Sıcak para etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sıcak para etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ağustos 2019

Belirsizlikler artınca spekülatörlere gün doğuyor

Geçen hafta ABD Doları kurunda gece yarısı yaşanan ani hareket konuşuldu. Nasıl olmuştu da $/TL kuru 6,40’lara kadar tırmanmış, sonra düşmüştü? Televizyon kanallarında, sosyal medyada yorumlar yapıldı. Daha önce swap’ı öğrenen dolar birikimcisi ahali, şimdi de “stop-loss” nedir onu öğrenmeye çalışıyor. 
Dikkat edin, tanımların Türkçesi bile yok. Çünkü hepsi Londra, New York üretimi işlemler.
Sıcak paracılar ve dolarizasyon bize işsizliği, gelir dağılımı adaletini, sanayileşmeyi, eğitimi, teknolojik yeniliği, verimliliği, çevreyi korumayı, velhasıl kelam kalkınmayı unutturdu. 
Sabah dolar kuruyla gözümüzü açıyoruz, borsayla devam ediyoruz. Akşam faizle kapatıyoruz.
Oysa bunlar çok kısa vadeli değişkenler. Belirsizliklerden aşırı etkileniyorlar. Çoğumuz takip etmekte zorlanıyoruz. Kambiyo rejimimiz dışa tamamen açık olduğu için, gece yarısı Japonya’da biri hapşırınca, sabah biz burada hasta oluyoruz.
Gelin dünyaya ve bölgemizdeki belirsizlikleri hatırlayalım.

19 Temmuz 2019

Cari açığın azalmasına sevinelim mi?

Ekonominin dışarıyla ilişkisini ödemeler dengesi bilançosu özetler. Bilanço, bir ekonomiye, belirli bir dönemde (ay, yıl) gelen ve o ekonomiden çıkan tüm para akımlarının kaydıdır.
Dört ana bölümden oluşur. 
Birincisi, ithalat, ihracat, turizm, faiz, navlun gibi tüm mal ve hizmet hareketlerini gösteren cari işlemler dengesidir. Ekonominin dışarıyla olan bağlantısını özetidir. Çok konuşulan açık/fazla buradan izlenir. 
İkincisicari işlemler dengesinin açığı varsa nasıl kapatıldığını, fazla veriyorsa dövizin nereye gittiğini gösteren sermaye hareketleribölümüdür. Burada; doğrudan yatırımlar, hisse senedi ve tahvil alım satımları (portföy yatırımları), mevduat ve efektif hareketleri ile krediler izlenir. 
Üçüncübölüm rezerv hareketlerinikaydeder. Merkez Bankasının uluslararası rezervlerinin durumunu gösterir.
Dördüncübölüm net hata ve noksandır. Diğer hesaplara kaydedilemeyen dövizler burada gösterilir. Bir düzeltme kalemidir.

23 Mayıs 2019

Amaç kambiyo kontrolü mü?

Son günlerde Merkez Bankası ve Bankacılık Düzenleme Denetleme Kurumu döviz işlemleri ile ilgili kararlar alıyorlar. Yetkililer aldıkları kararların gerekçesini, spekülatif hareketleri önlemek olarak açıklıyor. Buna karşılık piyasalardaki oyuncular, bu kararların ileride bir kambiyo (sermaye hareketleri) kontrolüne dönüşüp dönüşmeyeceğini merak ediyorlar.
İki taraf ta haklı. 
Kamudaki karar alıcılar haklı. Çünkü bazen piyasalar oldukça hareketli olabiliyor. Aşırı iniş çıkışlar, döviz borcu olanların sinirlerini bozuyor. Beklentileri olumsuz etkiliyor. 
Piyasadaki oyuncular da haklı. Çünkü onlar, yatırım kararlarını, yürüklükteki kurallara göre alıyorlar. Eğer kapsamlı değişikler olacaksa, kambiyo kontrolü gelecekse, bilmek istiyorlar. Belirsizlikler riskleri artırıyor. Kurları ve diğer ekonomik değişkenleri olumsuz etkiliyor.
Yapılanlar ne kadar kambiyo kontrolü ne kadar makro ihtiyati önlem bir bakalım.

