13 Kasım 2015

Siyasette insan eleği çalışmıyor

Siyasetin insan için, insanlar tarafından yapıldığını düşünüyorum. Okuduğum kitaplarda, katıldığım toplantılarda, izlediğim belgesellerde, görev için gittiğim farklı ülkelerde siyasetçi profillerini tanımak için çaba sarf ediyorum. Gelişmiş ile az gelişmiş ülke örneklerinde büyük farklılıklar var.

Bir az gelişmiş ülke örneği olan ülkeme bakınca moralim bozuluyor.

Sünnetçinin vitrinine koyduğu ustura misali, önde gözüken küçük bir azınlık dışında, siyasetçilerimizin dürüstlük ve yetkinlik konusunda ne hallerde olduklarını hepimiz biliyoruz.

İşte burada şu kritik soruyu soruyorum kendime: “Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, neden bizim siyasi sistemimizde insan eleme sistemi yok? Neden, çoğunluk idealleri için değil de kamudan geçinmek ve kısa yoldan zengin olmak için siyaset yapanlar hep önde?”

Bazılarınızın, “Haksızlık ediyorsun. Tüm siyasetçiler böyle değil”  dediğini duyar gibiyim. Haklısınız. Dedim ya vitrindekilerin arasında çok saygı duyulacak insanlar da var. Nasıl bir arada durabildikleri sorusu ayrı bir muamma.

Ama hepsi aynı değil.


Siyasal sistemin çoğunlukla, kamudan zengin olmak isteyenleri yönetime taşıması sorunu sadece bize ait bir gerçek değil. Hemen hemen tüm az gelişmiş ülkelerin ekonomi politiği böyle.

Ne demek istediğimi biraz açayım.

Eğer insanları karakterlerine göre sınıflandırmak mümkün olsaydı, aşağıdaki gibi bir dağılım yapılabilir miydi acaba?

1.    Saf insanlar: Bu gruba giren insanlar çoğunlukla kendileri kaybederler. Ama ülke onlardan çok zarar görmez. Hatta bazı eylemleriyle kazançlı bile olabilir.
2.    Aptal insanlar: Bu grubun kendisi de ülke de kaybeder.
3.    Zeki insanlar: Bir ülkede ne çok olursa o kadar iyidir. Hem kendileri hem de ülke kazanır.
4.    Haydutlar: En tehlikeli grup bunlardır. Çünkü kendileri kazanırken ülke kaybeder.

Eğer bu sınıflandırma doğru ise, bir ülkenin geleceği, selameti için; daha çok zeki insanın siyasete girmesi, partilerde görev alması ve ülkeyi yönetmesi tercih edilir.

Buna karşılık, haydutların partilerde görev alması, yaptıkları yegane iş olan cepleri doldurması ve ülkeyi yönetmeleri engellenmelidir.

Doğal olarak her ülkede, az veya çok her tür insan yaşıyor. Önemli olan zeki ve saf insanlar ile aptal ve haydutları ayırt edebilecek bir toplumsal bir elek sistemi oluşturabilmek. Böylelikle, kötüleri, haydutları elemek, parti ve ülke yönetiminde, olabildiğince az haydudun yer almasını sağlamak.

Bunları saptamak, yazmak kolay.

Ancak böyle bir sistem nasıl kurulur sorusuna doğru cevap vermek çok güç. Ülkeden ülkeye değişen koşullar dikkate alınmak kaydıyla öncelik eğitim sisteminde. Ardından hukuksal alt yapı geliyor. Örneğin, siyasetin finansmanı, siyasi partiler yasası, nerden buldun kanunu, kayıt dışılığın minimuma indirilmesi, rant vergisi gibi bazı vergilerin hayata geçirilmesi önemli.

En önemlisi siyasi gelenekler ve teamüller. Kamuda şeffaflık ve hesap verme geleneği işin özü. Buna ek olarak, en ufak defosu olanın ve duyulanın hemen sistemin dışına çıkarılması. “Partiye para veriyor” diyerek her türlü faaliyetinin üstünün kapanmaması gibi.

Bunlar hayal mi?

O zaman gerçek bir çağdaş demokrasi de.


Çünkü, belediyeler dahil kamudan zengin olmaya alışmış olanların parti içinde ve/veya ülkede, kendilerinden başkasına demokratik hak tanımasını beklemek hayalciliktir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme