14 Aralık 2019

Praetorlar

Aşağıdaki alıntıyı güncel tarihe uygulamayı size bırakıyorum.

"Eski Roma'da Praetor Muhafız Birliği seçkin askerlerden oluşur ve imparatorlara kişisel koruma görevi yapan askeri birimdi. Bu muhafızların zaman içinde değişimleri ibret vericidir.

Praetor muhafızlar ilk başlarda seferdeki komutanların çadırlarını korumaktaydılar. "Praetor" terimi Romalı bir generalin ismi olup askerler arasında bu komutanın kaldığı çadıra "Praetoryum" denirdi. Roma Cumhuriyeti'nde Julius Caesar da bu muhafız birliğini kullanmıştır. Zaman içinde komutanlarca özel olarak seçilen ve ordudaki en iyi donanıma sahip muhafızlardan oluşan bu birlik oldukça büyümüştür.

Seferlerde konutanların özel muhafızı olması normaldir. Problem komutanlar zafer sonrası Roma'ya döndüklerinde yaşanmaktadır. Roma Cumhuriyeti şehir içinde askerlerin bulunmasını yasaklamaktaydı. Julius Caesar bilerek bu tabuyu göz ardı ettmiştir. MÖ 49 yılında seferden Roma'ya dönerken Caesar muhafızlarla beraber Rubicon'u geçmiştir. Roma'da askerlere uygulanan yatağa Caesar tarihi yanıtını "Alea iacta ese" veya "Ok yaydan çıktı" diyerek vermiştir.

Caesar muhafızlarıyla beraber Roma'ya girdiğinde yarattığı huzursuzluk iç savaşa, Caesar'ın öldürülmesine, Roma Cumhuriyetinin yıkılmasına ve Augustus önderiliğinde Roma İmparatorluğu'nun kurulmasına neden olmuştur. Praetor Muhafız Birliği'ni geleneklere uygun şekilde resmen kuran Augustus'tur. O zamanlar dokuz bin kişiden oluşan bu birlik modern ordularda tümen büyüklüğündedir. Gelenekelere uymak açısından Augustus muhafızların çoğunu Roma dışında bırakmakla beraber bir kısmını da Roma tarihindeki ilk polis kuvvetleri olarak tutmuştur.

Milattan sonraki yıllarda Muhafız Birliği'nin rolü imparator korumaktan onları seçmeye dönüşmüştür. Bu muhafızlar kendi iradeleri doğrultusunda veya muhalif senatörlerin fitneleriyle imparatorları öldürmüşlerdir. Praetor Muhafızlar bazen imparatorları kendi isteklerine, bazen de aldıkları rüşvetlere göre tahta oturtmuşlardır."
J. Rickards, Çöküşe Giden Yol


11 Aralık 2019

Yaylara kış gelmiş

Ben çok üşürüm. Onun için kışı sevmem. 
Ama doğa bu topraklarda kimseye hep yaz yaşatmıyor.
Ya bu ülkeyi sevecek buna katlanacaksın. Ya da sıcak ülkelere göç edeceksin.
Ben bu toprakların aşığıyım. Üşüsem de burada kalacağım.
Ama aşağıdaki fotoğraf ne güzel bir kış manzarası. Üşüsem de oralarda olmak isterdim.
Kaçkarlara kış gelmiş.
Şimdi oralarda olmak vardı anasını satayım.






30 Kasım 2019

Biliyorum sıkılıyorsunuz



Yine Fındıklı'dayız.
İki manzara. Biri Arılı Vadisinde eski bir Karadeniz evi. Tüm ihtişamıyla duruyor.
Kim bilir ne anılar saklıyor duvarları, mobilyaları, eşyaları?




BU resim de durgun bir Karadeniz akşamından. BAlıkçılar rızkının peşinde. Ağları balıkla dolmuştur umarım.


Ne zaman gideceksiniz? Önerim Nisan sonrası. Baharı kaçırmayın. Fındıklı size nice güzellikler sunacak.


22 Kasım 2019




Kursk muharebesi

Tarihin gördüğü en büyük tank muharebesidir. 
1943 yazında Rusya'daki bu muharebe II. Dünya Savaşının seyrini değiştirmiştir. Almanlar çöküşü başlamıştır. BAsı tarihçilere göre Almanlar savaşı burada kaybetttiler.

Ben savaş tarihçisi değilim.

Bir tek şeye dikkatininizi çekmek istiyorum. Bu muharebe Stalin'in ön görüsü sayesinde kazanılmış. Ama aslı aktörler, plancılar. Ekonomiyi, çok kısa sürede 3.000 tank üretecek şekilde planlamak ve üretim araçlarını harekete geçirebilme başarısı gösterenler.

Tarih bize, eğer bir ekonomi savaş ortamında ise planlanmadan başarı ve savaş kazanmanın imkansız olduğunu öğretiyor.






17 Kasım 2019




Görüyor musun?

Aşağıdaki iki fotoğraf Doğu Karadeniz'in güzel ilçelerinden birisi, Fındıklı'dan.

Küçük bir kasaba. İlk resimde tüm ilçe merkezi görülüyor. ZAten toplasanız üç büyük mahallesi var merkezin. Fotoğrafın size göre sağındaki vadi Arılı Vadisi. Yukarısında ana/baba toprağım var.



 
İkinci fotoğraf deniz kıyısından yaylalara doğru giderken. 
Ha bu arada iki fotoğrafı da Fındıklı'nın aydınlık yüzlerinden, değerli fotoğraf sanatçısı Erkan Aksu çekmiş. 

Benim bu yaylalara olan aşkımı bazıları sorgular. Gitmeden anlamınız mümkün değil. Gidenler beni anlıyor.

Bak bir türkü aklıma geldi. "Sen bu yaylaları yaylayamazsın gülüm/ Derindir suları boylayamazsın". 

Şimdi yaz olsaydı da yaylayıp, boylasaydım.



7 Ekim 2019

Napolyon’un barutu ve Yeni Ekonomik Program

YEP hakkında o kadar çok rapor ve yazı yayımlandı ki teknik ayrıntılar için yazılacak pek bir şey kalmadı. 
Ben genel bir konuya değinmek istiyorum.
Önce Napolyon’un o çok bilinen anekdotu ile başlayayım. Savaşın kaybedildiğini öğrenen İmparator, komutanları toplar ve sorar; “Söyleyin bakalım savaşı neden kaybettik?” Korkudan tir tir titreyen generaller, birkaç nedeni var derler ve saymaya başlarlar; “Bir, barut bitti!” Napolyon, “Tamam gerisini saymana gerek yok.” diyerek generalin konuşmasını hiddetle keser.
Bunun bütçe ve YEP ile ilişkisine gelince.
Lütfen aşağıdaki tabloya bakın. 

30 Eylül 2019

Dünya dengelerini daha iyi anlayabilmek için- 3

Bu aynı başlıklı yazı dizisinin üçüncüsü. İlk ikisinde dünyadaki günlük döviz işlemlerinin 6,6 trilyon dolara, türev ürün işlemlerinin de 6,5 trilyon $’a ulaştığını yazmıştım. Yıllık ihracat miktarının ise 25 trilyon kadar olduğunu belirtmiştim. 
Kısacası dünyayı artık mal ve hizmet ticareti üzerinden değil, parasal işlemler/finans üzerinden anlamak gerekiyor.
Finansallaşmanın birçok sonucu vardır. 
Ben ikisine değineceğim. Borçlanma ve gelir dağılımındaki bozulmaya.
Aşağıdaki tabloda, Uluslararası Finans Enstitüsünün – (IIF) 1991-2019 yılları arasındaki küresel borç verileri yer alıyor. 

27 Eylül 2019

Dünya dengelerini daha iyi anlayabilmek için- 2

Önceki yazımda 1990’larda başlayan ve hızla finansallaşan dünya ekonomisi ve günlük döviz işlemleri hakkında bilgi vermiştim. Her gün yapılan toplam döviz işlemlerin 6,6 trilyon $’a ulaştığını belirtmiştim.
Bugün finansallaşmanın diğer yanıyla, daha önemli bir yapısından bahsedeceğim. Türev ürünleri ele alacağım.
Pek çoğunuz için yabancı bir terim olduğuna eminim. Merak etmeyin, birkaç genç bankacı dışında çok bilen de yok zaten.

25 Eylül 2019

Yeni dünya dengelerini daha iyi anlayabilmek için

Başlık çok iddialı oldu sanki. Kısacık makalede bunca büyük konuya değinmek olanaksız. Sadece bir dizi rakam vereceğim.
Önce uzun Vietnam savaşı, ardından 1967-73 Arap-İsrail Savaşları dünya dengelerini değiştirdi. Savaş harcamalarının baskısıyla ve petrol fiyatlarının fırlamasıyla paranın altın standardı; bir Ons altın = 35 $ eşitliği bozuldu. Merkez Bankalarının para basması için konulan kurallar esnetildi. “Bas bas paraları Leylaya, bi daha mı gelcez dünyaya” devri başladı.
Ardından 1990’ların başında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla, paranın sınır ötesi hareketleri hızlanmaya başladı. Bilgisayar ve internet teknolojisi de bu gelişmeye önemli katkılar sundu.
Günümüzde artık dünya mal ve hizmet değil, para ticaretinin egemen olduğu bir gezegen.
Konuyu BIS (Bank for International Settlements – Uluslararası Ödemeler Bankası) verileriyle açayım. Bu tür verileri toplayan tek uluslararası otorite olan BIS’in üç yılda bir merkez bankalarından elde ettiği rakamları aşağıdaki tabloda özetledim.

17 Eylül 2019

Bütçenin değişen gelir ve harcama yapısının sonuçları

Sekiz aylık bütçe rakamları mali disiplin konusunu daha dikkatli yorumlamamız gerektiğini gösteriyor. 
Bu bağlamda, sizler için 2006, 2009 ve Ağustos 2019 bütçe gelir ve giderlerinin toplam içindeki paylarını içeren bir tablohazırladım. Nominal büyüklük yerine payları dikkatinize sunmamın amacı yıllar itibariyle değişimi göstermek.  
İlk değişim vergi gelirleri ile vergi dışı gelirler arasında görülüyor. Vergi gelirlerinin toplam içindeki payı, önceki yıllarda yüzde seksenler civarında. Ancak bu yılın ilk sekiz ayında %73’e düşüyor. Buna karşılık vergi dışı gelirler (ki çoğu bir defalıktır) toplam içindeki paylarını %20,7’den %26,8’e çıkarıyorlar. Bu artışın nedeninin, TCMB’den gelen 80 milyar lira olduğunu biliyoruz. 
Yani gelirlerde, vergi dışı gelirler lehine bir pay artışı yaşanırken bu artışta TCMB’nin katkısı da artıyor.

12 Eylül 2019

Hazine’de yeni bir yapı: Borç ofisi (?)


Resmi Gazetede yayınlanan 45 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Hazine ve Maliye Bakanlığı’nda yeni bir genel müdürlük kurulmuş: Borçlanma Genel Müdürlüğü.

Bir zamanlar Hazine’de Kamu Finansmanı Genel Müdürlüğü yaptığım için sorular yağıyor. Ama ben Hazine’den ayrılalı 16 yıl oldu. Hazine hem fonksiyon hem de yapılanma olarak benim bıraktığım kurum değil.

Zaten son zamanlarda bazı birimlerin İstanbul’a taşınması, bütçe yetkilerini Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile paylaşan yeni birimlerin gündeme gelmesi nedeniyle benzer sorularla karşılaşıyordum.

Türkiye’de genel bir uygulamadır. İşler biraz zorlaşınca idari ve personel değişiklikleri yapılır. Çözüm aranır.

Ancak son yapılanma bana biraz “Kamu borç idaresi” yapılanmasını çağrıştırdı.

Önce “Kamu borç idaresi” kavramını biraz açayım.


5 Eylül 2019

Ekonomi küçülürken borçlar büyümüş


Milli gelir verileri yayımlanınca Türkiye’nin borçlarını bir araya getiren veri setimi güncelledim.

Tablolar yeteri kadar açık ama kısaca özetleyeyim.

Son yazacağımı baştan yazayım. Türkiye 2011 yılında gördüğü rekor büyüme oranından sonra potansiyel büyüme oranının (%5 olarak kabul ediliyor) altında, yüzde 3 civarında büyüyor. Hatta son dokuz ayında küçülüyor. Uzmanların çoğunluğu bu yılın Haziran-Eylül dönemi için sıfır büyüme oranı bekliyorlar. Böyle olursa bir yıldır küçülen ekonomide yaşıyor olacağız. Buna karşılık borçlar azalmıyor.

2 Eylül 2019

Kamu harcamalarına dayalı ekonomik büyüme nereye kadar sürdürülebilir?

Her ilgilenen gibi ben de büyüme verilerini heyecanla beklerim. 
Esas amacım ekonominin ne kadar büyüdüğü veya küçüldüğü değildir. Evet o da önemli ama, asıl önemli olan ekonominin iş yaratma kapasitesini anlamaya çalışırım. Diğer bir bakış açısıyla, istihdam olanakları artıyor mu anlamaya çalışırım.
Son açıklanan verilere de bu açıdan bakmayı daha doğru buluyorum.
TÜİK, 2019 yılının ikinci çeyreğinde ekonominin, geçen yılın aynı dönemine göre %1,5 küçüldüğünü açıkladı. 
Ama bu arada birileri, olumlu bir şeyler söylemek adına, önceki çeyreğe göre %1,2 büyüdüğünü söylediler. Fark şurada: İlk rakam geçen yılın aynı dönemiyle karşılaştırma. İkincisi ise bir önceki çeyrekle, 2019’un ilk üç ayıyla karşılaştırma. Bir anlamda ikisi de doğru gibi görünüyor. 
Ancak uluslararası standartlara göre karşılaştırma önceki yılın aynı dönemiyle yapılır. Çeyrekler toplanır, yıllık karşılaştırma yapılır ve ekonominin yönü anlaşılır. Bu bağlamda, ekonomi yılın kalan yarısında, en azından %2’den fazla büyümezse yıllık büyüme sıfırın üstüne çıkamayacak.
Burada durup sektörel büyüme trendlerine bakmak lazım. 

28 Ağustos 2019

Belirsizlikler artınca spekülatörlere gün doğuyor

Geçen hafta ABD Doları kurunda gece yarısı yaşanan ani hareket konuşuldu. Nasıl olmuştu da $/TL kuru 6,40’lara kadar tırmanmış, sonra düşmüştü? Televizyon kanallarında, sosyal medyada yorumlar yapıldı. Daha önce swap’ı öğrenen dolar birikimcisi ahali, şimdi de “stop-loss” nedir onu öğrenmeye çalışıyor. 
Dikkat edin, tanımların Türkçesi bile yok. Çünkü hepsi Londra, New York üretimi işlemler.
Sıcak paracılar ve dolarizasyon bize işsizliği, gelir dağılımı adaletini, sanayileşmeyi, eğitimi, teknolojik yeniliği, verimliliği, çevreyi korumayı, velhasıl kelam kalkınmayı unutturdu. 
Sabah dolar kuruyla gözümüzü açıyoruz, borsayla devam ediyoruz. Akşam faizle kapatıyoruz.
Oysa bunlar çok kısa vadeli değişkenler. Belirsizliklerden aşırı etkileniyorlar. Çoğumuz takip etmekte zorlanıyoruz. Kambiyo rejimimiz dışa tamamen açık olduğu için, gece yarısı Japonya’da biri hapşırınca, sabah biz burada hasta oluyoruz.
Gelin dünyaya ve bölgemizdeki belirsizlikleri hatırlayalım.

24 Ağustos 2019

Çekirdek cari denge fazlası neyi işaret ediyor?

Ekonomi özünde insan davranışıdır. Bir ekonomideki çeşitli piyasalarda üreten- tüketen, alım-satım yapan insanların davranışlarının hepsi ekonomiyi oluşturur. Tüketicinin davranışları, finansal piyasalardaki karar alıcılar, siyasetçiler, emekliler hepimiz, az veya çok ekonominin birer parçasıyız.
Dolayısıyla geçmiş davranışlarımız, bugünü tahlil etmemize, anlamamıza yardımcı olabilir. Dünya ve Türkiye’nin şartları ve insan davranışlarının değişkenliği nedeniyle geçmişte yaşananların aynen bugün de yaşanacağını söyleyemeyiz. Bununla beraber, tarih ve ekonomi bilgisi geçmişten dersler çıkarmamıza yardımcı olabilir.
2001 Krizinde yaşadığımız bir ekonomik olayı, yukarıdaki bakış açısıyla ele alarak, bugünle karşılaştırmak gerektiğini düşünüyorum.

16 Ağustos 2019

Hazine yedi ayda yasal borçlanma limitini aşmış

Hazine yedi aylık nakit dengesini yayımladı. Gelir ve giderlerdeki artışlar dikkat çekiyor.
Gelirlerdeki performans Merkez Bankası’nın yedek akçesinin bütçeye aktarılması sayesinde biraz düzelmiş. 
Giderler almış başını gidiyor. Anlaşılan kamu ekonomik büyümeye katkı sağlamak, büyüme performansının çok bozulmasını önlemek adına harcamalara hız vermiş.
Tabi bunun doğal bir sonucu olmuş: Borçlanma. Ocak-Temmuz arası dönemde Hazine net (yeni) 98 milyar lira borç almış. Bu miktarın 28 milyar liralık bölümü dış borçlanmadan, kala 70 milyar liralık kısmı da iç borçlanmadan geliyor.
Buraya kadar her şey bütçe finansmanına ilişkin sayılardı. Şimdi gelin işin bir de yasalarla ilgili bölümüne bakalım.
Çünkü ciddi bir sorun var. Hazine kanunun verdiği yıllık net borçlanma limitini, yılın ilk yedi ayında aşmış.

