Kalkınma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kalkınma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Temmuz 2017

Yabancıların Türkiye ekonomisine bakışı değişiyor

Almanya ile başlayan son siyasi krizin doğrudan yabancı sermaye girişlerini olumsuz etkileyeceği söyleniyor.

Özetlemek gerekirse, yabancı yatırımcılar için iki tür piyasa vardır: Yatırım piyasası (Investing market) uzun vadeli doğrudan yatırıma uygun piyasa. Yani fabrika yatırımına ağırlık verilebilir ekonomiler. Örneğin, Çin, G. Kore gibi.

Kısa vadeli işlem piyasası (Trading market) deyimi ise Londra ve New York’taki uluslararası dev yatırım bankalarının “dealing room”larında (günlük işlem odalarında) kullanılan bir deyim. Uluslararası finansal piyasalarda kısa vadeli işlem yapan yatırımcıların geliştirdikleri tanımlardan biri.  

Gittikçe daha fazla finansallaşan dünyada, günlük 5-6 trilyon dolarlık döviz işlemi yapan “dealer”lar, (kısa vadeli finansal işlem uzmanla) uzun vadeli yatırımlarla ilgilenmezler. Onlar, üretken fabrika yatırımlarına kredi vermek, proje değerlendirmek gibi işlerden hiç anlamazlar. Emtia, döviz ve sermaye piyasalarında anlık işlemler yaparak para kazanırlar. Günlük mesailerinin çoğunu kur, hisse, enflasyon, faiz, CDS, hedge gibi kavramlarla geçirirler. Önlerinde dört-beş tane işlem ekranı, yakınlarında bir televizyon, üzerlerinde anlık hızlı ve doğru karar alabilmenin baskısıyla hayatları geçer.

11 Temmuz 2016

Babasına bile güvenmeyen millet olmuşuz


Tatilde sosyal medyada gezinirken https://whatsupturkey.com/ adresli sitede, Türkiye’yi de içeren bir OECD çalışmasına rastladım.

2008 yılında OECD üyesi ülkelerde, insanlara bir birlerine olan güveni hakkımda çeşitli sorular sorulmuş. Karşılıklı güvenin oranı araştırılmış. En yüksek oran Danimarka, Norveç, Finlandiya, İsveç gibi kuzey ülkelerinde çıkmış. Danimarka’da yaşayan insanların yüzde 89’u diğer Danimarkalılara güvendiğini belirtmiş.

Aşağıdaki grafikte ülkelerin güven katsayısı, büyükten küçüğe sırlanmış şekilde yer alıyor.

Benim güzel ülkem sondan ikinci. Türkiye’de yaşayanların sadece yüzde 24’ü karşısındakine yüksek seviyede güven duyuyor. Kalan nüfus, diğer vatandaşlara yüksek oranda güvenmiyor.

Konunun uzmanı olan sosyologlar ve eğitimciler derin tahliller yapabilirler. Ben tecrübeyle edindiğim gözlemlere dayanarak, yerlerde sürünen oranla ilgili bazı şeyler yazmaya çalışacağım.

29 Ağustos 2014

Güven en önemli sosyal sermayedir

Ekonomistler için emek, sermaye ve teknoloji, üretim için olmazsa olmazlardır. Büyüme ve daha önemlisi kalkınma için bu üç temel faktörü en başarılı şekilde bir araya getiren politikaları üretebilen ülkeler başarılı olurlar. Diğer bir deyimle, eğitilmiş işgücü, yeterli sermeye ve olabildiğince yeni üretim teknolojisi üretebilen ekonomiler sürdürülebilir kalkınmayı yakalarlar.  

Bu üç faktörden bir olan sermaye bizim gibi gelişme yolunda olan ülkeler için en başta gelen sorunlardandır. Yetersizdir. Açık vardır, kapatması da çok kolay değildir.

Sermaye çeşitleri

Ama gelin önce sermayeden neyi kastediyoruz biraz açalım. Sermayeyi dörde ayıralım: Beşeri, fiziki, finansal ve sosyal sermaye.

16 Ağustos 2014

Bu düzen değişmemeli (?!)

Hem 68’li abilerimizin hem de biz 78’lilerin gençliği, önce dünyada sonra ülkemizde düzeni değiştirme uğraşısıyla geçti. Kimimiz olaya sınıfsal batık kimimiz milliyetçi. Ama ortak ideal ülkede fakirliğin azaltılması, refahın artması ve bağımsız, demokratik bir ülkede yaşamaktı. Evet amaçlar aynı olsa da yöntemler farklıydı. Bunun nedenleri ayrı bir konu.

Hepimiz ezilenin, mazlumun yanında olduğumuzu söylüyorduk. Zaten çoğumuz dar ve sabit gelirli ailelerden geldiğimiz için çözmeyi istediğimiz sorunlar aslında yakın çevremizin sorunlarıydı.

Bu nedenle geniş kitleleri etkileme şansını yakaladık. Şans diyorum ama, aslında ideallerimiz için gece, gündüz demeden; yemeden, içmeden çalıştık. Düşündüklerimizin, hayallerimizin ne kadarı doğru ise, yaptıklarımızın, eylemlerimizin o kadarı yanlıştı. Ama sonuçta mevcut düzeni değiştirmek istiyorduk.

