı bir muamma.

Ama hepsi aynı değil.

25 Eylül 2015

Siyasetle uğraşanlar gerçekten demokrasi istiyor mu?

Benim cevabım; hayır, istemiyorlar.

“Nasıl bu kadar emin olabilirsin?” diye sorarsanız cevap vermeye çalışayım.

Demokrasi, özünde, refahtan hak ettiğini alabilme, endişelenmeden yaşayabilme özgürlüğüdür. Refah paylaşımı ise devletin görevidir. Kapitalist bir ekonomide, kıt üretim kaynaklarının nasıl dağılacağına piyasalar karar verir. Diğer bir deyimle üretimin şekillenmesi esas olarak oralarda belirlenir.

Bölüşüm, üleşim kararını ise devlet.

Vergi, teşvik, sosyal harcamalar vb. yöntemlerle devlet fazla geliri olan kesimden alıp, ihtiyacı olanlara dağıtır. Bu dağıtımın bir bölümü karşılıksızdır. Ancak devletten her alınan bedavadır anlayışı yanlıştır. Sonunda devlet te bir yerden para bulmak durumundadır. Eğer gelirleri harcamalarını karşılayamaz duruma gelirse açık verir, borçlanmaya başlar.

Devlet üleşim işini yaparken adil olmak zorundadır. Hele bir de bizim gibi gelişmekte olan bir ülkenin devleti ise kılı kırk yarmak durumundadır. Harcamalarının çoğunu borç alarak yapıyorsa, adaletin önemi daha da artar. Adalet, dağıtım işinin şeffaf ve hesap verilebilir bir şekilde yapılamasıyla olur.

17 Haziran 2015

İlkeli koalisyon her derde deva olur

Seçimler tarihi bir dönemecin başlangıcı oldu. Seçmen tek parti, tek adam yönetimine hayır dedi. Dedi demesine ama öyle bir sonuç çıktı ki, yeni hükümeti kurmak bir yana ömrü bile tartışılır oldu.

Yeni hükümetin kurulmasında kilit  “çözüm süreci”. Kimse ekonomiden, Suriye’de yaşananlardan bahsetmiyor. Yunanistan, FED faiz kararı, İran nükleer anlaşması, Ukrayna – Kırım, Irak’ın bölünmesi vb. konular şimdilik pek konuşulmuyor. Emekliye ikramiye, asgari ücret, vergisiz mazot neredeyse unutuldu.

Sanki bu konularda her parti ayni şeyi düşünüyormuş, kolayca uzlaşılabilirlermiş gibi bir ortam oluştu. Eğer böyle ise çok güzel. Öte yandan sınırlarımızda yaşananlar konusunda partilerin ortak tavır alacaklarını düşünüyorum. Düşünüyorum diyorum çünkü HDP’nin artık Türkiye partisi olacağı, etnik temelli bir politika yapmayacağı söylemine inanmak istiyorum.

Ancak, Ankara’da siyasetten anlayan kime sorsanız ortak bir kanaat var: Kurulacak hükümet en fazla iki sene çalışabilirmiş. En geç 2017’de seçim varmış.

Gelin, ekonomi kısa vadeli geçici bir hükümeti kaldırabilir mi bir bakalım.

28 Nisan 2015

Her mikro soruna teşvik sistemiyle çözüm aramak

Televizyonlarda ve sosyal medyada siyasi parti temsilcilerini dinledikçe şaşırmıyorum desem yalan olur. Sorunlara ne kadar kolay çözümler bulabiliyorlar! Her soruya bir cevapları var. Ancak, kamu sistemi, bütçenin yapısı hakkında biraz bilginiz olunca kafanız karışıyor.

Her parti teşvik istemini daha akılcı kullanacağını ve katma değerli ürünlerden, bilgi teknolojisine geçene kadar tüm üretim sorunlarını teşvik sistemiyle çözüyorlar.

Aslına bakarsanız bu yeni bir şey değil. Hali hazırda da aynı yaklaşım geçerli.
Ekonomi Bakanlığı’nın web sitesine girin. Yatırım destekleriyle ilgili mevzuatı inceleyin. Göreceksiniz 2012 yılında yenilenen sitemde “öncelikli yatırım kararları” başlıklı bölümde, üç yılda defalarca değişiklik yapılmış. Dershanelerin kapatılmasına karar verilmiş, özel okul yatırımları teşvik edilmiş. Kreş açılmasının eğitime yararı görülmüş, kreşler teşvik kapsamına alınmış.

5 Mart 2015

Kapitülasyonlar ve sıcak para

Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünü çeşitli nedenlere bağlayarak açıklayabiliriz. Sanayileşmenin yakalanamaması, kalkınmada çok gerilerde kalınması, aşırı dış borçlanma, Duyun-u Umumiye vb. Bunların arkasındaki temel nedenin kapitülasyonlar olduğu konusunda tüm tarihçiler ve iktisatçılar anlaşıyorlar.
Avrupalılara bol keseden verilen bu ticari imtiyazlar ekonomik çöküşü hızlandırdığı gibi, siyasi bitişin de ana nedeni olmuştur.

20. YY da emperyalizme karşı bağımsızlık savaşı veren ilk ülke olan Türkiye, kuruluşunu tamamlarken en şiddetli ve önemli mücadeleyi Lozan’da vermiştir. Lozan’da diplomatik kavganın ana nedeni sınır çizmekten çok kapitülasyonlardan gelen ayrıcalıkların devamı olmuştur. İngilizlerin başını çektiği grup, en fazla bu konuda direnç göstermiştir. Bilindiği gibi müzakerelerin kesilmesinin nedeni de budur.