9 Ağustos 2019

Azalan döviz ihtiyacı kısa vadeli kaynaklarla finanse edilmiş

Yazılarımı takip edenler bilirler. Ödemeler dengesi verilerini yakından izlemenin ve doğru tahlil etmenin önemini sık sık vurgularım. Bana göre, dış borçlanma ve ülkenin döviz açığı, sadece ekonomik değil, aynı zamanda bir milli güvenlik sorunudur.
Tarihte örnekleri çok sık görüldüğü gibi, zaman zaman siyasi karar almayı zorlaştırabilir. Önceki yazımda bunun 1930’lar Almanya’sına ilişkin örneğini sizlerle paylaşmıştım. 
Ocak-Haziran arası yılın ilk yarısına ilişkin ödemeler dengesi verilerini, bu bağlamda, dikkatle ele alacağım. 
Ben ödemeler dengesine sadece cari açık perspektifinden bakmam. Cari açığın önemini yadsımamakla birlikte, ülkenin döviz ihtiyacını tek başına cari açık belirlemiyor. Cari açık, dış ticaret açığını gösterir. Bizim gibi dış borç yükü ağır, aşırı dolarize olmuş ülkelerin bir de “sermaye/finansman hesabı” açığı vardır.
Aşağıdaki tabloda, 2018 ve 2019 ilk yarılarının finansman ihtiyacı ve finansman kaynaklarının karşılaştırması görülüyor. 

7 Ağustos 2019

Bir tatil yazısı (!): 1930’ların Almanya’sı

Çoğumuz gibi tatilde okumayı severim. Ama konu deformasyonu yaşıyorum. Çoğunlukla ekonomi ve ona ilişkin konular ilgimi çekiyor.
Pek tekrar sevmememe rağmen daha önce okuduğum bir kitaba yeniden başladım. Prof. Dr. BilsayKuruçhocanın. “Mustafa Kemal Döneminde Ekonomi, Büyük Devletler ve Türkiye”adlı eserini tekrar okuyorum.
Bugün, kitabın 1930’lar Almanya’sı ile ilgili bölümünden alıntılar yapacağım (Sayfa 110-120 arası). Yani yazıyı “bedavaya getireceğim (!)”. Yorum yapmak yerine, sizin düşünmenize yardımcı olacağımı sanıyorum. Sorular sormanızı, hatta mümkünse eseri okumanızı sağlayabilirsem ne mutlu bana.
Gelelim alıntılara:

2 Ağustos 2019

FED’in başı sıkışık çünkü doların tahtı tehlikede

Hocamız Prof. Dr. Bilsay Kuruç, modern ekonomi tarihini, özet olarak, üç ana döneme ayırır.
İlki sanayi devrimi ile 1929 Büyük Buhranarasındaki dönemdir. Bu yıllar İngiltere’nin dünyanın ağası olduğu döneme karşılık gelir. Dünyanın rezerv parası sterlindir. Katı bir altına bağlı para sistemi ve kambiyo rejimi uygulanmaktadır. Dünya jandarmalığı görevi de İngiliz donamasındadır.
Büyük Buhran ve II. Dünya Savaşı sonrasında ağalık el değiştirir. ABD ve dolar, tahtın yeni sahibidir. Dolar altına, diğer paralar dolara bağlı bir Bretton Woods sistemi vardır. Kambiyo rejimi yine katı yasakçıdır. Jandarmalık görevini NATO üstlenmiştir.
1960’larda ABD-Vietnam ve Arap- İsrail savaşları dünya dengelerini yerinden oynatır.1973’te petrol krizi patlak verir. Doların altına bağlılığı biter. Kaydi para dönemi başlar (Para basmanın kuralları gevşetilir). Dünyada likidite bollaşır. 

29 Temmuz 2019

Aydınlık gazetesinde yayınlanan söyleşi üzerine

Bazı gazeteler ve siteler, zaman zaman yazılarımı kaynak belirtilmeden yayınlıyorlar. Bunun son örneğini AYDINLIK GAZETESİ yaptı. Bloğumdan aldıkları yazıyı sanki benimle söyleşi yapmışlar gibi yayınladılar.

Öyle bir söyleşi yapmadığımı, yapılanın yanlış olduğunu siz okuyucularımın bilgisine sunarım.

Yanı sıra, benden izin almadan yazılarımın yayınlanmasının, en azından etik açıdan yanlış olduğunu bilginize, saygılarımla sunarım.

Hakan Özyıldız


28 Temmuz 2019

Hazine’nin dövizli borçları hızla artıyor

Hazine borç stokunun ilk altı aylık rakamları belli oldu. Merkezi yönetim borç stoku 1,2 trilyon lirayı geçti.
Gelişmeleri daha iyi anlayabilmek için biraz ayrıntıya bakalım.
Aşağıda Grafik 1’de, 2003 yılından Haziran 2019’a kadar olan değişimler görülüyor. Devletin borç stoku bir önceki yılsonuna göre 153 milyar lira artmış. Altı ay için sıra dışı bir büyüklük.
Grafik 1: Hazine borç stokunun bir önceki yılsonuna göre artışı (milyar TL)

Artışa dikkat edin lütfen. Hazine’nin borçları, 2014 yılından sonra her yıl, bir önceki yıla göre daha hızlı artıyor. Geçen yılsonunda artış miktarı 191 milyar lira ile zirve yapmış. Bu yıl sadece 6 aylık artış, geçen yılın toplam artış miktarının yarısından fazla. 
Eğer harcamalar frenlenmezse sorun daha da büyüyecek. Seçimler vardı, ekonomi kriz ortamında, büyüme hızı sıfır civarında geziniyor, özel sektörün hali yok, kamu borçlanıp ekonomiye can suyu versin denirse, kamu borç stoku artışı, bu yılın sonunda rekor kırabilir.

22 Temmuz 2019

İnsanlar borçlanmasın da ne yapsın?

Esnafından iş insanına, öğrenicisinden bankacısına herkesin ağzında aynı sorular: “Ekonomi neden bu halde? Ne olacak bu memleketin hali?” sohbetlerinin zirve yaptığı günler yaşıyoruz. 
Arada sıra “Neden?” diye soranlar oluyor. Cevaplar hukukun üstünlüğünden, eğitim sitemine, oradan vergi, bütçe ve para politikaları gibi birçok konuya kadar uzanıyor.
Ben bugün biraz farklı bir konuyu ele alacağım. Ülkede çalışan, gelir elde edebilen nüfusa bakacağım.

19 Temmuz 2019

Cari açığın azalmasına sevinelim mi?