Bugün kimsenin düzenle sorunu yok(!?)

21 Temmuz 2014

İnternete erişim bir gelişmişlik göstergesi oldu

Dünya son 60 yılda öyle çok teknolojik yenilik gördü ki, önceki nesillerin görme fırsatı olsaydı bu hıza inanamazdı.

Dedemlerin nesli için transistörlü radyo çok önemliydi. Bataryaya bağlı radyolardan ajans haberlerini dinlemek için verilen emeği hatırlarım. Hatta köylerde radyo misafirlerinin olduğunu duyardım. Bizim için televizyon benzer rolü oynadı. 1970’li yıllarda evlere telesafirler gelirdi.  

Ama biz aynı zamanda bilgisayarın gelişini de gördük. Meslek hayatımızın ilk dönemlerinde ofislerimizde bilgisayarla tanıştık. 1986 yılında ABD’den lisans üstü eğitimden döndüğüm zaman, Hazine Müsteşarlığı’nda her genel müdürlükte birer tane, masa üstü bilgisayar vardı.

2 Haziran 2014

Ulusal İstihdam Stratejisi üzerine

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, hazırlıklıları uzun süredir devam eden 2014-2023 Ulusal İstihdam Strateji (UİS) dokümanını, 30 Mayıs 2014 tarihli resmi Gazete ‘de yayımladı. Benim bildiğim kadarıyla bu kadar uzun süreyi kapsayan bir strateji belgesi ilk defa hazırlanıyor.

İçeriği üzerinde ben dahil her kesimin ve kişinin eleştirisi olabilir. Ama ekonominin en can alıcı konusunda şeffaflık ve hesap verebilirlik adına böylesine kapsamlı çalışma yapanları kutlamak lazım. Bundan sonra sıra UİS beğenmeyen dernek, sendika, üniversite, muhalefet partileri ve diğerlerine geldi. Görüş belirttik dinlenmedik demek yerine alternatif strateji yayınlamalarında yarar var.

Gelelim UİS’nin eksiklerine

27 Nisan 2014

Ekonomide başarının formülü ve tatmin hovardalığı

Ekonomi günlük değerlendirilecek kadar basit bir şey değildir. Tamam eğer borsada, para piyasasında işlem yaparak para kazanıyorsanız bir sözüm olmaz. Ama günlük yorumlar, o sadece küçük bir kesimi ilgilendiren bir değerlendirme olarak kalır. Oysa uzun vadede asıl olan, insan elindeki kaynaklarla en yüksek tatmini elde etme mücadelesi vererek hayatını idame ettirmeye çalışır. 

Dolayısıyla insan davranışlarının bir bileşkesi olan ekonomi içinde temel değerlendirme; ülkedeki kaynakların nasıl ve niçin kullanıldığı olmalıdır. Kıt kaynaklar en etkin ve verimli bir şekilde kullanılıyor mu asıl olan budur. 

Peki bunu nasıl anlayacağız? 

10 Nisan 2014

Dünyada kaçıncıyız?

Teknisyenlerin ekonomik sıralama ve karşılaştırmalar yapmaktan amacı gelişmişlik düzeyini anlamak, diğer ülkelerle farkı ölçmek ve başarılı örnekleri araştırmaktır. Başarı hikâyelerinden dersler ve örnekler çıkararak kendi ülkesine uygulamaya çalışmaktır.

Birçok siyasetçi içinde aynı şeyleri söyleyebiliriz. Ancak özellikle popülist azgelişmiş ülke politikacıları nedense genel karşılaştırmalar yapmak yerine olayın başarılı yanlarını öne çıkarmayı tercih etmekte ustalaşmışlardır.

Bunun örneklerinden birisi bizim ülkemizdekilerdir. İktidarda olanlar genellikle büyüme rakamlarını öne çıkararak halka ne kadar başarılı olduklarını anlatırlar. Muhalefet ise cari açıkla, dışarıdan alınan borçla büyümenin uzun vadeli risklerine dikkat çeker. Sosyal kalkınmanın büyümeden daha önemli olduğuna vurgu yapar.

Hatta bizdeki tartışmada iktidar 16. büyük ekonomi olduğumuzu, muhalefet ise 17. olduğumuzu tartışa gelmektedir.

Bunlar boş tartışmalar

Kalkınma ekonomik başarının en temel ölçüsüdür. Ekonominiz yüzde 1 veya 10 büyüse, buna karşılık eğitimde, kişisel haklarda veya temiz suya erişimde geride kalıyorsanız refahın paylaşımında sorunlar var demektir.

Sosyal kalkınma konularını özetleyen 132 ülkeyi kapsayan 2014 Sosyal Gelişmişlik Endeksi’nde (SGE) [1] ne yazık ki, 64. sıradayız. Büyüklük sırasıyla arada 47 fark var. Üzerinde uzun uzun durup düşünülmesi bir açıklık. Listenin başında Yeni Zelenda var. Tüm AB ülkeleri ve Malezya, Brezilya, Trinidad ve Tobago, Ekvator, Botsvana, Ermenistan, Bosna Hersek bizden önde.