Para politikası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Para politikası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ağustos 2019

Belirsizlikler artınca spekülatörlere gün doğuyor

Geçen hafta ABD Doları kurunda gece yarısı yaşanan ani hareket konuşuldu. Nasıl olmuştu da $/TL kuru 6,40’lara kadar tırmanmış, sonra düşmüştü? Televizyon kanallarında, sosyal medyada yorumlar yapıldı. Daha önce swap’ı öğrenen dolar birikimcisi ahali, şimdi de “stop-loss” nedir onu öğrenmeye çalışıyor. 
Dikkat edin, tanımların Türkçesi bile yok. Çünkü hepsi Londra, New York üretimi işlemler.
Sıcak paracılar ve dolarizasyon bize işsizliği, gelir dağılımı adaletini, sanayileşmeyi, eğitimi, teknolojik yeniliği, verimliliği, çevreyi korumayı, velhasıl kelam kalkınmayı unutturdu. 
Sabah dolar kuruyla gözümüzü açıyoruz, borsayla devam ediyoruz. Akşam faizle kapatıyoruz.
Oysa bunlar çok kısa vadeli değişkenler. Belirsizliklerden aşırı etkileniyorlar. Çoğumuz takip etmekte zorlanıyoruz. Kambiyo rejimimiz dışa tamamen açık olduğu için, gece yarısı Japonya’da biri hapşırınca, sabah biz burada hasta oluyoruz.
Gelin dünyaya ve bölgemizdeki belirsizlikleri hatırlayalım.

28 Haziran 2019

TCMB yedek akçesi: 2001 Krizi kararlarının biri daha gidiyor

İnsanlar ve toplumlar kötü deneyimleri çabuk unutuyorlar. Bu unutkanlıkları, önceden başlarına dert açan hataları tekrarlamalarına neden olabiliyor.
2001 yılından bu yana çok zaman geçmedi.
Türkiye’nin en derin krizlerinden birinden çıkarken alınan kararları kaç kişi hatırlıyordur sizce?
Kısa bir hatırlatma yapayım. O yılların sorunu kamu borçlarının fazlalığıydı. Hazine’nin borç ihtiyacı bitmiyordu. İçeriden ve dışarıdan aşırı borçlanıyordu. Bankalardaki mevduat ve diğer kaynaklar kamunun borç talebine yetmiyordu. Onlar da dışarıdan dövizle borçlanıp, Hazine’ye TL ile borç veriyorlardı. Döviz açık pozisyonları (döviz borçları ile alacakları arasındaki fark) büyümüştü. Kurlar, dünyada yaşananlardan kaynaklanan dış şokun etkisiyle patlayınca olanlar oldu. Bankalar sıkıntıya düştü.
Ardından ağır kararlar alındı. 

2 Ekim 2018

McKinsey, piyasalar ve demokrasi

Herkes daha önce böyle bir uygulamanın (yabancı danışmanlık) Hazine’ye uygun olup olmadığını soruyor. Ne bileyim ben! Ben çalışırken Hazine birçok konuda danışman tuttu, çalıştı. Neredeyse hepsi, uzmanların kurum içi eğitimini esas alıyordu. Hiçbir istikrar/krizle mücadele programını hazırlarken ve/veya uygularken danışmanlık hizmeti alınmadı. Onlar Hazine, DPT, Maliye ve TCMB uzmanlarının hazırladıkları seçenekler üzerinden müzakere edildi. Bu kurumların uzmanları tarafından hayata geçirildi.
Bana kalırsa konuyu biraz daha geniş açıdan ele almak gerekiyor. Piyasalara ve demokratik yapıya kadar giden geniş bir tartışma/araştırma yapmak lazım. Bu bağlamda ben sadece bir deneme yapmaya çalışacağım. (Yani top sizde. Katkılarınızı bekliyorum.)

18 Haziran 2018

Seçimden sonra ekonomide neler bekleniyor?

