17 Ağustos 2018

Ekonomide yeni denge!

Baştan belirteyim. Ne olduğunu anlamakta zorlananlar varsa hiç kendilerini yormasınlar. Bakış açılarında derin bir ayrılık var. Olayı tetikleyen etkenlerin ekonomik mi yoksa siyasi mi?  
Aşırı dolarize olmuş, sıcak paranın toplamı milli gelirin yüzde 25’le tarihi zirvesinde olan, yılda 240 milyar dolar dış kaynak bulması gereken bir ekonomide, niyeti kötü olan yabancılar bunu istismar etmez mi? Kendi lehine kullanmaz mı? Orta ve uzun vadeli politikalarını bunun üzerine kurmaz mı? Osmanlı kapitülasyonlar ve aşırı dış borçlar yüzünden ne hallere geldi bilmiyor muyuz?
Sıcak paraya bağımlı bir ekonomide ülke riski değerlendirmeleri hayati önemini Benim Mülkiye’deki öğrencilerim biliyor. Ülke derecelendirmesi yapılırken nelere dikkat edildiğini onlara her yıl anlatırım. (Derste yaptığım sunuma ulaşmak için: http://hakan.hozyildiz.com/kaynaklar/?tid=30#sbf-5.-hafta )  ABD, AB, İngiltere ve Japonya ile ilişkilere verilen özel öneme atıfta bulunurum.Öğrencilerim genellikle neden özellikle bu ülkeler diye sorarlar. Cevabım basittir: Sıcak para döviz fonlarının büyük çoğunluğu New York ve Londra olmak üzere Tokyo, Frankfurt ve Paris’ten yönetilir. Eğer o ülkelerle bir sıkıntı yaşanırsa bu sorun olarak algılanır ve ülke risk primleri artar.
Bunlar tamam. Ama son yaşananları sadece dış politika ile açıklamak, alınan bunca ekonomik kararı açığa düşürür.

11 Ağustos 2018

Piknikçilerin mangalı ormanı yakıyor

Gazi Mustafa Kemal’inöğretisinden biliyoruz ki; “Ekonomisi zayıf ulus, yoksulluktan ve düşkünlükten kurtulamaz; güçlü bir uygarlığa, kalkınma ve mutluluğa kavuşamaz; toplumsal ve siyasal yıkımlardan kaçamaz.”
Bu bağlamda, yıllardır; “Bu borç yükü ve bu kadar dolarizasyon ile ekonomi gitmez. Dışa, sıcak paraya bağımlı ekonomik yapı bir gün duvara toslar. O zaman borç verenler emir vermeye başlarlar.”diye yazdım, durdum.
Ancak çok az duyarlı insan dışında kimse sesimi duymadı. Bazıları yazılarımı hor gördü. Bazıları gereksiz, bir kısmı para kazanmadığım bir iş yapmamın nedenini sorguladılar. 
Elimden geldiğince basit bir cevap vermeye çalıştım: “Belki yazılarımı beğenmiyor olabilirsiniz. Ama ben 1994 ve 2001 Kriz deneyimlerini bir şekilde yaşamış biriyim. Elimden geldiğince, çapım yettiğince iyileri ve kötüleri gözlemledim. Gözlemlerimi ve deneyimlerimi ne kadar okuyucum varsa, özellikle öğrencilerimle paylaşmak benim yurtseverlik görevimdir” diyerek yazmaya devam ettim. 
Amacım bugünlerde yaşadıklarımızın kaçınılmaz olduğunu anlatmaktı.

5 Ağustos 2018

Yapmayın etmeyin gitmeyin gençler

Birkaç ay önceydi. Yurtsever bir baba, mühendis olan ve yarı resmi bir şirkette çalışan kızının yurtdışından iş teklifi aldığını söyledi. İçi buruk, kafası karışıktı. Çok sevdiği yavrusu; ülkesinde kalıp, orta halli bir sabit gelirli olarak yaşamak ile yurt dışına gidip, daha iyi şartlarda, çağdaş bir iş ortamında yaşamak arasında bir tercih yapmak zorundaydı. Ne diyecekti?
Bana sordu. Her konuda az çok fikri olan birisi olarak hemen cevap vermekte çok zorlandım. Devlet okullarında okuyup mühendis olan, en iyi devlet üniversitelerinden birinde lisansüstü eğitimini tamamlayan, iyi de bir işi olan genç mühendise ne denebilirdi? 
Anladığım kadarıyla onun en çok aradığı şey, kendi alanında kariyer yapmaktı. Çalıştığı şirkette siyasi tercihler, liyakatin önüne geçmeye başlamıştı. Kararını verdi ve Avrupa’ya gitti. Yolu ve bahtı açık olsun.
Sonra araştırmaya başladım. 

2 Ağustos 2018

2001 Krizinden çıkışta bir aşama: İstanbul Yaklaşımı

Yıl 2001. Yine bir Ağustos ayıydı. Günler Krizin tahribatlarını onarmakla geçiyor.
Kamu açıkları ve bankalar için önlemler alınmış, yavaş yavaş taşlar yerine oturmaya, sistem çalışmaya başlamış. Herkes umutlu. Sadece Krizin ve öncesi dönemin reel sektör üzerinde yarattığı tahribatın nasıl çözüleceği düşünülüyor. Öneriler havada uçuşuyor. 
Fikrin kimden çıktığını tam olarak hatırlamıyorum. Daha önce İngiltere’de uygulanan “Londra yaklaşımından” esinlenerek adına “İstanbul Yaklaşımı” denen bir Finansal Yeniden Yapılandırma Programı (FYYP) süreci başlatıldı.
Önce, 31/Ocak/2002 tarihinde, 4743 sayılı Mali Sektöre Olan Borçların Yeniden Yapılandırılması ve Bazı Maddelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunçıkarıldı.
Bu kanunla; bankalarla anlaşan, borçlarını yeniden yapılandıran şirketler, neredeyse tüm vergilerden ve kamuya olan bazı yükümlülüklerinden muaf tutuldular.  
Yanı sıra, bu Programa katılan bankaların sermayelerinde herhangi bir azalma olursa ve eksiklik sermayedarlar tarafından karşılanamazsa, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’ndan (TMSF) sermaye benzeri uzun vadeli kredi verilmesi karara bağlandı. TMSF bu kaynağı Hazine’nin çıkaracağı özel tertip devlet iç borçlanma senedi olarak bankalara verdi.
Borçlarını ödemekte zorlanan şirketlere yeni şartlar, Türkiye Bankalar Birliği’nin hazırladığı bir Çerçeve Anlaşma ile sunuldu. 
Sonuç Tabloda özetlendiği gibi oldu.

26 Temmuz 2018

Yeni devlet yapılanmasında maliye politikasının uygulayıcıları değişti

Ekonomi politikası para ve maliye politikasının toplamıdır. 
Para politikasının merkez bankaları tarafından yürütüldüğünü biliyoruz. Para politikası sorunlu zamanlarda gelen dalgayı ilk göğüsleyen bir araçtır, kalıcı çözümler için kullanılamaz.
O zaman ekonomiyi kalıcı olarak etkileyen politika setinin maliye politikası olduğu ortaya çıkıyor.
Maliye politikası deyince aklınıza tek bir araç gelmesin
İlk olarak gelirtarafına bakmak lazım. Burada vergi, özelleştirme gibi vergi dışı gelirler var. Vergileri de dolaylı ve dolaysız olarak ayırmak mümkün.
Harcamalar tarafında seçenekler daha geniş. Ekonominin geniş alanlarını etkileyen başlıca kalemleri; personel, sosyal yardımlar ve transferler, Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) yapılan transferler, tarımsal destekleme, KİT’lere yapılan sermaye ve görevlendirme (görev zararı) transferleri, kamu yatırımları, teşviklerdir.
Gelir ve harcamalar arasında fark (açık) oluşması durumunda açık borçlanmaile kapatılıyor, finanse ediliyor. Bunun finansal piyasalarda, kredi kaynakları ve faizler üzerinde önemli etkileri var.
Son yıllarda önemi artan Kamu Özel İşbirliği (KÖİ)projelerine değinmezsek maliye politikasını tam anlatmamış oluruz. Bildiğiniz gibi, 134 milyar dolardan fazla sözleşme tutarı olan ve altyapı yatırımlarını finanse eden bu modelin bütçeye olası yükleri de maliye politikasının geleceğin anlaşılması açısından önemli.
Açıklamalardan amacım, devletin yeniden yapılanması sonrasında maliye politikalarını uygulayan kurumlarda önemli değişiklikler olmasıAşağıdaki tabloda eski ve yeni uygulayıcı kurumlar görülüyor.

23 Temmuz 2018

Kamu ek yük almaya hazır mı?

Son günlerde, utangaç bir şekilde olsa da özel sektörün aşırı borçluluğundan, maliye politikasının borç geri ödemeye nasıl yardımcı olabileceğinden bahsedilmeye başlandı. Ben böyle sözleri duyunca hemen kamu borç stokunun durumuna bakarım. Bilirim ki artan borcun ülkeye ve ekonomiye maliyeti oldukça fazladır. Bana göre “Borç alan emir alır”. 
Bu bağlamda borç stokunun geleceğini klasik bütçe açığı üzerinden değil, nakit hareketleri özellikle de faiz dışı denge hareketlerinden izlerim.
Nedenine gelince…
Önce bazı basit teknik açıklamalar yapmama izin verin. Faizler her yılın bütçesinden ödendiği için, borç stoku = anapara demektir. Stokun içinde faizler yoktur. Diğer bir yaklaşımla, borç stokunun artmaması demek, dönem başındaki anapara stokunun, dönem sonundakine eşit olmasıdır.
Borç neden artar? Bütçe açık verdiği için değil mi? Bütçe açığının finansmanı ile faiz ödemeleri ve faiz dışı denge arasında yakın bir ilişki vardır.
Ne demek istediğimi aşağıdaki tablonun yardımı ile açıklamaya çalışayım

17 Temmuz 2018

KİT görev zararının adı “Görevlendirme” olarak değiştirildi

“Görev zararı” kavramını KİT sistemi ve kamu finansmanı ile ilgilenenler bilirler. 
Özünde bir ticari işletme olan KİT’lere hükümet, uygun gördüğünde, zarar etme görevi verebilir. Örneğin, Toprak Mahsulleri Ofisi’ne (TMO), “buğdayı çiftçiden 100 liraya al ama zahireciye/değirmenciye 90 liradan sat. Aradaki zararı sana merkezi bütçeden ödeyeceğim.” diyebilir. Böylelikle yeteri kadar gelir sağladığı çiftçiyi üretimden uzaklaştırmamış, buğday üretiminde devamlılığı sağlamış olur. Yanı sıra, tüketiciye de pahalı ekmek yedirmemeye çalışır. 
Bu eski bir uygulamadır. Sadece reel sektörde faaliyet gösteren KİT’ler değil, kamu sermayeli bankalar da zarar etmekle görevlendirilirler. TC Ziraat Bankası çitçiye, Halkbank esnafa verdiği kredilere normalden düşük faiz uygular. Oluşan zararı Hazine’den talep eder.
Aradan epeyi zaman geçti. Unutulmuştur. Hatırlamakta yarar var. Kamu bankalarının,1991-94 arasında biriken görev zararı alacakları 10 milyar $’dı. Bütçe açığını büyütür diye zamanında ödenmeyen görev zararı borçları, 1994 Krizinin ardından uygulanan 5 Nisan Kararları ile bu borçlar 1995’te 3,7 milyar $’a kadar düşürüldü. Ama popülist siyasetçiler alışkanlıklarından vaz geçmedikleri için, 2000 yılı sonu itibariyle kamu bankalarının Hazine’den alacaklı oldukları görev zararı miktarı 24 milyar $’a ulaşmıştı.

11 Temmuz 2018

Hazine Müsteşarlığı’nın sonu ve Hz. İsa

Kamudaki kariyerime Haziran 1978’de Maliye Bakanlığı, Hazine Genel Müdürlüğü ve Milletlerarası İşbirliği teşkilatı Genel Sekreterliği (HAZMİİT) Banka ve Kambiyo Genel Müdürlüğü’nde başlamıştım. Son yapılan değişikliklerle genel müdürlüğüm kapanmış, Hazine’de Maliye Bakanlığı ile birleştirilmiş. 
Anılarım beni 40 yıl öncesine götürdü. Yurtseverliği, dürüstlüğü öğrendiğim rahmetli babamın “sakın kul hakkı yeme” diyerek ilk günde işe uğurlayışı aklıma geldi. Uzmanlık günlerimi, camlarını elimle sildiğim, dosyalarını her yıl elimle düzenlediğim Ulus’taki eski Maliye binasının kambiyo koridorlarını hatırladım. 
HAZMİİT, 1984 başında Turgut Özal’ın “ihracata dayalı büyüme modeli” çerçevesinde, teşvikler, ihracat ve nakit desteklerin bir arada örgütlenmesi mantığıyla yeniden yapılandı. Ticaret bakanlığından dış ticaret ve DPT’den teşviklerle bir araya getirildi, Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı kuruldu. Yaklaşık on yıl sonra hükümet Hazine ve Dış Ticareti iki ayrı müsteşarlık olarak örgütledi. 
Asıl işi nakit ve borç idaresi olan Hazine’nin nasıl örgütleneceği tamamen siyasi tercihtir. İktidarın mali disipline ama özellikle kamu borçlanmasına bakışının bir göstergesidir. 

7 Temmuz 2018

Ekonomide cam kemik hastalığı

Durun hemen kızmayın. Hekim değilim. Seçimlerin erkene alınmasının nedenlerinden birisinin ekonomide kırılganlıklar olduğu konuşulunca aklıma “cam kemik hastalığı” geliverdi. 
Cam kemik hastalığını, hekim yakınlarımdan ve medyadan izlediğim bir hastalık olarak bilirim. İnternetten tanımını araştırdım. Şöyle bir açıklamaya rastladım: “Cam kemik hastalığı, (Osteogenesis imperfekta)kemiklerde kolay ve sık kırılmanın yanı sıra mavi sklera, diş bozuklukları ve işitme bozukluklarının da birlikte görülebildiği bir hastalıktır.Cam kemik hastalığı, kemik yapısında da bulunan tip 1 kollajenin yapı bozukluğu ile ortaya çıkmakta”ymış.
Benim anladığım kadarıyla, kemik yapısında bulunması gereken bir maddenin yapısal bozukluğunun sonucunda kemikler kırılganlaşıyor. Özellikle çocuklarda görülen bir hastalık.
Ardından kırılganlık endeksini güncellemem gerektiğine karar verdim.
Hazırladığım kırılganlık endeksi, 1995-2017 arasındaki dönemi kapsıyor.Ağıdaki grafikten de göreceğiniz, gibi verilerin hepsi gerçekleşmiş, realize olmuş rakamlar. Yani hiç tahmin içermiyor, öncü gösterge değil. 

2 Temmuz 2018

Türkiye’nin borç yükü kur etkisiyle uçmuş

Hazine geçen hafta, mart sonu itibariyle, Türkiye’nin dış borç stokunu ve KİT’lerin iç ve dış borç stokunu yayınladı. Ben de “Türkiye’nin borç yükü” rakamlarını güncelledim. 
Önce bir teknik bilgi vereyim. Mart 2018 GSYH rakamını, TÜİK’in üçer aylık rakamlarını toplayarak yıllıklandırdım. Yani geçici bir rakam. 
Sonra bir sonuç: 2018 yılının ilk çeyreğinde en dikkat çeken gelişme, hızlı kur artışının stok üzerindeki etkisi.Dış borçların TL karşılıklarına zirve yaptırmış.
Gelelim rakamlara.

30 Haziran 2018

Dışardan memur ithali çözüm mü?

Yeni anayasal düzenle devlette çok hayati değişimler yaşanacak. Kurumlar açılıp, kapanırken memurların durumu milyonlarca çalışanı etkileyecek. 
Eski bir devlet memuru olarak, anlayabildiğim kadarıyla, memurun yeni yapılanma içindeki durumunu ele almaya çalışacağım. 
Konuya devam etmeden önce bir kavramsal açıklık getirmekte yarar var. Memurun İngilizce de karşılığıcivil servant” tır. Yani memur toplumun, halkın hizmetkarıdır. Hiçbir zaman partiye ve/veya başka bir yapıya sorumluluğu yoktur. Partiler, hükümetler değişir ama onun görevi halka hizmete devam etmektir.
Fransızcadaki karşılığı isefonctionnaire [la], serviteur de l'etat”, yani fonksiyonu olan çalışan, devletin hizmetkarıdır. Görüldüğü gibi burada da bir hizmetkarlık var. Ama fonksiyon ifa edebilen bir hizmetkarlık anlayışı. Fransız idari yapısının bir sonucu olarak burada devlet öne çıkmış. Parti veya başka yapılanmalar yine yok.
Gelelim bizdeki kamu çalışanına.“Memur” kelime anlamı olarak: Amire itaat eden demek.

27 Haziran 2018

İhracatımız miktar olarak artmıyor


Dövize en çok ihtiyaç duyduğumuz dönemleri yaşıyoruz. Bir yandan dış borç ödemek diğer yandan sıcak paracıların borsada ve tahvil piyasalarında elde ettikleri getirilerin dışarıya transferini gerçekleştirmek ve en önemlisi ithalat yapabilmek için dövize ihtiyaç en üst düzeylerde.

İki ana döviz geliri kaynağımız var: İhracat ve turizm. Ancak biliyoruz ki bu iki kaynak döviz giderlerimizi karşılamaya yetmiyor. Daha önemlisi önümüzdeki aylarda döviz ihtiyacının daha da artacağını biliyoruz. O zaman iki ana gelir kalemindeki olası gelişmelere yakından bakmakta yarar var.

Turizmciler bu yılın geçen yıldan daha iyi olacağını öngörüyorlar. Ama bir tarihi rekor beklentisinde de değiller.

O zaman ihracata biraz daha yakından bakalım.

Ben ihracat tutarından çok miktar endeksine bakmayı tercih ediyorum.

24 Haziran 2018

IMF’ye ihtiyaç var mı?

Dünyada ekonomik ortam değişiyor. Bol para dönemi bitiyor. En geç gelecek yılın ilk yarısında merkez bankaları bilançolarını küçültmeyi hızlandıracaklar.
Buna karşılık bizim de dahil olduğumuz gelişmekte olan ülkelerin (GOÜ) çoğunluğu sıcak paraya, krediye, tüketime, ithalata dayalı büyüme modelini değiştirmedi. Değişimin ötelenmesinin en büyük nedeni seçimleri kaybetme korkusu. Seçmeni rahatsız edecek, uzun vadeli yapısal kararları hayata geçirememeleri.
Türkiye’nin durumuna bakalım. Bugün sandık başındayız. Oy veriyoruz. Cumhurbaşkanını ve TBMM üyelerini seçeceğiz. 
Yeni iktidarı oldukça ağır sorunlar belliyor
Dünyada ticaret savaşları ve Trump, bölgede İran ve Suriye merkezli riskler yükseliyor. İran ambargosu konusunda bir tavır almamız istenebilir. Irak’taki parçalı yapı sorun yaratabilir.

18 Haziran 2018

Seçimden sonra ekonomide neler bekleniyor?

Bugünlerde en çok sorulan soru, seçimlerden sonra ekonominin nasıl olacağı. Bana göre acil çözüm bulunması gereken, devletin kurumsal yapısındaki belirsizlikler, OHAL, hukukun üstünlüğü, eğitimde gelinen nokta vb sorunlara dış borç geri ödemelerini de eklemek gerek. 
Bu iş önemli çünkü, artık dünyada döviz likiditesi azalmaya başladı. Ama bizim ihtiyacımız azalmıyor. Aksine artıyor. Yeni borç alırken yabancıların beklentilerini anlamak lazım. Bunun önemli bir göstergesi CDS’lerdir.
Bildiğiniz gibi kredi temerrüt takasları (CDS) son yıllarda ülke riski değerlemesinde kullanılan bir türev piyasası enstrümanı. Sıcak paracılar, bizim gibi ülkelere borç verirken, kredi faizlerinin üstüne bu oranları ekleyerek nominal faizleri hesaplıyorlar.
Bu alanda önemli bir gelişmevar: 
Merkez Bankası’nın ilk faiz artışından bir gün önce yani 24 Nisan’da, TCMB fonlama faizi = %12,75 iken 5 senelik CDS, 195 baz puan civarındaydı.  Aynı tarihte bizim 5 senelik CDS ile yükselen piyasaların (Emerging Markets) ortalaması arasındaki fark 92 baz puan düzeyindeydi.  Kurlar tarihi zirve yapınca Merkez Bankası, faizini 500 baz puan artırarak %17,75’e çıkardı. Ardından kurlar önce aşağıya doğru indi ardından geri döndü ve duruldu. Fakat 18 Haziran itibarıyla Türkiye’nin 5 yıllık CDS’i 324 baz puana yükseldi. Daha önemlisi, bizim CDS ile yükselen piyasaların CDS’lerinin ortalaması arasındaki fark yaklaşık 195 baz puana çıktı.