İnönü ve arkadaşlarının Lozan’da kazandıkları en önemli başarı kapitülasyonların kaldırılmasıdır. Türkiye bu sayede bağımsızlığını perçinlemiştir.

15 Ocak 2015

2014 Bütçesi daha az açık verebilirmiş

Sosyal olaylarda değerlendirme yapmak göreli bir kavramdır. Kimine göre güzel olan bir sonuç diğerine göre berbat olabilir. Örneğin bütçe açığını değerlendirirken; piyasa iktisatçısı, iş adamı veya vatandaş konuya faklı bakacaktır. Piyasacıların vizyonu, çoğunlukla bilançolarının vadesi kadar olduğu için hedeflenenden az gerçekleşen bütçe açığı olumlu bir gelişmedir.
Ben konuyu elimden geldiğince farklı ele alacağım.

Önce aşağıdaki tabloda yer alan özet bütçe gelirleri ve performans göstergelerine bakmanızda yarar var.

Gelir performansı

16 Aralık 2014

Devletten sadece siyasetçiler ve bürokratlar mı çalıyor?

Yarın, geçen yıl 17 – 24 Aralıkta yapılan ve dört bakanın istifasına yol açan yolsuzluk operasyonların birinci yılı. Bildiğiniz gibi TBMM’de bir komisyon bu konuda çalışıyor.

Ben araştırması devam eden bir olayı yazmayacağım. Siyasal ve hukuksal sonuçlarını zaten her gün hepimiz tartışıyoruz. İş öyle bir noktaya getirildi ki, küçük hırsızlıklar mubah görülür oldu. Dahası toplumun geniş kesimleri böylesi yaklaşımlara tepki vermez oldu. Bunun nedenleri ne olabilir? Bence olayın bu yanı üzerinde durulması gerekiyor.

Size bir KDV örneği vermek istiyorum.

22 Ağustos 2014

Ekonominin sıcak para bağımlılığı siyaseti etkiliyor

Gündem yeni başbakan ve yeni hükümet. Dün akşam başbakanın kim olacağını öğrendik. Şimdi piyasalar ekonomiden sorumlu bakanın ve ekibini merak ediyorlar.

Eğer son genel başkan ve başbakan seçimi ilkelerine bakılırsa Sayın Ali Babacan yeni hükümette olsa bile gelecek Hazirana kadar görev yapabilecek. Ama bazı medya yorumcuları sürenin uzatılmasını istiyorlar. Bu yaklaşımlarının nedenini piyasaların Sayın Babacan’a olan güveni olarak açıklıyorlar.

Güven bir devlet ve ekonomi için en önemli sosyal sermayedir.

31 Mayıs 2014

Birinci yılında Gezi’yi anarken

Geçen yıl yaşananları, kimileri dış mihraklar kolaycılığıyla kimileri de orta sınıfın isyanıyla açıklamaya çalıştı. Ne istihbaratçıyım ne de sosyolog. Dolayısıyla kesin ve doyurucu bir tahlil yapamazsam beni bağışlayın. Ama izin verin bir deneme yapayım. Bazı sorular sorarak olayın değerlendirilmesine katkı sağlamaya çalışayım.

Anlamak için sorgulamak

29 Mayıs 2014

Faiz tartışmasında İngiltere örneği

Sayın Başbakan, TC Merkez Bankası’nın faiz kararlarını beğenmediğini artık daha açık bir biçimde ifade etmeye başladı.

Piyasa oyuncularının büyük çoğunluğu bu tartışmayı bir seçim söylemi olarak algılamayı tercih etti. Kısmen haklılar. Çünkü aksini, açıklamaların Merkez Bankası’na müdahale anlamına geldiğini kabul etseler ellerindeki TL varlıklardan çıkmaları gerekecek. Zaten diken üstünde olan çarşı tamamen karışacak.

Piyasayı oyuncularına bırakıp biz işin ekonomi politiğine bakalım.

19 Mayıs 2014

Ekonomik demokratik mücadeleye karşılık olarak dini söylem geliştirmek

Soma faciası iş güvenliği, taşeronluk, çalışanların borçluluğu, siyasetin mikro alanlara kadar müdahalesi gibi birçok konuyu bir kez daha önümüze getirdi.

Aslında bazı konular çoğumuz için uzun zamandır bilinen ama kanıksanan gerçeklerdi. Örneğin kamu denetim birimlerinde şeffaflık, tarafsızlık olmadığını; yukarının talimatıyla raporlar yazıldığını, yazmayanın pasifize edildiğini devlette çalışıp bilmeyen, duymayan olamaz. Çünkü bu eski bir bürokrasi geleneğidir.

Yanı sıra taşeronlaşmanın yarattığı sorunlar da kamuoyunda bilinen konulardan. Özelleştirmenin sadece kamuya para kazandırmak için yapılmasının açtığı dertleri, en azında ben, gerek HaberTürk gazetesindeki köşemde gerekse derslerde uzun uzun ele aldım.

Bunlar ve diğerleri konuşulan, tartışılan konular.

Ama bir konu var ki üzerinde uzun uzun düşünmemiz gerekiyor.