18 Nisan 2019

Döviz rezervlerinin sıcak paracılar için önemi

Son günlerin en çok konuşulan konusu yine dolar, Euro olmaya başladı. Bir yandan birkaç hafta önce Londra’daki swap (takas) piyasalarında yaşananların etkileri konuşuluyor. Daha onun etkisi bitmeden, şimdide T.C. Merkez Bankası’nın rezervleri gündemde.
Dünya Gazetesi’nden Alaattin Aktaş’ın rezerv hesapları konusunda verdiği teknik bilgi uzmanların dikkatini çekmişti. Seçimin heyecanıyla, mazbata tartışmasıyla konu unutuldu. Sonra Financial Times konuyu ele aldı. Piyasalar ve karar alıcılar tepki vermeye başladılar.
Bana kalırsa tüm bu tartışmalara son verecek olan TCMB. Acilen açıklayıcı bir bilgi notu hazırlamalı. Rezervlerin nasıl izlendiği, hangi bilanço ve bilanço dışı kalemlerin hesaplara dâhil edildiği en geniş şekliyle açıklanmalı. Bu not piyasa uzmanlarına değil, iktisat bölümü öğrencilerine hitap edecek şekilde hazırlanmalı. Böylelikle her kesin farklı bir hesaplama yöntemi kullanmasının önüne geçilmeli. 
Aslında bu, şeffaflığı ve hesap verilebildiği ilke edinen her merkez bankasının yapması gereken bir şey.

10 Nisan 2019

Anglosakson bireysel emeklilik fonları ve dolarizasyon


Türkiye ağır bir ekonomik süreçten geçiyor. Sorunun temelinde dış borç sorunu olduğu konusunda geniş bir konsensüs var.

Gözümüz dövizde.

Bazen T.C. Merkez Bankası’nda ne kadar rezerv kaldığını tartışıyoruz. Bazen de yabancılar ne kadar hisse aldı, ne kadar Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS) sattı onu takip ediyoruz. Ekonomi medyası, ABD ve AB merkez bankalarının faiz kararlarını izleyen, yorumlayan uzmanlarla (!) doldu. Yayınlarda konuşulan dil bile Türkçe ’den uzaklaşmaya başladı.

Normal mi?

Eğer bu kadar dolarize olursanız neden olmasın? En son veriler, bankalardaki mevduatın %54’ünün, kredilerin %40’nın yabancı para olduğunu gösteriyor.

Bu gelişme, Türkiye’de mevduat ve kredi faizlerini, TC Merkez Bankası’nın davranışlarından çok yabancıların tercihleri belirlemeye başladığı anlamına geliyor. (Ne söylediğimin farkındayım.)


19 Kasım 2018

Sosyal sermayemiz hızla azalıyor


Sıcak parayla, dövizle, faizle uğraşmaktan uzun vadeli konuları görmez olduk. Devamlı atıf yaptığım üretim, paylaşım gibi konuları çok azımız konuşur olduk.

Bugün size hemen hemen hiç konuşulmayan bir konudan, sosyal sermayeden bahsetmek istiyorum.

Sermayeyi çoğumuz mal, para, gayrimenkul, hisse senedi vb. olarak biliriz. Zaman zamanda beşeri (insan) sermeyesinden konuşanları dinleriz. Özellikle eğitim konusu açıldığında ekonomistler, konuyu döner dolaşır verimliliğe ve büyümeye getirirler. Yani fiziki ve beşeri sermeye bilinen konulardır.

Buna karşılık sosyal sermaye çok yeni gündeme gelen bir kavramdır. Konu ilk olarak 1990 yıllarda gündeme gelmiştir.

Sosyal sermaye kimine göre “sosyal yapının özelliklerinin ve toplumda bireyler arasındaki ilişkilerin ekonomik performansı arttırır.” Kimine göre ise; “bireylerin, toplumun resmi ve sivil kurumları arasında üyelik yoluyla fayda sağlama kapasitesi ve yeteneğidir. Bir yandan komşular, aileler ve bireyler arasında, diğer yandan da toplumdaki kurumlar arasında bağ oluşturan bir sermaye türüdür. Toplumdaki bireylerin, mevcut kaynakların daha etkin kullanımını sağlamak üzere birlikte çalışabilmeleri için sosyal sermayeye ihtiyaç vardır. Genellikle kabul edilen görüş ise, ortak faydaya dayalı işbirlikçi davranışın sosyal sermayenin özünü oluşturduğu ve de sosyal grupların, ortak iyinin elde edilmesi için birlikte çalışabilme ve işbirliği yapabilme kapasitelerini ifade ettiğidir” (www.ekodialog.com).