12 Haziran 2018

Tüket ithal et cari açık ver büyüme yüksek olsun

Bunca yıldır ekonomik verileri izlemek için uğraşırım. Bazen, öyle yorumlar yapılır ki, bilgimin yeterliliği konusunda şüpheye düşerim. Özellikle uzmanı olmadığım alanlardaki veriler beni çok yorar. (Yaşlanıyor muyum acaba?)
Dün açıklanan büyüme ve ödemeler dengesi verileri de bende aynı etkiyi yarattı. Konu hakkında yorum yapanların bazıları sadece büyüme oranını, %7,4’ü öne çıkarırken diğerleri cari açığa dikkat çekmeye çalışıyorlar.
Nasrettin Hoca’nın dediği gibi ikisi de haklı.
Bu yılın ilk çeyrek büyüme oranı potansiyelin üstündeBüyümeyi tetikleyen iç tüketim ile inşaat ve sanayi ağırlıklı yatırımlar.Özel tüketimin büyümeye katkısı %6,7, kamu tüketiminin ki ise %0,5. Özel ve kamu yatırımlarının birlikte katkısı ise 2,8. TÜİK ayırım vermiyor ama bütçe verileri kamu yatırımlarının çok olduğunu işaret ediyor.
Bu arada şu rakamı unutmayın: özel tüketimin yıllık değişimi %11, ama bunların içindeki dayanıksız malların tüketiminin yıllık değişimi %14,5. 
Ekonomi yeteri kadar üretmediği için tüketim ithalat baskısı yaratmış. Yılın ilk çeyreğinde ihracatı büyüme katkısı sadece %0,1olurken, ithalatın katkısı (daha doğrusu negatif etkisi) %3,7’e çıkmış.

9 Haziran 2018

Hazine nakit dengesi ve ödenmeyen KDV iadeleri

Aybaşında evde oturdunuz aile bütçesini yapıyorsunuz. Önce gelirlerden başlarsanız değil mi? Evdekilerin maaş, ücret; varsa kira geliri, faiz geliri vb. tüm gelirlerini toplarsınız. Sonrasında, eğer güvenilirliğinizin geleceğini düşünüyorsanız, ayrım yapacağınız ilk harcama kaleminiz borç ödemeleri olmalı değil mi? Elinizde kalan parayla kira, gıda, sağlık, eğlence gibi giderlerinizi ayarlamaya çalışırsınız. Dar ve sabit gelirliyseniz, çoğu zaman işin içinden çıkamaz, tekrar borçlanma yolarını ararsınız.
Diğer bir deyimle gelir-gider hesabı yaparken borçlarınızı bir kenara koyarak harcama yapmamalısınız. Bu mantıkla borç ödemek, azaltmak mümkün değildir. Tam tersine, bir süre sonra borçlarınız ödenemez hale gelir.
Neden böyle bir giriş yaptım?
Hazine’nin mayıs ayı nakit dengesi açıklandı. Devletin nakit dengesinde, önceki yıla göre olumlu gelişmeler yaşanmış. Aşağıdaki tabloda, yıllar itibariyle, Ocak-Mayıs beş aylık toplam nakit gerçekleşmeleri görülüyor. 
Mayıs ayı vergi ayıdır. Kurumlar ve gelir vergilerinin ilk taksitleri ödendiği için yılın ilk yarısında en yüksek gelir bu dönemde toplanır. Bu bağlamda nakit gelirler, önceki yıla göre yüzde 26 artmış. 2013’dan sonraki en yüksek artış.

4 Haziran 2018

Son haliyle hanehalkının borç yükü

Seçim meydanlarında borç konusu öne çıkmaya başladı. Rakamlar üzerinde yorumlar yapılıyor. İktidar, sadece kamu borcunu öne çıkarıp, eskiden ne kadar yüksek olduğuna şimdi azaldığına vurgu yapıyor. Buna karşılık muhalefet, özel sektörün ve hanehalklının, yıllar boyunca hızla artan borçlarını öne çıkarmaya çalışıyor.
Ben bu yazımda genel olarak borç yükü rakamları yerine, oy verenlerin, hanehalkının borçlarındaki durumu kısaca ele alacağım.
Önce nominal büyüklüklere bakalım.
Bu alandaki en detaylı rakamları TCMB yayımlıyor. Merkez Bankası’nın yayımladığı veriler 2013-2018 arası döneme ait. 2013 Eylül ayında 359 milyar lira borcu olan hanehalkının borçlarının toplamı geçen Mart sonunda 575 milyar liraya ulaşmış.

30 Mayıs 2018

Kurlar duruldu ama faiz yükü ne olacak?

Önceki yazımda kur hareketinin, şirketlerin ve Hazine’nin borçlarında yaratacağı etkileri değerlendirmeye çalışmıştım. Kurlardaki yükselişi yavaşlatmak için TCMB’nin faiz artırmak zorunda kalabileceğine vurgu yaparak, ekonominin kur ve faiz kıskacına girdiğini ileri sürmüştüm.
Merkez Bankası politika faizini yükseltti. Yetmedi ardından sadeleşme adımıatarak piyasalara, bir anlamda, faizleri geri çekmeyeceğinin garantisiniverdi. 
Yanı sıra Sayın Mehmet Şimşekve TCMB Başkanı, Londra’da sıcak para yatımcılarına, enflasyon rakamlarına bağlı olarak, 7 Haziran’da yeniden faizlerin yükseltilebileceği sinyalini verdiler. 
Böylelikle %13,5 olan Merkez Bankası politika faizi, %16,5’ğa; gecelik faiz %18’e; geç likidite penceresi faizi de %19,5 düzeyine kadar yükseltildi. Nereden baksanız önemli bir artış. Hatta piyasalardaki 7 Haziran’dan sonra tekrar bir artış olacağı beklentilerini de eklerseniz artış burada durmayacakmış gibi görünüyor.
Evet kurlardaki hareket tersine döndü. Ama faiz artışının borçlulara ve ekonomiye etkisi ne olacak? Hazine’ye ve kamuya gelen yükü şimdilik bir kenara koyuyorum.

26 Mayıs 2018

Kur artışının faturasını kim ödeyecek?

Borç, özellikle dış borç ve sıcak para üzerine yazdığımı biliyorsunuz. Bunu yaparken tek amacım var: Okuyucularımı borç konusunda bilgilendirmek ve soru sormalarını sağlayabilmek. Kim olursa olsun fark etmez. Sadece “bu borçla, “el atıyla” nereye kadar gideceğiz?” diyesorsunlar. Umarım soranlar çoğalmıştır. 
Ama benim cevap veremediğim bazı sorular var.
Piyasalardaki çalkantının sonunda kurlar yine tarihi zirvelere oturdu. TCMB faizleri yükseltti ama kurlar durmadı. Bazıları “Olsun ne olur?” diyor.
Gelin olabileceklerin bazılarına bakalım.

22 Mayıs 2018

Dünyayı ve doları anlamak için


Yıllar önce, 1970’li yıllarda, Mekteb-i Mülkiye’de (AÜ-SBF) memleket meselelerini tartışırken sık sık; “Önce dünyayı anlamak lazım. Sonra Türkiye’yi tahlil etmek kolay” denirdi.