Ekonominin dışarıyla ilişkisini ödemeler dengesi bilançosu özetler. Bilanço, bir ekonomiye, belirli bir dönemde (ay, yıl) gelen ve o ekonomiden çıkan tüm para akımlarının kaydıdır.
Dört ana bölümden oluşur. 
Birincisi, ithalat, ihracat, turizm, faiz, navlun gibi tüm mal ve hizmet hareketlerini gösteren cari işlemler dengesidir. Ekonominin dışarıyla olan bağlantısını özetidir. Çok konuşulan açık/fazla buradan izlenir. 
İkincisicari işlemler dengesinin açığı varsa nasıl kapatıldığını, fazla veriyorsa dövizin nereye gittiğini gösteren sermaye hareketleribölümüdür. Burada; doğrudan yatırımlar, hisse senedi ve tahvil alım satımları (portföy yatırımları), mevduat ve efektif hareketleri ile krediler izlenir. 
Üçüncübölüm rezerv hareketlerinikaydeder. Merkez Bankasının uluslararası rezervlerinin durumunu gösterir.
Dördüncübölüm net hata ve noksandır. Diğer hesaplara kaydedilemeyen dövizler burada gösterilir. Bir düzeltme kalemidir.

17 Temmuz 2019

Dünyada da borç sorunu büyüyor

Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF) dünya borç verilerini her üç ayda bir yayınlar. En son rakamlar 2019’un ilk çeyreğine ait. 
Geçen yılın sonundan sonra, Trump’ın söylemlerine direnemeyen FED ’in faiz düşüreceği beklentisi, borçlanmanın kolaylaşmasına ve artmasına yol açmış. Bu yılın ilk üç ayında dünyada borçlar, 3 trilyon $ artarak, 246 trilyon $’a ulaşmış. Bu rakam dünya hasılasının %246,5’uğuna karşılık geliyor. 
Toplam borcun 70 trilyon $’lık bölümü dünyanın finansal ağasına, ABD’ye ait. Parayı yönetenler önce kendi piyasalarını borçlandırmışlar sonra bizim gibi gelişmekte olan ekonomilere (emerging markets) yönelmişler. 
Biraz daha detay vereyim. 1996Ç1 ile 2019 Ç1 arası 13 yıldaki değişimlere bakalım. 

13 Temmuz 2019

On Birinci Kalkınma Planı büyüme modelini değiştirecek (mi?)

Kalkınma Planları anayasa metnidir. Başta kamu kurumları olmak üzere ülke ekonomisi için bazen emredici bazen de yol gösterici hükümler içerir.
Anayasanın Planlama, Ekonomik ve Sosyal Konsey başlıklı 166. Maddesinin 2. Fıkrası aynen şöyle“Planda milli tasarrufu ve üretimi artırıcı, fiyatlarda istikrar ve dış ödemelerde dengeyi sağlayıcı, yatırım ve istihdamı geliştirici tedbirler öngörülür; yatırımlarda toplum yararları ve gerekleri gözetilir, kaynakların verimli şekilde kullanılması hedef alınır. Kalkınma girişimleri, bu plana göre gerçekleştirilir.” (Alt çizgiler bana aittir.)
Bana göre maddenin son cümlesi çok açık. Eğer, 2019-2023 arası dönemde bir kalkınma girişimi olacaksa, TBMM’de aynen kabul edilmesi halinde, bu plana göre olmalı. Kamunun para, maliye, yatırım ve diğer politikaları, kaynak tahsisleri Plan metninde belirtilen şekillerde yerine getirilmeli.
O zaman Plana daha yakından bakalım.

10 Temmuz 2019

Yılın kalan bölümünde Hazine borçlanması!

Hazine yılın ilk altı ayına ait nakit dengesini açıkladı. Nakit dengesi ve borçlanma verileri yılın ikinci yarısı için önemli işaretler taşıyor.
Sizleri çok fazla rakamlara boğmadan detaylara bakalım. 
2018 yılının aynı dönemi göre gelirlerdeki artış yüzde 15. Buna karşılık faiz dışı harcamalardaki artış yüzde 20, faiz harcamalarındaki artış ise yüzde 55. Bütçe nakit değesi oldukça bozulmuş, nakit açık 78 milyar liraya yaklaşmış. Faiz dışı denge de bozuk. Faiz dışı açık 27 milyar lira civarında.
Hazine bu açığı kapatmak için yoğun bir borçlanmaya girişmiş. İlk altı ayda 78 milyar liradan fazla yeni nakit borç almış. Geçen yıla göre artış oranı yüzde 100’den fazla. Yeni (net) borçlanmanın 16 milyar lirası dış, 62 milyar lirası iç borçlanmayla yapılmış. 

7 Temmuz 2019

Büyüme için can alıcı soru: Özel tüketim nasıl artacak?

Ekonominin büyümesi için tüketim lazım. Birileri; kamu, şirketler, haneler tüketecek ki üretim olsun. Tüketim tökezleyince, ekonomi yavaşlamaya hatta küçülmeye başlar.
Kriz dönemlerinin en klasik göstergelerinden birisi de özel tüketimdeki küçülmedir. 
Değerli dostum T.C. Merkez Bankası eski Başkanı Süreyya Serdengeçti ile yakınlarda yaptığımız sohbette, özel tüketime dikkat çekerek, aşağıdaki rakamları verdi. 

Veriler 2001, 2009 ve son dönemdeki GSYİH küçülmesi ile özel tüketimdeki değişimi gösteriyor.Mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış endeksler, özel tüketimde son dönemde yaşadığımız küçülmenin, 2001 ve 2009 Krizlerinden daha derin olduğunu gösteriyor. Ekonomik daralmanın, bu yönüyle, önceki krizlerden daha derin olduğu görülüyor. Dar ve sabit gelirlilerin refahtan aldıkları pay azalıyor.
Geleceği yönlendirmek için bu konu hayati öneme haiz. Asıl sorun burada. Dolayısıyla çözüm de buradan çıkacak.
Ne demek istediğimi biraz açayım.

2 Temmuz 2019

Özel sektör dış borç öderken kamu yeni borç alıyor

Bir ülke için en sıkıntılı ekonomi-politik başlığının dış borçlar olduğu konusunda herkes hemfikirdir sanırım. Türkiye’nin son 150 yıllık tarihi dış borçlardan alınacak derslerle doludur. Tarih kitapları, Duyunu Umumiye ’den, Lozan’dan, döviz krizlerinden, OECD ve IMF ile yapılan anlaşmalara geniş yer veriyorlar. 
Ancak nedense bu konular sadece okunuyor, ezberleniyor. Ama gerçek anlamda ders alınıyor mu emin değilim. 
Değilim çünkü dersler alınsaydı dış borçlara biraz gem vurulur, büyüme hızı kesilirdi. Oysa yayınlanan son veriler tam tersini gösteriyor. 

28 Haziran 2019

TCMB yedek akçesi: 2001 Krizi kararlarının biri daha gidiyor

İnsanlar ve toplumlar kötü deneyimleri çabuk unutuyorlar. Bu unutkanlıkları, önceden başlarına dert açan hataları tekrarlamalarına neden olabiliyor.
2001 yılından bu yana çok zaman geçmedi.
Türkiye’nin en derin krizlerinden birinden çıkarken alınan kararları kaç kişi hatırlıyordur sizce?
Kısa bir hatırlatma yapayım. O yılların sorunu kamu borçlarının fazlalığıydı. Hazine’nin borç ihtiyacı bitmiyordu. İçeriden ve dışarıdan aşırı borçlanıyordu. Bankalardaki mevduat ve diğer kaynaklar kamunun borç talebine yetmiyordu. Onlar da dışarıdan dövizle borçlanıp, Hazine’ye TL ile borç veriyorlardı. Döviz açık pozisyonları (döviz borçları ile alacakları arasındaki fark) büyümüştü. Kurlar, dünyada yaşananlardan kaynaklanan dış şokun etkisiyle patlayınca olanlar oldu. Bankalar sıkıntıya düştü.
Ardından ağır kararlar alındı. 

21 Haziran 2019

Beş aylık bütçeye bir de bu yönden bakın


Bana en çok sorulan sorulardandır: “Faiz dışı dengenin önemi nedir?” Soruya en kısa cevap, “Borç stokunun artmamasıdır.” olur.

Tanım olarak “borç stoku = anapara” demektir. Yani faizler stoka dâhil edilmez. Eğer kamu, her hangi bir yılda borç stokunu büyütmek istemiyorsa, yeni borç almamalıdır.

Faizler için her yıl bütçeye ödenek/harcama konulduğunu hatırlatayım. Diğer bir deyimle, faizler için ek borçlanma yapılmazsa, yani faizler yeniden borç alınarak ödenmezse, borç stoku büyümez.

Bu durumun formülü, “faiz ödemeleri = faiz dışı fazla” şeklindedir.

Eğer faiz ödemleri kadar faiz dışı fazla yaratılamazsa yeniden ek borçlanma yapmak gerekiyor. Bu durumda borç stoku büyüyor.

Faiz dışı denge (açık/fazla), bütçedeki faiz hariç harcamalar ile toplam gelirler arasındaki farktır.

Artık bu yılın Ocak-Mayıs dönemi verilerine yakından bakabiliriz.

14 Haziran 2019

KÖİ uygulamaları daha da yaygınlaşacak

Strateji ve Bütçe Başkanlığı, 2018 yılı Kamu-Özel İşbirliği (KÖİ) Raporunu yayınladı. KÖİ projeleri, verilen garantiler, bütçeye gelen yükleri, köprü ve otoyol geçiş ücretleri gibi başlıklarla sıkça gündeme gelmeye başladı. Dolayısıyla, konuya ilgi duyanlar bu raporu dört gözle bekleniyordu.
Rapor beklentileri karşılıyor mu derseniz cevabım hayır.
İçerik tamamen dünyada ve Türkiye’deki KÖİ uygulamalarının güzellemeleriyle dolu. Avrupa ülkeleri arasında en yüksek yatırım tutarı bizde. Gelişmekte olan ülkeler arasında da Brezilya, Hindistan ve G. Kore ile beraber ilk sıralardayız.
Bizdeki projelerin sektörel dağılımı ve büyüklükleri de tek tek ele alınmış. Bu alanda detaylı sayılacak bilgiler var. 
Rakamsal büyüklere gelince. Rapor “Uygulama sözleşmesi imzalanan 242 projenin toplam sözleşme değeri (yatırım tutarı + kamuya ödenecek miktar) 139,8 milyar ABD Doları olup 71,3 milyar ABD Doları ile en büyük pay havaalanı projelerine aittir.”diyor. 

8 Haziran 2019

Umumi helalar da Yap-İşlet-Devret kapsamına alınır mı?

4 Haziran 2019 tarihli Cumhuriyet gazetesinde,“Keçiören’de yap-bana ver dönemi!” başlıklı bir haber vardı.
Haber özetle şöyle; Ankara-Keçiören belediyesi 2015 yılında iş adamı Cengiz Peker’le bir anlaşma imzalıyor ve 15 yıl işletmesi karşılığında, yap-işlet-devret (YİD) modeliyle üç katlı bir bina yaptırıyor. Binanın iki katında düğün salonları var. Üçüncü katı belediyeye ait. 15 milyon lira harcama yapan Peker, 31 Mart belediye seçimlerinden sonra (seçilen başkan değişti ama parti aynı) işlerin değiştiğini iddia ederek mahkemeye gidiyor. Söylediğine göre, belediye binada imara aykırılık var diyerek ona ait olan iki katı kapatıyor. Ama kendisine ait olan 3. kata dokunmuyor. Bu arada işletme açılırken belediyeden her türlü onay alındığı da ısrarla belirtiyor. 
Peker’in iddiasına göre, “belediye ile sözleşmesi olmasına karşın, işletmenin bazı bölümleri kendisinden alınarak” yeni belediye başkanının bir tanıdığına verilmek isteniyor. O da haklı olarak “Yaşadığım korkunç bir haksızlığı anlatacağım diyerek, 3 yıl önce hukuka ve devletime güvenerek Keçiören Belediyesi ile bir sözleşme imzaladım…sözleşmeye göre 15 yıl boyunca binadaki bütün ticari faaliyetleri ben yönetecektim.”diye isyan ediyor.
Ben, çok önemli olmasına rağmen, olayın haber ve siyaset mantığı tarafına değinmeyeceğim.
Değinmek istediğim konuların başında hukukun üstünlüğügeliyor. 

