16 Ağustos 2019

Hazine yedi ayda yasal borçlanma limitini aşmış

Hazine yedi aylık nakit dengesini yayımladı. Gelir ve giderlerdeki artışlar dikkat çekiyor.
Gelirlerdeki performans Merkez Bankası’nın yedek akçesinin bütçeye aktarılması sayesinde biraz düzelmiş. 
Giderler almış başını gidiyor. Anlaşılan kamu ekonomik büyümeye katkı sağlamak, büyüme performansının çok bozulmasını önlemek adına harcamalara hız vermiş.
Tabi bunun doğal bir sonucu olmuş: Borçlanma. Ocak-Temmuz arası dönemde Hazine net (yeni) 98 milyar lira borç almış. Bu miktarın 28 milyar liralık bölümü dış borçlanmadan, kala 70 milyar liralık kısmı da iç borçlanmadan geliyor.
Buraya kadar her şey bütçe finansmanına ilişkin sayılardı. Şimdi gelin işin bir de yasalarla ilgili bölümüne bakalım.
Çünkü ciddi bir sorun var. Hazine kanunun verdiği yıllık net borçlanma limitini, yılın ilk yedi ayında aşmış.

9 Ağustos 2019

Azalan döviz ihtiyacı kısa vadeli kaynaklarla finanse edilmiş

Yazılarımı takip edenler bilirler. Ödemeler dengesi verilerini yakından izlemenin ve doğru tahlil etmenin önemini sık sık vurgularım. Bana göre, dış borçlanma ve ülkenin döviz açığı, sadece ekonomik değil, aynı zamanda bir milli güvenlik sorunudur.
Tarihte örnekleri çok sık görüldüğü gibi, zaman zaman siyasi karar almayı zorlaştırabilir. Önceki yazımda bunun 1930’lar Almanya’sına ilişkin örneğini sizlerle paylaşmıştım. 
Ocak-Haziran arası yılın ilk yarısına ilişkin ödemeler dengesi verilerini, bu bağlamda, dikkatle ele alacağım. 
Ben ödemeler dengesine sadece cari açık perspektifinden bakmam. Cari açığın önemini yadsımamakla birlikte, ülkenin döviz ihtiyacını tek başına cari açık belirlemiyor. Cari açık, dış ticaret açığını gösterir. Bizim gibi dış borç yükü ağır, aşırı dolarize olmuş ülkelerin bir de “sermaye/finansman hesabı” açığı vardır.
Aşağıdaki tabloda, 2018 ve 2019 ilk yarılarının finansman ihtiyacı ve finansman kaynaklarının karşılaştırması görülüyor. 

7 Ağustos 2019

Bir tatil yazısı (!): 1930’ların Almanya’sı

Çoğumuz gibi tatilde okumayı severim. Ama konu deformasyonu yaşıyorum. Çoğunlukla ekonomi ve ona ilişkin konular ilgimi çekiyor.
Pek tekrar sevmememe rağmen daha önce okuduğum bir kitaba yeniden başladım. Prof. Dr. BilsayKuruçhocanın. “Mustafa Kemal Döneminde Ekonomi, Büyük Devletler ve Türkiye”adlı eserini tekrar okuyorum.
Bugün, kitabın 1930’lar Almanya’sı ile ilgili bölümünden alıntılar yapacağım (Sayfa 110-120 arası). Yani yazıyı “bedavaya getireceğim (!)”. Yorum yapmak yerine, sizin düşünmenize yardımcı olacağımı sanıyorum. Sorular sormanızı, hatta mümkünse eseri okumanızı sağlayabilirsem ne mutlu bana.
Gelelim alıntılara:

2 Ağustos 2019

FED’in başı sıkışık çünkü doların tahtı tehlikede

Hocamız Prof. Dr. Bilsay Kuruç, modern ekonomi tarihini, özet olarak, üç ana döneme ayırır.
İlki sanayi devrimi ile 1929 Büyük Buhranarasındaki dönemdir. Bu yıllar İngiltere’nin dünyanın ağası olduğu döneme karşılık gelir. Dünyanın rezerv parası sterlindir. Katı bir altına bağlı para sistemi ve kambiyo rejimi uygulanmaktadır. Dünya jandarmalığı görevi de İngiliz donamasındadır.
Büyük Buhran ve II. Dünya Savaşı sonrasında ağalık el değiştirir. ABD ve dolar, tahtın yeni sahibidir. Dolar altına, diğer paralar dolara bağlı bir Bretton Woods sistemi vardır. Kambiyo rejimi yine katı yasakçıdır. Jandarmalık görevini NATO üstlenmiştir.
1960’larda ABD-Vietnam ve Arap- İsrail savaşları dünya dengelerini yerinden oynatır.1973’te petrol krizi patlak verir. Doların altına bağlılığı biter. Kaydi para dönemi başlar (Para basmanın kuralları gevşetilir). Dünyada likidite bollaşır.