Günümüzün küreselleşen dünyasında, özellikle ekonomide yaşananları anlamanın önemi eskisine oranla birkaç kez daha arttı. Bugün ekonomik ilişkileri, enerjiyi, finansı, emtiayı, mal ticaretindeki gelişmeleri çözmeden uluslararası ilişkilileri anlamak, politika üretmek neredeyse imkânsızdır.

Böylesi iddialı bir söylemde ulunmamın ana nedenlerinden birisi, günümüz dünyasında sermaye ve mal oldukça geniş bir serbestlik içinden hareket edebiliyor. (Emek için tam tersi bir durum söz konusu). 1990 sonrasında yaşanan gelişmelerin bir sonucu olarak sermeye sınır tanımaz hale geldi. Teknolojik gelişmelerinde yardımıyla dakikalar içinde dünyayı dolaşıyor. Sabah Tokyo’da, Hongkong’ta Singapur’da işlem gören para, öğlen Londra’ya, akşam da New York’a transfer ediliyor.

Dünyada para hareketlerini daha iyi anlatabilmek için birkaç rakam vermek isterim.

18 Mayıs 2018

Şimdi ne oldi?


Normal günlerde telefonla çok konuşan bir insan değilimdir. Ama ekonomide oynaklık çoğalınca telefonum susmuyor. En çok sorulan soru “Kur ne olur?” Benim cevabım da basit: “Ne olacağını bilsem söyler miyim? Sizden para toplar, yatırım yapar, zengin olurum. Bildiğini söyleyene de sakın inanmayın” diyorum.

Birde seçim ortamına girilince, eksik olmasınlar, önceden hiç aramayan kendini “uyanık” sanan siyasetçiler de “halimi hatırımı soruyorlar. (!)” Ekonomik gidişi sorup, çözüm olup olmadığını öğrenmek istiyorlar.

İnanın bana elimden geldiğince tümüne aynı cevabı vermeye çalışıyorum. Bilginin, çoğu zaman para ettiğini, deneyimlerimle bildiğim halde, paylaşılması gerektiğini düşünenlerdenim. Çok özel bilgiler değilse ya bu blokta ya da sorulduğunda insanlarla paylaşmayı görev bilirim.

Öyle ki; bir arkadaşımla paylaştığım teknik bilgiyi hiç oy vermediğim partilerden arayanlarla da paylaşırım. Doğruları bilenlerin ülkeye katkısı olacağını düşünürüm.

Hazine’den ayrılalı neredeyse 15 yıl oldu. Günümün çoğunu okuyarak ve araştırarak geçiriyorum. Çoğu zaman hafta sonları da buna dâhil oluyor. Bu sayede, karınca kararınca bilgilerimi güncel tutmaya, yazılarımı sağlam bilgilere dayanarak yazmaya, tahlillerimi olabildiğince sağlıklı yapmaya çabalıyorum.

Bunları kendimi size tanıtmak için yazmadım.

Biraz uzun oldu ama bir Temel fıkrası aklıma gelince giriş olsun dedim.

Bizim Temel uzun süredir hastaymış. Ancak hasta olduğuna eşini, çocuklarını ve çevresini bir türlü ikna edememiş. O da arkadaşına bir vasiyet bırakmış ve mezar taşını hazırlatmış. Yakınları defin işleminden sonra taşta şunun yazıldığını görmüşler: “Hastayim dedum, inanmadunuz. Şimdi ne oldi?”

Aman siz sağlıcakla kalın.

16 Mayıs 2018

Ekonomide ne oluyor?

Ortalık yine toz duman. Kurlar yerinde durmuyor. Her gün rekor tazeliyor. Döviz borcu olanlar televizyonun ve telefonun başından ayrılmıyorlar. Olumlu bir haber bekliyorlar.
Yaşananların nedeni bence basit. 
Önce dış dengeile başlayayım. Şubat 2018-Şubat 2019 arasında 186 milyar dolar dış borç ödemesi var. Bunları ya cepten ödeyeceğiz ya da yeni borç bularak çevireceğiz. Cepten ödeyebilmek için borçlunun döviz geliri olması lazım. Ne yazık ki bazılarının yok. Buna ek olarak 50-55 milyar dolar cari açığı finanse etmek gerekiyor. Anlayacağınız önümüzdeki bir yılda 240 milyar dolar kadar döviz bulamak gerekiyor.
Bu demektir ki elinde dövizi bulunanları menun etmek, güven vermek lazım.
Güven vermek ne demek? Biraz açayım.

11 Mayıs 2018

Şirketlerin döviz pozisyonu açığına dikkat

Son günlerde döviz kuru hızla yukarı giderken, şirketlerin kredi yapılandırmaları en çok konuşulan konulardan birisi. Koca koca şirketlerin isimleri ortalıkta uçuşuyor. 
Dedikoduların yaygınlaşmasının nedenlerinden birisi, şirketlerin yüksek döviz borcu olması. TCMB verilerine göre, finansla kesim dışındaki firmaların döviz varlık ve yükümlülükleri arasındaki fark, Şubat 2018 itibariyle 223 milyar dolarayaklaştı.
Diğer bir deyimle, şirketler kesiminin, döviz varlıkları yükümlülüklerini karşılamaktan uzak. Aşağıdaki grafik, 2008-Şubat 2018 arasındaki dönemde, reel sektörün döviz varlıklarının döviz yükümlülüklerine oranını gösteriyor. Görüldüğü gibi 2008 yılında varlıklar yükümlülüklerin neredeyse yarısına karşılamaya yetiyormuş. Oysa artık bu oran yüzde 35’in altına düşmüş. Yani döviz varlıkları, borçların sadece üçte birini karşılayabiliyor.
2009 sonrasındaki hızlı bozulmaya dikkat lütfen. Bu tarih çok önemli: Çünkü o yıl, döviz geliri olamayan şirketlere yurt içinde dövizle borçlanma olanağı verildi. Döviz geliri olmayanlar, TL kredilerden ucuz diye, döviz kredilerine yöneldiler.

8 Mayıs 2018

Bankaların sorunlu kredilerinde son durum


Türkiye’de genel bir borç sorunu olduğu seçimlerin ana gündemi olmaya başladı. Muhalefet, ilginç (!) borç çözüm önerileriyle seçmenin gönlüne girmeye çalışıyor. (Önerilerin bütçeye ek yük getirmeye yönelik olduğuna dikkatinizi çekip, değerlendirmeyi sonraya bırakacağım)

Uzun yılların birikimi olan borçluluğun talep yanında hanehalkı ve şirketler arz yanında bankalar var. Talep yanındaki sorunları ve rakamları daha önceki yazılarımda defalarca yazdım.

Bugün bankaların tahsil edemedikleri ve/veya tahsilinde sorun yaşadıkları kredilere ait verileri bilginize sunacağım. Yani arz yönündeki bazı bilgileri paylaşacağım. Bu amaçla, Türkiye Bankalar Birliği, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) rakamları ve benim hesaplarımı içeren aşağıdaki tabloyu hazırlandım.

3 Mayıs 2018

Derinleşen ekonomik sorunlara ekonomik mi yoksa siyasi çözüm mü bulunacak?

Olaylar çok hızlı gelişmeye başladı.
Önce IMF IV. Madde Konsültasyon Raporu yayınlandı. IMF heyeti Şubat 2018 tarihinde Türkiye’deydi. Erken seçim gündemde değildi. Raporda geçen yıl yaşanan yüksek büyümeye vurgu yapılırken, başta dış açık, yüksek enflasyon ve kredi genişlemesi olmak üzere birçok konuya dikkat çekiyor. Bunların arasında KÖİ projeleri için verilen garantiler de var.
Ardından Hükümet gündeme vergi aflarını ve emeklilere ikramiye gibi seçim vaatlerini gündeme getirdi. Bütçeye 30 milyar lira civarında bir ek yükün geleceği konuşuluyor. Buna karşılık yetkililer, imar ve vergi aflarından gelecek paranın bu açığı kapatacağını belirtiyorlar.
Sonrasında Standart & Poors, ülke kredi notunu düşürdü. Bakanlar bu kararı eleştirdi ve zamanlamasını manidar buldular. 
Bu bilgileri hatırladıktan sonra konuya gelelim.

30 Nisan 2018

İmalat sanayiinde 4.0’ ı yakalamak çok zorlaşmış

Yazılarımı takip edenler, sanayileşme konusunu, makro düzeyde ele almak için dikkatli bir çaba içinde olduğumu bilirler.
Bugün sanayileşme konusunda Türkiye’nin en değerli uzmanlarından Sayın Oktay Küçükkiremitçi’nin, TÜİK verilerinde yararlanarak hazırladığı, geçen hafta “2023 Türkiye’si Sempozyumu”nda yaptığı, “2023’de 21. Yüzyıla Girebilmek İçin” başlıklı sunumunu özetlemeye çalışacağım.
Küçükkiremitçi, imalat sanayiinde teknoloji ve katma değer konusunda çok kapsamlı ve doyurucu bilgileri içeren şahane sunumunda, sektörleri OECD tanımlarını esas alarak sınıflandırmış.
Sonuç aşağıdaki tabloda görülüyor. 

24 Nisan 2018

Seçimlerden sonra bir ekonomik program uygulanır mı? (Siyasetçilere Öneriler 2)


Siyaset bir günde değişiyor. Tam konuyu anlamaya çabalarken birden bir haber geliyor ve her şey tam tersine dönüveriyor. Sonra dönüp piyasalarda ne oluyor diye merak ediliyor? Neler olduğunu biz anlayamazken, yabancı sıcak para yatırımcısının anlamasını beklemek saçmalık olmaz mı?

Neyse biz gelelim baskın seçim kararının neden alındığına. Sayın Devlet Bahçeli’nin konuşmasından benim anladığım, diğer nedenlerin yanı sıra, ekonomideki dengelerin 2019’a kadar sürdürülemeyeceği. Benzeri görüşü Sayın Mehmet Şimşek’te belirtmişti. Muhalefet zaten ekonomide sorunların derinleştiğini söylüyor.

Demek ki hemen hemen tüm partiler ekonominin kapsamlı bir bakıma alınması gerektiği konusunda hem fikir. Sadece nasıl olacağı ve nelere öncelik verileceği konusunda farklı yaklaşımlar var.

Piyasa oyuncularının bazıları da seçimden sonra önemli kararlar alınacağı yönünde ciddi bir beklentiye girmiş görünüyorlar.

O zaman duruma bir bakalım.


19 Nisan 2018

Kamu eliyle zengin yaratma yöntemleri (Siyasetçilere öneriler 1)

Aşağıdaki yazıyı 2013 yılında Habertürk'teki köşemde, 2016 yılında da burada yayınlamıştım. Baskın seçim kararı alındıktan sonra siyasetle ilgilenen ve aktif siyaset yapan okurlarım için yeniden yayınlıyorum. Umarım partilerinin seçim bildirgelerini hazırlarken işlerine yarar. Yanı sıra seçmenler oy tercihlerini, aşağıdaki yöntemlere karşı olan adaylardan/partilerden yana kullanırlar. Çünkü aşağıdaki yöntemleri engelleyecek ve/veya yok edecek politikalar, yeni bir paylaşım modeli uygulanırsa, ülkenin borçları azalırken, demokrasisi çağdaş düzeylere çıkar.

"Devlet nasıl zengin yaratır?

Başlıktaki soruya, geçmiş haberleri bir araya getirip cevap aradım. Kamuda deneyimi olanlara sordum. 1980'li yıllardan sonraki dönem için bulabildiğim cevapları aşağıda sıraladım. Aman dikkat, liste sadece işlem başlıklarını içeriyor. Bir başlık altındaki tüm işlemlerin aynı sonucu doğuracağı anlamı çıkarılmamalı. Ancak kamu yetkisini kötüye kullanmanın sonucunda yanlı işlem yaratmak mümkündür.

Eğer gerçekten çağdaş bir demokrasi isteniyorsa, Anayasa'nın aşağıdaki yöntemlerin kötüye kullanımını engelleyecek kurum ve mekanizmalarla donatılması lazım. Yine de niyet kötü olduktan sonra bunun bile yeterli olmayacağını, yasaların istenmeyen olayları yok edemeyeceğini ama en aza indireceğini deneyimlerle biliyoruz.

16 Nisan 2018

Türkiye’nin borç yükünün TL/Döviz ayırımı

Yazılarımı izleyenler 2002-2017 arası Türkiye Borç Yükü verilerini devamlı yayınladığımı bilirler. 
Benzer veriler tüm dünya ve belirli gelişmekte olan ülke ekonomileri için Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF), Küresel Borç Gözlem Raporunda da yayımlanıyor. Türkiye verilerinde en önemli fark IIF finansal sektör borçlarını da dikkate alıyor. Dolayısıyla IFF ve benim rakamlarında farklılıklar var. Ancak aynı baza çekince, Türkiye için iki veri seti arasındaki rakam 3 puana kadar düşüyor. Farkın döviz kurları ve hanehalkının TOKİ’ye ve varlık yönetim şirketlerine borçları gibi rakamlardan oluştuğunu tahmin ediyorum.
IIF’e göre, geçen yılsonu itibariyle dünyanın toplam borçları 237 trilyon $’ıgeçti. Bu büyüklük, dünya gelirinin %318’ine karşılık geliyor. Borçların büyük bölümü reel sektöre ve hükümetlere ait. Sonra finansal sektör, ardından hanehalkı geliyor.  
Dünyadaki durumun ne kadar çözümsüz olduğunu anlatmama gerek yok.
Yazıyı çok uzatmamak adına ben Türkiye’nin borç durumunu ele alacağım. IIF verilerinin en önemli yanı, toplam borç yükünü (borç/milli gelir) kesimler itibariyle sınıflandırması ve daha önemlisi borçları yerli para (TL) ile dolar, Euro ve diğer döviz ayrımlarını vermesi.
IIF rakamlarından yararlanarak hazırladığım tablolarıaşağıda bilginize sunuyorum. (Bu arada merkezi hükümet için IFF verileri, nedense, 2009 yılından diğer kesimler için ise 2005 yılından başlıyor.)