2 Haziran 2019

Ekonomi küçülürken Hazine ve reel sektörün borçları hızla artıyor

Milli gelir, yılın ilk çeyreğinde yüzde 2,6 küçüldü. Geçen yılın son üç ayında da daraldığını hatırlarsak durumu daha iyi kavrayabiliriz. 
Görüne o ki, ilk çeyrekte kamunun harcamaları bu kadar yüksek olmasaydı, bunca borçlanmasaydı, daralma daha büyük olacaktı. 
Öte yandan sanayi, hizmetler ve inşaat sektörlerindeki küçülme dikkat çekiyor. Ama bana göre en önemli gelişme, özel sektör yatırımlarında birkaç çeyrektir süregelen azalma. Bu ekonominin yakın geleceği ve işsizlik açısından üzerinde düşünülmesi gereken bir gelişme. 
Gençler iş bekliyor.İşsizlikten ortalık yanıyor.
Milli gelir böylesine küçülürken, Türkiye’nin borçlarındaki üç aylık gelişime göz atalım. 
Önce bir açıklama yapmam lazım. KİT’lerin iç ve dış borçları ile belediyelerin banka kredilerine ait 2019 verileri henüz yayımlanmadı. Bu bağlamda tablolardaki rakamlar birer muhafazakâr tahmin. Diğer veriler Hazine, BDDK ve TCMB’nin yayınladığı güncel değerler.
Artık verilere bakabiliriz.

27 Mayıs 2019

Bütçe dengesi bozuluyor

Ekonomide ne iyi gidiyor diye sorulduğunda çoğunluk, mali disiplinden, bütçe açığının sorun olmadığından bahsediyor. 
Hatta adının önünde akademik unvan taşıyan bazı muhteremler, yaşanan ekonomik sıkıntıların çözümü için, hiç sıkılmadan bütçeyi gösteriyorlar. Bunu önerirken, nedense (!), sadece bütçenin klasik açığına dikkat çekiyorlar. Yapısal sorularını gündeme getirmiyorlar.
Durum nedir, biraz yakından bakalım.
Bütçenin yapısal durumunun en iyi göstergesi faiz dışı dengedir (FDD).Bildiğiniz gibi FDD, gelirlerden, faiz hariç harcamaların düşülmesi ile bulunur. Eğer bütçe, o yıl ödenen faizler kadar faiz dışı fazla verebiliyorsa, açık vermez ve borçlanma gereği kalmaz.  
Dolayısıyla, FDD, Hazine’nin borçlanması açısından çok önemli bir göstergedir.

23 Mayıs 2019

Amaç kambiyo kontrolü mü?

Son günlerde Merkez Bankası ve Bankacılık Düzenleme Denetleme Kurumu döviz işlemleri ile ilgili kararlar alıyorlar. Yetkililer aldıkları kararların gerekçesini, spekülatif hareketleri önlemek olarak açıklıyor. Buna karşılık piyasalardaki oyuncular, bu kararların ileride bir kambiyo (sermaye hareketleri) kontrolüne dönüşüp dönüşmeyeceğini merak ediyorlar.
İki taraf ta haklı. 
Kamudaki karar alıcılar haklı. Çünkü bazen piyasalar oldukça hareketli olabiliyor. Aşırı iniş çıkışlar, döviz borcu olanların sinirlerini bozuyor. Beklentileri olumsuz etkiliyor. 
Piyasadaki oyuncular da haklı. Çünkü onlar, yatırım kararlarını, yürüklükteki kurallara göre alıyorlar. Eğer kapsamlı değişikler olacaksa, kambiyo kontrolü gelecekse, bilmek istiyorlar. Belirsizlikler riskleri artırıyor. Kurları ve diğer ekonomik değişkenleri olumsuz etkiliyor.
Yapılanlar ne kadar kambiyo kontrolü ne kadar makro ihtiyati önlem bir bakalım.

18 Mayıs 2019

100 yıl önce Samsun’a çıkmak

Bazen ekonomik, siyasi hatta kişisel konularda zorlandığım zaman “Acaba şu kişi veya şu insanlar bu sorunu nasıl çözerdi?” diye empati yapmaya çalışırım. Bazen de özellikle boş kaldığım zamanlarda, okuduğum kitaplardan, izlediğim, duyduğum haberlerden etkilenirim. Oturup “Ben olsaydım ne yapardım?” diye kendime sorarım.
Bugün yaşadığımız sosyo-poliltik ve ekonomik sorunları düşündükçe, 1920’lerin, dünyasını, Türkiye’sini daha çok merak etmeye başladım.
Karmakarışık bir ortam, I. Dünya Savaşı’nın sonrası. Avrupa harap olmuş. Rusya’da sosyalist devrim zafer kazanmış. Dünya bir yandan yıkıntılarla boğuşuyor, diğer yandan umutla kaybolmuyor.
Böylesi umudun yeşerdiği topraklardan birisi, belki de yeganesi, Anadolu. O da yıllardır süren savaşların etkisiyle beşerî ve fiziki sermayesini kaybetmiş. Genç bir general eski bir deniz aracına biniyor, Samsun’a gidiyor. Amacı yok olmakta olan ülkeyi emperyalizmin elinden kurtarmak. Hamaset olsun diye yazmıyorum. Elinde hiçbir şey yok. Tek olan şey, yurt sevgisi ve halkına olan inancı. 

13 Mayıs 2019

Popülizm kime yarıyor?

Önce bir saptama yapayım. Ekonomik sıkıntı içinde olan ve aldığı sosyal yardımlar/transferlerle hayatını idame edebilenlerbu yazının konusu değildir.  
Bu gerekli belirlemeyi yaptıktan sonra konumuza gelelim.
19. ve 20. yüz yılda, yoksulluğun çok yaygın olduğu yıllarda, sosyal transferler ve diğer popülist söylemler ve uygulamalar, çoğunlukla eleştirilirdi. Buna karşılık, toplumun geniş kesimlerinin refahtan pay almakta zorlandıklarını iddia edenler, kamunun bu alana müdahale etmesini gerekligörürdü.
Ardından önce, özellikle II. Dünya Savaşının sonrasında anlayış değişmeye başladı. Bir yandan 30 yıl içinde yaşanan iki büyük dünya savaşının etkilerini azaltmak diğer yandan Berlin’e kadar gelen Sovyet’lerin önünü kesmek için refah devleti gündeme geldi. Kamunun rolü konusundaki anlayışlar değişti, büyüme arttı, pasta büyüdü, paylaşım daha adil oldu.
Kısacası popülizm artık solcu veya sağcı değildi
İş öyle bir yere geldi ki, neredeyse her parti popülist söylemlerde birbiriyle yarışmaya başladı. Bu politikaların amacı, etkisi ve sonuçları tartışılmaz oldu.
Türkiye’den birkaç rakam vererek konuyu biraz açayım.