Bugünlerde en çok sorulan soru, seçimlerden sonra ekonominin nasıl olacağı. Bana göre acil çözüm bulunması gereken, devletin kurumsal yapısındaki belirsizlikler, OHAL, hukukun üstünlüğü, eğitimde gelinen nokta vb sorunlara dış borç geri ödemelerini de eklemek gerek. 
Bu iş önemli çünkü, artık dünyada döviz likiditesi azalmaya başladı. Ama bizim ihtiyacımız azalmıyor. Aksine artıyor. Yeni borç alırken yabancıların beklentilerini anlamak lazım. Bunun önemli bir göstergesi CDS’lerdir.
Bildiğiniz gibi kredi temerrüt takasları (CDS) son yıllarda ülke riski değerlemesinde kullanılan bir türev piyasası enstrümanı. Sıcak paracılar, bizim gibi ülkelere borç verirken, kredi faizlerinin üstüne bu oranları ekleyerek nominal faizleri hesaplıyorlar.
Bu alanda önemli bir gelişmevar: 
Merkez Bankası’nın ilk faiz artışından bir gün önce yani 24 Nisan’da, TCMB fonlama faizi = %12,75 iken 5 senelik CDS, 195 baz puan civarındaydı.  Aynı tarihte bizim 5 senelik CDS ile yükselen piyasaların (Emerging Markets) ortalaması arasındaki fark 92 baz puan düzeyindeydi.  Kurlar tarihi zirve yapınca Merkez Bankası, faizini 500 baz puan artırarak %17,75’e çıkardı. Ardından kurlar önce aşağıya doğru indi ardından geri döndü ve duruldu. Fakat 18 Haziran itibarıyla Türkiye’nin 5 yıllık CDS’i 324 baz puana yükseldi. Daha önemlisi, bizim CDS ile yükselen piyasaların CDS’lerinin ortalaması arasındaki fark yaklaşık 195 baz puana çıktı.

16 Mayıs 2018

Ekonomide ne oluyor?

Ortalık yine toz duman. Kurlar yerinde durmuyor. Her gün rekor tazeliyor. Döviz borcu olanlar televizyonun ve telefonun başından ayrılmıyorlar. Olumlu bir haber bekliyorlar.
Yaşananların nedeni bence basit. 
Önce dış dengeile başlayayım. Şubat 2018-Şubat 2019 arasında 186 milyar dolar dış borç ödemesi var. Bunları ya cepten ödeyeceğiz ya da yeni borç bularak çevireceğiz. Cepten ödeyebilmek için borçlunun döviz geliri olması lazım. Ne yazık ki bazılarının yok. Buna ek olarak 50-55 milyar dolar cari açığı finanse etmek gerekiyor. Anlayacağınız önümüzdeki bir yılda 240 milyar dolar kadar döviz bulamak gerekiyor.
Bu demektir ki elinde dövizi bulunanları menun etmek, güven vermek lazım.
Güven vermek ne demek? Biraz açayım.

3 Mayıs 2018

Derinleşen ekonomik sorunlara ekonomik mi yoksa siyasi çözüm mü bulunacak?

Olaylar çok hızlı gelişmeye başladı.
Önce IMF IV. Madde Konsültasyon Raporu yayınlandı. IMF heyeti Şubat 2018 tarihinde Türkiye’deydi. Erken seçim gündemde değildi. Raporda geçen yıl yaşanan yüksek büyümeye vurgu yapılırken, başta dış açık, yüksek enflasyon ve kredi genişlemesi olmak üzere birçok konuya dikkat çekiyor. Bunların arasında KÖİ projeleri için verilen garantiler de var.
Ardından Hükümet gündeme vergi aflarını ve emeklilere ikramiye gibi seçim vaatlerini gündeme getirdi. Bütçeye 30 milyar lira civarında bir ek yükün geleceği konuşuluyor. Buna karşılık yetkililer, imar ve vergi aflarından gelecek paranın bu açığı kapatacağını belirtiyorlar.
Sonrasında Standart & Poors, ülke kredi notunu düşürdü. Bakanlar bu kararı eleştirdi ve zamanlamasını manidar buldular. 
Bu bilgileri hatırladıktan sonra konuya gelelim.

24 Nisan 2018

Seçimlerden sonra bir ekonomik program uygulanır mı? (Siyasetçilere Öneriler 2)


Siyaset bir günde değişiyor. Tam konuyu anlamaya çabalarken birden bir haber geliyor ve her şey tam tersine dönüveriyor. Sonra dönüp piyasalarda ne oluyor diye merak ediliyor? Neler olduğunu biz anlayamazken, yabancı sıcak para yatırımcısının anlamasını beklemek saçmalık olmaz mı?

Neyse biz gelelim baskın seçim kararının neden alındığına. Sayın Devlet Bahçeli’nin konuşmasından benim anladığım, diğer nedenlerin yanı sıra, ekonomideki dengelerin 2019’a kadar sürdürülemeyeceği. Benzeri görüşü Sayın Mehmet Şimşek’te belirtmişti. Muhalefet zaten ekonomide sorunların derinleştiğini söylüyor.

Demek ki hemen hemen tüm partiler ekonominin kapsamlı bir bakıma alınması gerektiği konusunda hem fikir. Sadece nasıl olacağı ve nelere öncelik verileceği konusunda farklı yaklaşımlar var.

Piyasa oyuncularının bazıları da seçimden sonra önemli kararlar alınacağı yönünde ciddi bir beklentiye girmiş görünüyorlar.

O zaman duruma bir bakalım.


1 Ocak 2018

Türkiye'nin sıcak para macerası

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi dergisinin Aralık 2017 sayısının Kronik bölümünde yayımlanan "Türkiye'nin sıcak para macerası" başlıklı yazıma http://politics.ankara.edu.tr/dergi/pdf/72/4/97--KRONIK-Hakan-Ozyildiz.pdf bağlantısından ulaşabilirsiniz.

Bu çalışmanın amacı, sıcak paranın özgün ve özgür ekonomik ile siyasi kararların oluşturulmasındaki etkisini tartışmaktır. Ekonomisi bu kadar dövize bağımlı olan bir ekonomide bağımsız karar alma sürecinin çok zorlaştığını ortaya koymaktır.

Not: 2018 OHALsiz, BORÇLARIN AZALDIĞI, TERÖRÜN KALMADIĞI, İŞSİZLİĞİN OLMADIĞI BİR YIL OLSUN. GÜNLERİNİZ NEŞE, SAĞLIK, UMUT VE HUZUR DOLSUN.

24 Nisan 2016

Dış dengede asıl sorun ara malı dış ticareti açık veriyor

Ana akım medyada izliyor, okuyorsunuzdur. Uzun unvanlı insanlar çıkıp, ekonomi yıllık üç mü büyümüş beş mi tartışıyorlar. Kimse, büyüme nasıl olmuş, dışa bağımlılık ne kadar, sorgulamıyor. Diğer ülkeler bizim kadar başarılı değil demeye getirip millete gazı veriyorlar.

Ancak herkes büyümenin dışa bağımlılığını biliyor. “Ne yapalım bu kısa sürede değişmez” diyerek konuyu geçiştiriyor.

Aslında konu hayati öneme sahip. Güzel olan bu gibi sorunları araştıranlar eksik olmuyor.

Geçenlerde elime T. Kalkınma Bankası’nın Ocak 2016 tarihli bir araştırması geçti. Sayın Ömür Genç “Türkiye Ara Malı Dış Ticareti”ni araştırmış. http://www.kalkinma.com.tr/data/file/raporlar/ESA/ga/2016-GA/Turkiye_Ara_mali_Dis_Ticareti.pdf

Değerli araştırmayı dikkatle okumanızı öneririm.

Çalışma hammadde ve ara malı tanımı yaparak başlamış. “Hammadde; üretilecek ürünün yapısına şekil veya bileşim değiştirerek giren maddelerdir. Ara malı ise başka bir malın üretim sürecinde girdi olarak kullanılan mallarıdır.”

13 Nisan 2016

Yeni TCMB Başkanından beklentiler

Merkez Bankası Başkanlarının değişimi hiç bir zaman kolay olmamıştır. Hem bankanın fonksiyonları hem de ekonominin içinden geçtiği dönemler, bu kadar etki yaratmaması gereken bir bürokratik olayın önemini ister istemez artırıyor.

Şartlar bu defa da değişmedi.

Her Başkandan olduğu gibi, yenisinden beklenenler de farklı.

Yasa her şeyden önce enflasyonla mücadele et, enflasyonu düşür, fiyat istikrarını sağla diyor. Yıllardır enflasyon hedeflemesi politikası uygulayan TCMB bu konuda pek başarılı sayılmaz. Belki bu defa enflasyonla mücadelede daha başarılı olunur. Ama başarısızlığın yasal bir yaptırımı olmadığını biliyoruz.

İktidar partisi ile borç içinde yüzen şirket ve şahıslar, enflasyonun değil faizlerin düşürülmesini daha çok önemsiyorlar. Hem de yavaş değil hızlı bir düşüş beklentileri var. Hızlanmanın gereğini savunanlar, ideolojik bakış açılarını geri çekerek, dünyadaki ekonomik konjonktürü neden olarak gösteriyorlar. FED ve ECB sıfır hatta negatif reel faiz uygularken TCMB’nin yüzde 9’lara karşılık gelen uygulamalarını kabul etmiyorlar.