14 Nisan 2018

Sanayide kapasitenin üst sınırına gelinmesi ekonomiyi zorluyor

Önce yazının konusu teknik tanımı açıklayarak başlayayım.
Kapasite kullanım oranı (KKO) bir işletmede veya ülkede toplam üretim kapasitesinin ne kadarının kullanıldığını gösterir. Kapasitenin % yüzüne ulaşmak idealdir. Ancak makinelerin verdiği arızalar, elektrik kesintileri, çalışanların teknik becerileri, beklenmeyen olaylar gibi etkenler zaman zaman fabrikalarda üretimi düşürebilir ve/veya durdurabilir. Bu bağlamda, genellikle işletmeler yüzde 80’li üretim düzeyini yakaladıklarında, üretim kapasitesinin üst düzeyine yaklaştıkları kabul edilir.
Diğer bir deyimle bu seviye imalat sanayinin fiili arz kapasitesidir. Eğer çok zorlanırsa belki KKO biraz daha yükselebilir. Ancak bu oranlar yakalanınca yeni sanayi yatırımlarının zamanı geldiği anlaşılır.
Şimdi gelin, Türkiye hakkında genel bir değerlendirme yapmadan önce verilere bakalım. T.C. Merkez Bankası’nın yayımladığı aylık verilerden yararlanarak hazırladığım Ocak 2013-Mart 2018 arası dönemi kapsayan grafik aşağıdadır. Grafik mevsim etkilerinden arındırılmış verileri içeriyor. Yani tatil ve diğer değişimler yok.

10 Nisan 2018

Hanehalkının borç sorununu çözmek için öneriler

Piyasalardaki heyecanın farkındayım. Siz de "dolar, Euro ne olur? Bu iş nereye varır?” türü bir yazı yazmamı bekliyorsunuz. Ama sıcak para konusunda yeteri kadar yazdığımı düşünüyorum.
Ben borç sorununa değinmek istiyorum.
Yazılarımda uzun zamandan bu yana borç sorununa dikkat çekmeye çalışıyorum. İzleyenler eleştirilerini bildirdikleri zaman “çözüm önerilerini de yaz” diyerek isteklerini belirtiyorlar. Bazıları “olanı yazmak kolay önemli olan sorunu çözmektir” yaklaşımıyla üstü kapalı da olsa “kifayetsiz” olduğumu ima ediyor.
Aslında böylesi eleştirilerin, bir yere kadar, haklı olduğunu kabullenmek lazım. Sadece olanı yazmak, verileri bir araya getirip “bakın işte resim bu” demek çok zor değil. Asıl zor olan çözüm seçenekleri üzerinde düşünmek, araştırmak ve tartışmak.
Kamu borçları için çeşitli çözüm önerileri yazdığımı, devamlı okuyucularım bilirler.
Şirket borçları konusunu şimdilik bir kenara koyarak, bu yazımda hane halkının borçlarını ele alacağım.

6 Nisan 2018

Karabükspor’un borç hikâyesi ve kamu bütçe disiplini

Geçenlerde TBMM’de kabul edilen 7103 sayılı Kanunun 35. maddesi ile 3289 sayılı Spor Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanuna bir ek madde eklendi.
Böylelikle; “… Spor Genel Müdürlüğü, Türkiye Futbol Federasyonu ve bağımsız spor federasyonlarına tescil edilmiş olan ve Türkiye’de faaliyette bulunan spor kulüpleri ve sportif alanda faaliyette bulunan sermaye şirketlerinin sporculara yaptıkları ücret ödemeleri üzerinden kestikleri gelir vergisinin, kanuni süresi içerisinde beyan edilip ödenmesinden sonra bu kesintilerin spor kulüplerince veya sermaye şirketlerince oluşturulan özel bir hesaba aktarılması,
Özel hesaba aktarılan tutarların, amatör sporcuların, bunların çalıştırıcılarının ve diğer spor elemanlarının ücretleri ile bunların sportif faaliyetleri ile ilgili seyahat, sağlık, eğitim öğretim harcamaları ile amatör spor dallarına ilişkin hazırlık kampları, müsabaka, malzeme ve ekipman, federasyon vize, tescil ve katılım harcamalarında kullanılması konusunda düzenleme” yapıldı.
Bu hüküm, kaynakta kesinti suretiyle tahakkuk ettirilen ve tahsil edilen vergilerin yeniden spor kulüplerince kullanılması, Anayasa’nın 161. Maddesinde öngörülen bütçenin hazırlanması ve uygulanması ilkeleri ile 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununda düzenlenen “bütçenin genelliği ve ademî tahsis ilkelerine” aykırı. Kanunu’nun bütçe ilkelerini düzenleyen 13. maddesinin (g) bendinde belirtilen “Belirli gelirlerin belirli giderlere tahsis edilmemesi esastır.” hükmüne uygun değil.

4 Nisan 2018

KİT borçları yapı değiştiriyor

Merkezi bütçe rakamlarını takip edeceğiz diye KİT sistemindeki gelişmeleri ihmal ediyoruz. Şeker fabrikalarının özelleştirilmesinin gündeme gelmesi, bana KİT sistemine daha yakından bakmanın gereğini hatırlattı. Hazine Müsteşarlığı’nın verilerini inceledim. Sizler için 2000-2017 dönemindeki Hazine, Özelleştirme portföylerindeki ve diğer KİT’lerin iç borçlarının dağılımını içeren aşağıdaki grafiği hazırladım.

İç borçlara geçmeden önce KİT’lerin iç ve dış borçlarının nominal büyüklüklerinden kısaca bahsedeyim.

2000 yılında KİT’lerin toplam borç büyüklüğü 13 milyar liraymış. Bunun 5,2 milyar liralık bölümü dış borçmuş. Yıllar itibariyle toplam borçlar 2009 yılında 69 milyar liraya kadar çıkmış. Ardından 2014’te 34 milyar liraya kadar düşmüş. Geçen yılsonunda 50 milyar liraya çıkmış. Bunun 7,6 milyar lirası dış borç.

Burada üzerinde dikkatle durulması gereken bir konu var. 2001 Krizinden sonraki dönemde, KİT sisteminin dış borçlanmasına disiplin getirildiği için o tarafta borç artışı hemen hemen yok gibi. Hatta döviz olarak azalma var.

30 Mart 2018

Alınan bunca dış borç büyümeye yaramamış

Bu hafta, 2017 yılına ait iki önemli veri açıklandı.
İlki yıllık büyümenin yüzde 7,4 olduğunu gösteriyordu. Beklentilere yakın bir performans gösteren ekonominin büyüklüğü 3,105 milyar liraya ulaştı.
TÜİK’in milli gelir verilerinin hesaplanmasına ilişkin yaptığı değişiklikler hakkındaki tartışmaların detaylarını Korkut Boratav ve diğer uzmanlardan mutlaka okumalısınız.
Tartışmaları uzmanlarına bırakırsak, üretim tarafından bakınca ağırlık yine inşaat sektörüne ait. Harcamalarda ağırlık iç tüketimde. Anlaşıldığı kadarıyla hanehalkları ve devlet borçlanarak tüketmişler. Sabit sermaye oluşumunda ise inşaat öne geçmiş. Daha ilginç bir durum şu; büyümeye 3,7 puanlık stok katkısı var. Anlaşılan işletmeler ekonominin 2018’de çok iyi bir performans göstereceğini ve satışlarının artacağını düşünüyorlar. Böyle olmasa stoka çalışırlar mı? Yüksek stok, hem de yüksek faizle borçlanarak üretim yapıp depoya atmak oldukça maliyetli bir iş. İlginç olan şey, bunca maliyete katlanmayı göze almışlar.
Kısa özeti burada kesip, diğer konuya geçeyim.
Önce bir rakam vereyim. Geçen yıl ekonominin büyüklüğü 851 milyar dolar oldu.
Bu rakamı unutmayın.