OECD ye göre sosyal sermeye; iyi niyet, arkadaşlık, duygu birliği, başkalarının duygu ve düşüncelerini anlama/paylaşma ile kişiler ve aileler arasındaki sosyal ilişkilerdir.

19 Ekim 2018

Türkiye’ye sıcak para girişleri azalacakmış

Önce Amerikalı Papaz serbest bırakıldı. Ardından Hazine aylar sonra tahvil piyasalarından borçlanabildi. Yılbaşında 10 yıl vadeli tahvil için yatırımcıya % 5,2 getiri öderken, şimdi 5 yıllık tahvile %7,5 getiri ödemek zorunda kaldı.
Arada geçen sürede, diğer gelişmelerin yanı sıra ülke kredi notunun düşmesi de tahvil maliyetinin artışında önemli bir etken oldu.
Ardından döviz kurları aşağıya gelince, etrafta bir rahatlama havası göze çarpıyor.
Bu durum ne kadar sürekli olur anlamaya çalışalım.
Önce döviz talebitarafına bakalım.
TCMB verilerine göre, Ağustos 2018 – Ağustos 2019 arasındaki dönemde, Türkiye’nin vadesi bir yıldan az olan dış borç stokunun toplamı 175,2 milyar dolar.Bu toplamın 98,4 milyar doları bankacılık sektörünün, 70,6 milyar doları reel sektörün, kalanı kamunun borcu.
Yeni Ekonomik Programa göre, ekonomi 2019 yılında 26 milyar dolar cari açıkverecek. 
Rakamlar değişmez, varsayımlar tutarsa, Türkiye’nin toplam döviz ihtiyacı, yaklaşık 200 milyar doların üstünde olacak.
Öncelikle belirteyim. Bu benim önceki tahminlerimden 30 milyar dolar kadar aşağıda bir rakam. Sadece dış finansman açısından bakınca sevindirici. Ama büyüme açısından zor bir durum. Büyümek için dış finansmana, sıcak paraya bağımlı ekonomi küçülecek. İşsizlik artacak.
Şimdi gelelim döviz arzıtarafına.

17 Ağustos 2018

Ekonomide yeni denge!

Baştan belirteyim. Ne olduğunu anlamakta zorlananlar varsa hiç kendilerini yormasınlar. Bakış açılarında derin bir ayrılık var. Olayı tetikleyen etkenlerin ekonomik mi yoksa siyasi mi?  
Aşırı dolarize olmuş, sıcak paranın toplamı milli gelirin yüzde 25’le tarihi zirvesinde olan, yılda 240 milyar dolar dış kaynak bulması gereken bir ekonomide, niyeti kötü olan yabancılar bunu istismar etmez mi? Kendi lehine kullanmaz mı? Orta ve uzun vadeli politikalarını bunun üzerine kurmaz mı? Osmanlı kapitülasyonlar ve aşırı dış borçlar yüzünden ne hallere geldi bilmiyor muyuz?
Sıcak paraya bağımlı bir ekonomide ülke riski değerlendirmeleri hayati önemini Benim Mülkiye’deki öğrencilerim biliyor. Ülke derecelendirmesi yapılırken nelere dikkat edildiğini onlara her yıl anlatırım. (Derste yaptığım sunuma ulaşmak için: http://hakan.hozyildiz.com/kaynaklar/?tid=30#sbf-5.-hafta )  ABD, AB, İngiltere ve Japonya ile ilişkilere verilen özel öneme atıfta bulunurum.Öğrencilerim genellikle neden özellikle bu ülkeler diye sorarlar. Cevabım basittir: Sıcak para döviz fonlarının büyük çoğunluğu New York ve Londra olmak üzere Tokyo, Frankfurt ve Paris’ten yönetilir. Eğer o ülkelerle bir sıkıntı yaşanırsa bu sorun olarak algılanır ve ülke risk primleri artar.
Bunlar tamam. Ama son yaşananları sadece dış politika ile açıklamak, alınan bunca ekonomik kararı açığa düşürür.

30 Mayıs 2018

Kurlar duruldu ama faiz yükü ne olacak?