28 Mart 2016

Dikkat dolarizasyon hızla artıyor

Yazılı ve görsel medyada vatan, millet, Sakarya edebiyatı yapanları izlerken, bir fırsat bulsam da; “Madem bu kadar vatanseversiniz, cebinizde neden Türk Lirası taşımıyorunuz?” diye sormak isterim.

Hemen hemen toplumun her kesiminden insanların bankalardaki ve/veya yastık altındaki parasınn büyük bir çoğunluğu döviz. Bunlara ithalat/ihracat/turizmle uğraşan şirketleri de eklerseniz ekonomide birikimlerilerin önemli bir bölümü yerli parada tutulmuyor.

Aşağıdaki Grafik, Aralık 2012 – Mart 2016 arasında yurtiçi yerleşiklerin bankalardaki döviz tevdiat hesaplarındaki (DTH) gelişmeleri gösteriyor.

Kaynak: TCMB

21 Mart 2016

Helikopterle para dağıtmak ve yaklaşan emeklilik krizi

Ekonomistler arasında “helikopterden para saçmak” diye bir deyim vardır. Ekonomik büyüme tıkanınca, gerekirse merkez bankalarının çok para basıp, helikopterle havadan atması anlamına geliyor. Böylelikle, bankalar aradan çıkarılacak, şirketlere ve insanlara kredi/borç vermek yerine doğrudan para verilecek. Varsayım o ki; havadan gelen para hemen harcamaya gidecek ve talep yaratılarak ekonomiye ivme kazandırılacak.
Sanırım bu fikir, çoğunuza inanılmaz, çılgınca gelmiştir. Ama iş öyle değil. Dünyanın tanınmış iktisatçıları konuyu ciddi ciddi tartışmaya başladılar bile. Okuduklarımdan çıkardığım sonuç, gelişmiş ekonomilerde kredi verilerek alınabilecek yolun sonuna gelindi. Faizler eksiye geçti. Ama çoğu ülkede finansal sistem ve bazı ülkelerde reel sektör etkin olarak çalıştırılamadı.
Çünkü sorun derinlerde. 
Yazılarımda çeşitli defalar değindim. Dünyada yönetilen fonların, çok büyük kısmı özel emeklilik fonları ile sigorta şirketlerine ait. Buna karşılık özellikle gelişmiş ülkeler uzayan ömür ve yaşlanan nüfus nedeniyle hızla ciddi bir emeklilik krizine doğru gidiyorlar.
Çok yeni bir Citybank çalışmasına göre, 20 OECD üyesi ülkenin kamu emeklilik fonlarının açığı yaklaşık 78 trilyon dolar. Bu ülkelerin kamu borçlarının toplamının 44 trilyon dolar olduğunu düşünürseniz, emeklilik sistemi açığının ne kadar büyük bir sorun olduğu daha net anlaşılır. 

25 Şubat 2016

Dünya finans sistemi yeniden şekillenirken

Dünya 2008 yılında yaşanan derin ekonomik krizden çıkmaya, bir yenisinin içine girmemeye çalışıyor. Ne yazık ki bugüne kadar başarı sağlanamadı. Büyüme patinaj yapmaya devam ediyor. En son OECD büyüme tahminini aşağı doğru revize etti, yüzde 3’e çekti.

Yeni durgunluk olasılığı konuşulup, yazılmaya başlandı bile. Soruna daha önce değinmiştim: Talep yaratılamıyor.

Maliye politikaları, aşırı kamu borç yükü nedeniyle birçok ülkede çalışmıyor.
Yük para politikasının sırtına yüklendi. Önce sıfır faizle başlandı, yetmedi parasal genişlemeler geldi. Dünya, bol para ortamında çılgınca borçlanmaya devam etti. Stoka, 2007 yılından bu yana 60 trilyon dolar yeni borç eklendi. Böylelikle toplam borç yükü 200 trilyon doları, dünya milli gelirinin üç katını geçti.

Şimdi sıra negatif faizlerde. FED dışındaki büyük merkez bankaları kendisine para getiren bankalara ceza kesiyorlar. Ancak bu aracın da etkin çalışıp çalışmayacağı konusunda ciddi şüpheler var.

Şüpheciler haklı olabilirler mi?