5 Mayıs 2019

Aramalı ithalatının seyri olumlu işaret vermiyor

Konunun uzmanları yıllardır anlatmaya çalışıyor. Dışa bağımlı üretim yapısı ekonomiyi, ülkeyi aşırı zorluyor. En önemli sonuçlarından birisi yüksek enflasyon diğerleri dövizli borçların artması ve aşırı dolarizasyon.
Üretimin yapısını anlamak için yapılan çalışmaların başında girdi/çıktı tabloları geliyor. TÜİK, ulusal geliri hesaplarken, varsayımlarını ve modellerini bu tablolar üzerinden yapıyor. 

28 Nisan 2019

Döviz Tevdiat Hesapları ve futbol

Bazen kendime sormadan edemiyorum; “Bizim yerliye karşı bir alerjimiz mi var?”
Nerden çıkardın demeyin. 
Geçen gün gazetede bir haber vardı. Türkiye Kupası yarı final maçına çıkan Galatasaray’ın ilk on birinde hiç Türk futbolcu yokmuş. Adına bakıp aldanmayın. Maç Malatya’da ama sahada sadece 4 Türkiyeli futbolcu var. Onların da hepsi EY Malatyaspor’da.
Milyonlarca dolar para verip getirilen yabancılara bakınca bir kalite, bir futbol bilgisi, bir sportmenlik arıyor insan. Nerdeeee? Çoğu ununu elemiş, ipini sermiş yaşlı futbolcular. Futbol oynamaktan bıkmışlar. Emekliliğe hazırlanıyorlar. Biraz para biriktirip ülkelerine dönmek için gün sayıyorlar.
İyi niyetli olanlar da geldiklerinden birkaç hafta sonra, bizim ligin eyyamcılığını, adam kayırmacılığını, “VAR”sızlığını görünce oynamayı bırakıyorlar. Sadece büyük takımların maçlarında biraz efor sarf edip günlerini geçiriyorlar.

23 Nisan 2019

Babamın tokatı

Bugün babamın aramızdan ayrılışının 9. yıldönümü. Onu her geçen gün biraz daha özlüyorum. 
Vefatından sonra (o günlerde köşe yazdığım) HaberTürk gazetesinde yazdığım yazımı tekrar yayımlıyorum.



Son beş ayda hem annemi hem babamı kaybettim.
Doğrudur, sıradan bir olay, hayatın gerçeği. Ama bir de bana sorun. Baba ocağım söndü. Düne kadar baba ocağı ne demek pek bilmezdim. Hayat yavaş yavaş öğretmeye başladı.

Babam bir Cumhuriyet çocuğuydu.

Ne demek istediğimi biraz açayım. Babam ilkokula şartların zorluğu nedeniyle, komşu köyde, 12 yaşında başlamış. Her gün iki saatlik dağ yolunu yürüyerek aşıp okula gitmiş. O yıllardaki koşullar nedeniyle bir derslikte birkaç sınıf bir arada okumuşlar.

18 Nisan 2019

Döviz rezervlerinin sıcak paracılar için önemi

Son günlerin en çok konuşulan konusu yine dolar, Euro olmaya başladı. Bir yandan birkaç hafta önce Londra’daki swap (takas) piyasalarında yaşananların etkileri konuşuluyor. Daha onun etkisi bitmeden, şimdide T.C. Merkez Bankası’nın rezervleri gündemde.
Dünya Gazetesi’nden Alaattin Aktaş’ın rezerv hesapları konusunda verdiği teknik bilgi uzmanların dikkatini çekmişti. Seçimin heyecanıyla, mazbata tartışmasıyla konu unutuldu. Sonra Financial Times konuyu ele aldı. Piyasalar ve karar alıcılar tepki vermeye başladılar.
Bana kalırsa tüm bu tartışmalara son verecek olan TCMB. Acilen açıklayıcı bir bilgi notu hazırlamalı. Rezervlerin nasıl izlendiği, hangi bilanço ve bilanço dışı kalemlerin hesaplara dâhil edildiği en geniş şekliyle açıklanmalı. Bu not piyasa uzmanlarına değil, iktisat bölümü öğrencilerine hitap edecek şekilde hazırlanmalı. Böylelikle her kesin farklı bir hesaplama yöntemi kullanmasının önüne geçilmeli. 
Aslında bu, şeffaflığı ve hesap verilebildiği ilke edinen her merkez bankasının yapması gereken bir şey.

14 Nisan 2019

Gençler ve kıdem tazminatı

Türk Metal Sendikası ve Uludağ Üniversitesinin, Karadeniz Ereğli’de beraber düzenlediği, 27 üniversitenin Çalışma Ekonomisi Bölümü öğrencilerinin 6. Kez bir araya geldiği “AkadEmek Kurultayı’na” konuşmacı olarak davet edilmiştim.
Öğrenciler ve işçilerle beraber olmak, onların ekonomiye ve iş hayatına bakışını kendilerinden dinlemek beni her zaman mutlu ediyor. Onlardan çok şey öğreniyorum.
Bu toplantı sırasında en çok, ekonominin içinde bulunduğu durum, iş sınavları ve kıdem tazminatı fonu hakkında soru soruldu. Yurdun 27 farklı yöresinden, binlerce kilometre yol kat ederek gelen gençler, iş olanakları olarak önlerinde ne tür seçenekler olduğunun az çok farkında idiler. Bir kısmı hayata umutla bakıyor, bir kısmı ise artan işsizlik karşısında ne yapacaklarını bilemiyorlardı.
Ama beni en çok etkileyen konu, gençlerin devlete bakış açıları oldu.