Önceki yazımda kur hareketinin, şirketlerin ve Hazine’nin borçlarında yaratacağı etkileri değerlendirmeye çalışmıştım. Kurlardaki yükselişi yavaşlatmak için TCMB’nin faiz artırmak zorunda kalabileceğine vurgu yaparak, ekonominin kur ve faiz kıskacına girdiğini ileri sürmüştüm.
Merkez Bankası politika faizini yükseltti. Yetmedi ardından sadeleşme adımıatarak piyasalara, bir anlamda, faizleri geri çekmeyeceğinin garantisiniverdi. 
Yanı sıra Sayın Mehmet Şimşekve TCMB Başkanı, Londra’da sıcak para yatımcılarına, enflasyon rakamlarına bağlı olarak, 7 Haziran’da yeniden faizlerin yükseltilebileceği sinyalini verdiler. 
Böylelikle %13,5 olan Merkez Bankası politika faizi, %16,5’ğa; gecelik faiz %18’e; geç likidite penceresi faizi de %19,5 düzeyine kadar yükseltildi. Nereden baksanız önemli bir artış. Hatta piyasalardaki 7 Haziran’dan sonra tekrar bir artış olacağı beklentilerini de eklerseniz artış burada durmayacakmış gibi görünüyor.
Evet kurlardaki hareket tersine döndü. Ama faiz artışının borçlulara ve ekonomiye etkisi ne olacak? Hazine’ye ve kamuya gelen yükü şimdilik bir kenara koyuyorum.

26 Mayıs 2018

Kur artışının faturasını kim ödeyecek?

Borç, özellikle dış borç ve sıcak para üzerine yazdığımı biliyorsunuz. Bunu yaparken tek amacım var: Okuyucularımı borç konusunda bilgilendirmek ve soru sormalarını sağlayabilmek. Kim olursa olsun fark etmez. Sadece “bu borçla, “el atıyla” nereye kadar gideceğiz?” diyesorsunlar. Umarım soranlar çoğalmıştır. 
Ama benim cevap veremediğim bazı sorular var.
Piyasalardaki çalkantının sonunda kurlar yine tarihi zirvelere oturdu. TCMB faizleri yükseltti ama kurlar durmadı. Bazıları “Olsun ne olur?” diyor.
Gelin olabileceklerin bazılarına bakalım.

3 Mayıs 2018

Derinleşen ekonomik sorunlara ekonomik mi yoksa siyasi çözüm mü bulunacak?

Olaylar çok hızlı gelişmeye başladı.
Önce IMF IV. Madde Konsültasyon Raporu yayınlandı. IMF heyeti Şubat 2018 tarihinde Türkiye’deydi. Erken seçim gündemde değildi. Raporda geçen yıl yaşanan yüksek büyümeye vurgu yapılırken, başta dış açık, yüksek enflasyon ve kredi genişlemesi olmak üzere birçok konuya dikkat çekiyor. Bunların arasında KÖİ projeleri için verilen garantiler de var.
Ardından Hükümet gündeme vergi aflarını ve emeklilere ikramiye gibi seçim vaatlerini gündeme getirdi. Bütçeye 30 milyar lira civarında bir ek yükün geleceği konuşuluyor. Buna karşılık yetkililer, imar ve vergi aflarından gelecek paranın bu açığı kapatacağını belirtiyorlar.
Sonrasında Standart & Poors, ülke kredi notunu düşürdü. Bakanlar bu kararı eleştirdi ve zamanlamasını manidar buldular. 
Bu bilgileri hatırladıktan sonra konuya gelelim.