12 Ocak 2016

Yeni Orta Vadeli Program mı (OVP) niyet mi?

OVP nin 2000’li yıllarda mali sistemimize girmesinde, az da olsa, emeğim var.

Amacı, reel yatırımlar için çok önemli olan üç ekonomik değişken hakkında (kur, faiz, fiyat) yatırımcıya orta vadeli perfektif vermek. Böylelikle istihdam yaratan yatırım yapacaklara ışık tutar.

Değişkenler belirlenirken büyüme, cari açık, mali disiplin, para politikası gibi ana politika alanlarında olabildiğince detaylı bilgilerin kamuoyu ile paylaşılması amaçtır.
Bu bağlamda 2016-2018 arsı dönemi kapsayan OVP bakalım.

Öncelikle belirtmemde yarar var. Kur tahminleri çok iddialı. Bu yılın ortalama dolar kurunun 2,998 lira olacağı varsayılmış. Geçen yılın ortalaması 2,719 lira olduğuna göre, değişim yüzde 10,3 olacak. Bulunduğumuz yıla 3,04 lira ile başlayan doların belirtilen ortlamaya gelmesi için yılsonunda dolar kurunun 3,10 lira olması lazım. Olur mu? FED karar değiştirir yeniden parasal genişlemeye başlarsa ve/veya TCMB faizleri uçurursa neden olmasın.

27 Aralık 2015

Küresel para illüzyonu

Para hareketlerini doğru ve zamanında tahlil edebilirsek, küreselleşmeyi ve ekonomide yaşananları daha iyi anlayabiliriz.

İzninizle kısaca bir teknik giriş yapayım. Para teorisinde bir çoğaltan etkisi (paranın dolaşım hızı) vardır. Yani 1 lira (dolar) piyasaya çıkınca elden ele dolaşarak 10 liralık veya 20 liralık işlem hacmi yaratabilir. Bakkal alacağını tahsil edince, toptancıya borcunu öder, o da nakliyeciye ve fabrikaya olan borcunu kapatır. Fabrika ithalatçıya ve işçiye olan borcunu öder vb. Aynı para ile birden fazla işlem yapılarak bir ekonomideki milli hasılaya ulaşılır.

İktisatla ilgilenenler bilirler. Klasik iktisatçıların çok kullandığı Fisher’in Değişim denklemi şöyledir. MxV= PxT. Burada M (Ekonomideki para miktarı) x  V(Paranın çarpan etkisi) = P(Fiyatlar genel seviyesi) x T(Ticaret yapılan mal-hizmet miktarı, iş hacmi) anlamına gelir. Özetle piyasadaki paranın dolaşım hızı, ekonomik hayatta önemli bir belirleyicidir.

Ama bu hızın da bir sınırının olduğu mutlak bir doğrudur.

Dünyada,1990 sonrasında, ekonomik, siyasi sosyo-politik ve çılgınlıkların gittikçe derinleşiyor. Ekonomide küreselleşme ve finansallaşma aklın, mantığı sınırlarını zorluyor.

Bu bağlamda bugün size küresel para illüzyonundan bahsedeceğim.  

Aşağıdaki tablo, küresel finansal büyüklükleri içeriyor.

25 Kasım 2015

Yeni hükümet Suriye sorunu ve küresel borç krizinin üçünü aşaması

Rus uçağı krizi yeni hükümete merhaba dedi. Bakanlar daha isimleri açıklanmadan bölgesel krizin ortasına düştüler.

Buna PKK’nın hendekleri ve öz yönetim ilanlarını ekleyin.

Sadece bunlar olsa ne ala. Dahası ekonomide.

Önce Türkiye’nin adını vererek özellikle bahsettiği için, The Economist (TE) dergisinin 14 Kasım sayısına bir atıfla başlayayım.

Dünyanın saygın haftalık dergilerinden olan TE’ye göre, 2008 Küresel Krizi Amerikan hane halklarının mortgage (konut) kredisi kriziyle başladı. Ardından Yunanistan ve diğer Euro bölgesi ülkelerine sıçradı. FED ve ECB, olağanüstü parasal genişleme politikalarıyla krizlerin derinleşmesini önlemeye çalıştılar. Kısmen de başarılı oldular.