3 Mart 2018

Sıcak çok sıcak para

Uluslararası Yatırım Pozisyonu (UYP) verileri yayımlanınca hemen kısa vadeli sıcak paranın son durumuna bakma ihtiyacı duydum.
Sizin için aşağıdaki grafiği hazırladım. Grafik 1996-2017 yılları arasında sıcak paranın milli gelire oranı gösteriyor. Sıcak para tanımım basit: Yabancıların Türkiye’deki hisse senedi, Hazine tahvili stokları ile bankalara yatırdıkları mevduatlar. Sıcak paranın milli gelire oranını vererek, bir anlamda, ekonomideki yerini, önemini göstermeyi amaçlıyorum.
Sadece bu değil.
Çok sıcak para demek, bir anlamda, ülkedeki karar alıcıların elini kolunu bağlamak demektir.
Çünkü sıcak para sahipleri, getiriye (faize) ve oynaklıklara aşırı duyarlı yatırımcılardır. İster iç politikada ister bölgesel jeo-stratejik dengelerde, onların hoşuna gitmeyen bir şeyler olsun hemen yatırım kararlarını değiştirirler. Bazen zararı göze alıp, ellerinde ne varsa satıp savıp, piyasayı terk edebilirler. Bu çok ender rastlanan bir durum olmakla berber, asıl olan, oynaklıktan çabuk etkilenirler ve daima daha yüksek getiri talep ederler.
Ne demek istediğimi grafikten de anlayabilirsiniz. 1996-2017 arasında sıcak para / milli gelir oranı 4 defa zirve yaptı. İlki Uzak Doğu Asya Krizi ve büyük Marmara depreminin yaşandığı 1999 yılında. İkincisi, 2008 Küresel Krizi sırasında, üçüncüsü cari açığın zirve yaptığı 2011 yılında ve geçen yıl.

1 Ocak 2018

Türkiye'nin sıcak para macerası

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi dergisinin Aralık 2017 sayısının Kronik bölümünde yayımlanan "Türkiye'nin sıcak para macerası" başlıklı yazıma http://politics.ankara.edu.tr/dergi/pdf/72/4/97--KRONIK-Hakan-Ozyildiz.pdf bağlantısından ulaşabilirsiniz.

Bu çalışmanın amacı, sıcak paranın özgün ve özgür ekonomik ile siyasi kararların oluşturulmasındaki etkisini tartışmaktır. Ekonomisi bu kadar dövize bağımlı olan bir ekonomide bağımsız karar alma sürecinin çok zorlaştığını ortaya koymaktır.

Not: 2018 OHALsiz, BORÇLARIN AZALDIĞI, TERÖRÜN KALMADIĞI, İŞSİZLİĞİN OLMADIĞI BİR YIL OLSUN. GÜNLERİNİZ NEŞE, SAĞLIK, UMUT VE HUZUR DOLSUN.

19 Ekim 2017

Sıcak para zirvede

Uluslararası Yatırım Pozisyonu (UYP) verileri ekonomini döviz dengesi hakkında önemli bir göstergedir. Döviz dengesi ise ekonominin dışarıdaki hareketlere ne kadar duyarlı olduğunu gösterir.

Denge (açık/fazla pozisyon) ülkenin döviz varlıkları ile yükümlülükleri arasındaki farktır. Ağustos ayında Türkiye’nin açık pozisyonu 462,4 milyar dolara ulaştı. Bu rakam, OVP’de yayımlanan 2017 milli gelirinin yüzde 55’ine karşılık geliyor. (2009 Küresel Krizi öncesi yüzde 30’larda olan bu oran geçen yılsonunda yüzde 42 civarındaydı)

Bunun anlamı şu: Bir yıllık üretimimizin yarısından fazla döviz yükümlülüğümüz var. Yükümlülüklere; yabancıların Türkiye’deki doğrudan yatırımları, portföy (hisse senedi ve tahvil) yatırımları, mevduatları ve verdikleri kredilerin hepsi dahil.

Yılbaşından bu yana yüksek getiri ve faiz ortamından yararlanmak isteyen yabancı yatırımcılar, özellikle BIST’e ve Türkiye tahvillerine yoğun ilgi gösteriyorlar. Böylelikle portföy yatırımları (hisse senedi ve tahvil) stoku sekiz ayda yaklaşık 40 milyar dolar (%30) artarak 181 milyar dolara yükseldi.

Bana göre bu yükümlülükten daha önemlisi sıcak para stoku. Yani, vadeli bir enstrümana bağlanmayan, her an hareket etme kabiliyeti olan dövizler.

24 Temmuz 2017

Yabancıların Türkiye ekonomisine bakışı değişiyor

Almanya ile başlayan son siyasi krizin doğrudan yabancı sermaye girişlerini olumsuz etkileyeceği söyleniyor.

Özetlemek gerekirse, yabancı yatırımcılar için iki tür piyasa vardır: Yatırım piyasası (Investing market) uzun vadeli doğrudan yatırıma uygun piyasa. Yani fabrika yatırımına ağırlık verilebilir ekonomiler. Örneğin, Çin, G. Kore gibi.

Kısa vadeli işlem piyasası (Trading market) deyimi ise Londra ve New York’taki uluslararası dev yatırım bankalarının “dealing room”larında (günlük işlem odalarında) kullanılan bir deyim. Uluslararası finansal piyasalarda kısa vadeli işlem yapan yatırımcıların geliştirdikleri tanımlardan biri.  

Gittikçe daha fazla finansallaşan dünyada, günlük 5-6 trilyon dolarlık döviz işlemi yapan “dealer”lar, (kısa vadeli finansal işlem uzmanla) uzun vadeli yatırımlarla ilgilenmezler. Onlar, üretken fabrika yatırımlarına kredi vermek, proje değerlendirmek gibi işlerden hiç anlamazlar. Emtia, döviz ve sermaye piyasalarında anlık işlemler yaparak para kazanırlar. Günlük mesailerinin çoğunu kur, hisse, enflasyon, faiz, CDS, hedge gibi kavramlarla geçirirler. Önlerinde dört-beş tane işlem ekranı, yakınlarında bir televizyon, üzerlerinde anlık hızlı ve doğru karar alabilmenin baskısıyla hayatları geçer.

8 Temmuz 2017

Dünyada merkez bankaları müziği kapatırken “trade market”e dönüşen ekonomi

Son günlerde iki önemli çalışma yayımlandı.

İlki Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF)’ne ait. İlk cümlesi mealen şöyle, “küresel olağanüstü düşük faiz oranları dönemi sona eriyor.” IIF ardından yükselen piyasa ekonomilerinin durumunu kısaca inceliyor. Hindistan ve Türkiye gibi bazı ülkelerin, bu dönemi yatırımdan çok tüketime dayalı bir büyüme modeliyle geçirdiklerine vurgu yapıyor.

Merkez bankalarının üst kuruluşu olan BIS (Basel International Settlements) ise 2017 yıllık raporunu yayımladı. Dünya ekonomisinden, finansal sektörün son durumunun değerlendirilmesine kadar birçok konuyu içeren oldukça kapsamlı bir çalışma.
Rapor, dünya ekonomisinde dört ana riske dikkat çekiyor: Yükselen enflasyon merkez bankalarını parasal sıkılaştırmaya zorlayacak. Böylesi bir gelişme finansal sektördeki stersi artırır. Büyüme yavaşlayabilir. Bunlara bir de ticarette korumacılık eklenirse büyüme büyük darbe yiyebilir.

Bunlar önemli. Ama orta ve uzun vadeli değerlendirmeler.

3 Temmuz 2017

Gelirinin yarısı kadar dış borcu olan ülke!

Türkiye’nin 2001 Krizinden önce 100 milyar dolar civarında dış borcu vardı. Ağır dış borç alınarak Krizin kısa süreli hasarları giderilmek istendi. Kapsamlı yapısal reformlar hayata geçirildi. Uzun vadede tekrar borçlanmanın azaltılması hedeflendi. Amaç ülkeyi bir daha borç sarmalına sokmamaktı. Politikaları beğenen olduğu kadar eleştiren de oldu ama kriz aşıldı.

Oysa dış borç stoku, 2002 yılsonundan geçen mart ayına kadar sürede yüzde 218 artarak 412 milyar doları geçti.

Dış borç rakamlarına iki yönlü bakmanın yararlı olacağını düşünüyorum. Önce alınan borçların milli geliri nasıl etkilediğine bakalım. Sonra toplam dış borcun dağılımına, kimlere ait olduğuna göz atalım.

Dış borç stokunu incelerken aklımızdan çıkarmamamız gereken birkaç şey var. Alınan borç kadar gelirler de artmış mı? Eğer öyle ise, borçlanmada aşırıya kaçılmamış ve alınan paralar gelir getirecek yatırımlara gitmişse çok dert yaratmayabilir. Böyle bir durumda dış borç soku / milli gelir (GSYH) oranının yıllar itibariyle düşüyor olması gerekir. Borç yöneticileri açısından paydanın büyümesi (milli gelirin artması) istenen, beklenen bir durumdur.

Oysa borç sever çevreler, “Borcun nominal büyüklüğünü dert etmeyin, büyüyen ekonomide borç olur.” söylemiyle, insanları borçlanmanın güzel bir şey olduğuna inandırmaya çaba gösterirler.

Bu bağlamda Türkiye’deki durumu şöyle:

7 Haziran 2017

Yılın ikinci yarısında ekonomide ne olur?

Hatırlarsınız. Daha birkaç ay öncesiydi.
Siyasi ortam hem dışarda hem de referandum nedeniyle, içeride belirsizdi. Trump’ın Amerika’sı, Brexit sonrası Avrupa, Ortadoğu’daki savaşlar gibi dış etkenlere bizde rejim değişikliği getiren hayati bir oylama eklenmişti. Belirsizlikler bugüne oranla daha fazlaydı.
O günler aynı zamanda dövizde yukarı hareketlenmenin yaşandığı günlerdi. Ortalık “Dolar kaça kadar çıkar? Ne olacak bu ekonominin hali?” sorularından geçilmiyordu.
Sonunda Merkez Bankası, politika faizlerini değiştirmedi ama geç likidite penceresi faizlerini yüzde 8’lerden yüzde 12’lere çıkardı. Böyle bir tercih yapmasının nedenini, şartların geçici olduğuna bağlayarak açıkladı. Yetkililerin açıklamalarından, bir süre sonra ortam normale dönünce normal politika faizleri devreye girecek anlamı çıkarıldı.
Yanı sıra Referandum öncesinde, bankalar Kredi Garanti Fonu kefaletiyle çok kısa sürede 180 milyar lira kredi dağıtarak rekor kırdılar. Ancak yeterli TL kaynağı olmayan bankalar kredilere kaynak arayışına girdiler ve TL’sına yüksek faiz vermeye başladılar.
Aynı dönemde enflasyon da yükselme eğilimindeydi. O da faizlere baskı yapıyordu.

4 Şubat 2017

Dolar kuru burada kalır mı?

Bu günlerde telefon edenler, hatırımı sormadan doların durumunu soruyorlar. Haklı olabilirler. Çünkü hızlı bir yükseliş sürecinden sonra dolar kalıcı bir düşüşe mi geçti merak ediyorlar.
Biliyorsunuz geçen yıl eylül ayında başlayan kurdaki yükseliş, başta dövizle borçlu olanlar olmak üzere çok geniş kesimleri vurdu. Borçlu şirketler kambiyo zararlarını bilançolarına nasıl yazacaklarını düşünüyorlar. Geçe yılın bilançolarını bağlamakla meşgul olan mali müşavirler ve patronlar zor seçenekler arasından en uygununu seçme savaşı veriyorlar. Bir yandan da gelecekteki borç taksitlerine hazırlık amacıyla döviz almaya çalışıyorlar. Döviz talepleri devam ediyor.
Öte yandan kurdaki geçişkenlik ve kış şartlarının etkisiyle enflasyon canavarı başını kaldırdı. Uzmanlar, geçen yılın düşük rakamları nedeniyle, şubat ayından sonra enflasyonda çift haneli rakamlara geri döneceğimizi söylüyorlar.
T.C. Merkez Bankası dövizdeki gidişi durdurmak için geleneksel olmayan bir yöntem uygulamaya başladı. Dövizin Türkiye’ye dönmesini ve/veya olanın çıkmamasını sağlamak için faizleri değişik bir yolla artırdı. Geç likidite penceresini devreye sokarak, uyguladığı faiz koridorunun üst seviyesinin de üstüne çıktı.

7 Aralık 2016

Dolar ve faiz: İki ucu kirli değnek

Dolardaki dalgalanma devam ediyor. Döviz bozdurması için vatandaşa yapılan çağrı ilginç örneklere vesile oldu. Basında yer aldığı kadarıyla, döviz bozdurup Türk Lirasına dönenlerden çok altın alındığı anlaşılıyor. Bu da ilginç. Neden TL değil?

Bu yerlilerin davranışının medyatik tarafı. Satışların döviz kuruna etkisinin sürekli olması için vatandaşın sattığı dövizi yarın, öbür gün tekrar almaya kalkmaması lazım.

Ben içerideki piyasa oyuncularının karar ve davranışlarını, şimdilik bir kenara bırakıyorum.

Gelelim yabancıların, sıcak paracıların davranışlarına.

Konuyu özeti aşağıdaki tabloda yer alan örnek yardımıyla açıklayıp, yazıyı uzatmayacağım.