5 Ekim 2015

Sözüm siyasetçilere “Bol kepçe harcama değil tasarruf zamanı”

Dünyada işler iyiye gitmiyor, tartışılıyor. Yükselen piyasa ekonomilerine akan ucuz paranın yakın gelecekte azalacağı laf olmaktan çıktı, uluslararası raporların konusu olmaya başladı. IMF bile korkularını raporlarına yansıtmış. Üç büyük merkez bankasına (FED, ECB, BoJ) “Aman para arzını azaltmayın, gelişme yolundaki ülkeler ve sizin ekonomileriniz zarar görürler” demeye getiriyor.

Peki, biz ne yapıyoruz?

Dışarıda olanlara gözlerimiz kapalı, kulaklarımız tıkalı.

Yılbaşından beri seçimlerle uğraşıyoruz. Bir genel seçim yaptık, sonuçlar beğenilmedi. Yenisine hazırlanıyoruz. Hükümet geçici, ama terör ateşi ülkeyi sarmak üzere. Her gün ölüm haberleri alıyoruz. Anlayacağınız, politik riskler öncekine göre daha fazla.

Üstelik sadece iç siyasi sorunlarla değil, bir de sınırlarımızın dışında Suriye’de neredeyse Ruslarla savaşır duruma geleceğiz. “Bu bizim sınırımız Rusların burada ne işi var?” da diyemiyoruz. Çünkü zamanında komşumuz olmayan Mısır konusunda çok ileri, geri konuştuk.

Dolar/döviz aldı başını gidiyor. Yetkililer sadece seyretmekle yetiniyor.

21 Ağustos 2015

Yedi köyün delisi bir araya geliyor

Bu günlerde ekonomi yazmak çok zor.

Her gün gelen şehit haberleri, ülkenin bir bölümünde yaşanan akıl dışı olaylar. Bu olaylara bakarken hala daha sekter ve taraflı bakanlar. “Çözüm süreci” diye başlayan gelişmelerin, işi daha da çözümsüzlüğe doğru götürmesi. PKK’nın yolarda menfezlere tonlarca bomba yerleştirmesine, bölgedeki belediyelerin üstüne asfaltlama atarak yardım ediyor iddiası.

Aklım almıyor.

Ancak bir yandan da hayat devam ediyor.

3 Ağustos 2015

TCMB’nin “Sadeleştirme” politikasının zamanlaması manidar!

Merkez Bankası Başkanı Sayın Erdem Başçı son Enflasyon Raporu toplantısında, faiz koridoru uygulamasından ortodoks politika seçeneğine geçişin sinyallerini verdi. Önümüzdeki günlerde açıklamayı düşündükleri teknik bir çalışma sonrasında, piyasa aktörlerinin görüşlerini de alarak, “tek politika faizi” uygulamasına yönelebileceklerini söyledi.

Aslına bakarsanız, yerli malı faiz koridoru uygulaması, özellikle, yabancı yatırımcılarca pek beğenilmemişti. Ama sonraları aşırı döviz dalgalanmalarına karşı, kısmen de olsa, etkili olabildiği görülünce eleştirilerin dozu azaldı.

Ama Hazine tahvillerine yatırım yapanlar alt ve üst bant uygulamasına göre pozisyon alamadılar. Onlar genellikle üst bandı referans alarak işlem yaptılar. Zaman zaman zarar ettiler ve yabancılar son aylarda sabit getirili tahvilleri satmaya başladılar.

29 Mayıs 2015

Büyüme, bölüşüm ve makro ekonomik politika seçenekleri

Eğer gerçekten geleceği düşünen bir politika demeti uygulamak istenirse üç temel önceliği öne çıkarmalı: Bölüşüm, ekonomik bağımsızlık ve büyüme (BBB).

Yazması kolay. Ancak her birisi yüzlerce kütüphaneyi dolduracak kadar kitap konusu. İktisatçılar asırlardır bunlar üzerinde yazıyor, konuşuyor, tartışıyor.

Evet, bu söylem doğru. Ama hangi cenahtan olurlarsa olsun tüm gerçek iktisatçıların üzerinde anlaştığı tek bir konu var. Ekonomi üretmeli, istihdam ve refah yaratmalı. Yeteri kadar istihdam yaratamayan makro ekonomik politika seçenekleri başarısızdır. Uygulayanlar, yanlışlarından dönmeyenler ya iktisat bilmiyordur ya da ekonomik bağımsızlık konusuna bilerek ve isteyerek önem vermiyorlardır. Üretim yerine, ithalatçı, dışa bağımlı politika seçeneklerini destekliyor olabilirler.