24 Mart 2018

Yurttaş mısın tüketici mi?

Finansallaşmanın zirve yaptığı bir dünyada yaşıyoruz. Devletler, şirketler, insanlar herkes borçlu. Dünyada bu kesimlerin borçlarının toplamı 220 trilyon dolardan fazla. Neredeyse dünya hasılasının üç buçuk katı kadar.
Bugünlerde çok konuşulan ticaret savaşına konu olan toplam yıllık dış ticaret hacmi 65-70 trilyon dolar kadar. Buna karşılık, dünyada sadece bir günde yapılan, her türlü döviz işleminin toplamı 6 trilyon dolar civarında.
Artık üretimden çok finans; vergi, kar, maaş ve ücretten çok borç konuşuluyor.
Diğer bir deyimle, 1990’lı yıllardan bu yana etkisini hızla büyüten finansallaşmanın en önemli sonucu, insanlar artık tüketici oldu.
Ne demek istediğimi biraz açayım.

21 Mart 2018

Finansal sektör için ekonomik verilerde kalitenin önemi arttı

Klasik bir deyimdir; “Her kriz yeni bir başlangıçtır.”
Böylesi bir giriş yapmamın nedeni, 2008 Küresel Krizinden sonraki dönemde finansal sektördeki sorunların çözümü için gündeme gelen yeni kurallar ve uygulamalar. Hatırlayacaksınız, Kriz ABD’de “sub prime” (standart altı) riskli kesimlere dağıtılan uzun vadeli konut kredileri (mortgage) yüzünden çıkmıştı. Kredi tahsilatlarında sorunlar oluşmasına rağmen, zararlar finansal tablolara zamanında aktartılmadı. Bankalar rekabet ve diğer nedenlerle zararlarını gizlerken düzenleyici/denetleyici otoriteler de gelişmeleri görmemezlikten geldiler.
Kriz sonrasında G20 liderleri, 2014 yılında Uluslararası Mali Raporlama Standardı (IFRS) 9 uygulamasını gündeme getirdiler. Sonunda 1 Ocak 2018 tarihinden itibaren Türkiye’de de banka bilançolarına yeni kalemler eklendi.
Özetlemek gerekirse, kredi risk ölçümlerine farklı bir yaklaşım getirildi. Yanı sıra “Beklenen Kredi Zararı” (BKZ) diye bir tanım sisteme girdi.

12 Mart 2018

Kırılganlık endekslerinin son hali

Son yazımda, bir iktisatçı arkadaşımın hazırladığı, 2006-2018 yılları arasındaki dönemi içeren makro kırılganlık endeksini bilginize sunmuştum.
Yazı blokta yayınladıktan sonra arayanlar, mesaj atanlar kırılganlık endeksi hakkında sorular sordular. Yanı sıra, bazı teknisyen arkadaşlar, 2001 Krizindeki durumunu görebilmek için, verileri daha eskiye götürmemi istediler.
Bunun üzerine makro kırılganlık endeksini 1995 yılından başlatmak için veri topladım. Dahası, endeksi biraz daha anlamlı kılabilmek adına, makro verilere dış borçların milli gelire oranını da ekledim.
Sonuç birinci grafikte görülüyor.

9 Mart 2018

Moody's ve makro kırılganlık endeksi

Ne zaman Moody’s, S&P veya FITCH ülke kredi notu açıklasa sorular kafamda uçuşur.
Geçmişine bakarsanız kredi derecelendirme işi geleneksel olarak, hisseleri borsada işlem gören şirketler için yapılan bir uygulama. Bu kuruluşlar, ülkelere not vermeye Latin Amerika Krizinden sonra, 1980’li yıllarda başladılar. Benim bu kurumlarla tanışmam da o yıllara rastlar. Lisansüstü eğitimim sırasında verilen bir ödev nedeniyle konuyu anlamaya çalışmıştım. Ardından yıllar sonra, Türkiye’deki 1994 Krizinde, olayları bire bir yaşamaya ve yerinde öğrenmeye başladım. 2001 Krizi de öğrenme sürecimde önemli bir yer tutar.
Bu kuruluşların tarafsızlıkları, not verme anlayışları, sorgulama yetkinlikleri ve teknik yeterlilikleri her zaman tartışılabilir. Özelikle 2008 Küresel Krizinden önce ABD ve AB piyasalarında yaptıkları hataların hesabını daha veremediler.
Ancak bu kadar dış borcu olan bir ekonomide bu kuruluşların niteliklerini tartışmak, İstanbul’un fethi sırasında Bizanslıların meleklerin cinsiyetini tartışmasına benzer.
Ne demek istediğimi açayım. Eylül 2017 itibariyle 438 milyar dolar dış borcumuz var. Milli gelirin yarısından fazla olan bu tutarın 257 milyar dolarlık (%59) bölümü dolar, 140 milyar dolarlık (%32) bölümü de Euro. Yani toplam dış borcun %91’i, yukarıda adı geçen kredi derecelendirme kuruluşlarının hizmet verdiği yatırımcılardan (Türkiye’ye borç verenlerden) alınmış. Diğer bir deyimle derecelendirmeyi bizim için değil onlar için yapıyorlar.

3 Mart 2018

Sıcak çok sıcak para

Uluslararası Yatırım Pozisyonu (UYP) verileri yayımlanınca hemen kısa vadeli sıcak paranın son durumuna bakma ihtiyacı duydum.
Sizin için aşağıdaki grafiği hazırladım. Grafik 1996-2017 yılları arasında sıcak paranın milli gelire oranı gösteriyor. Sıcak para tanımım basit: Yabancıların Türkiye’deki hisse senedi, Hazine tahvili stokları ile bankalara yatırdıkları mevduatlar. Sıcak paranın milli gelire oranını vererek, bir anlamda, ekonomideki yerini, önemini göstermeyi amaçlıyorum.
Sadece bu değil.
Çok sıcak para demek, bir anlamda, ülkedeki karar alıcıların elini kolunu bağlamak demektir.
Çünkü sıcak para sahipleri, getiriye (faize) ve oynaklıklara aşırı duyarlı yatırımcılardır. İster iç politikada ister bölgesel jeo-stratejik dengelerde, onların hoşuna gitmeyen bir şeyler olsun hemen yatırım kararlarını değiştirirler. Bazen zararı göze alıp, ellerinde ne varsa satıp savıp, piyasayı terk edebilirler. Bu çok ender rastlanan bir durum olmakla berber, asıl olan, oynaklıktan çabuk etkilenirler ve daima daha yüksek getiri talep ederler.
Ne demek istediğimi grafikten de anlayabilirsiniz. 1996-2017 arasında sıcak para / milli gelir oranı 4 defa zirve yaptı. İlki Uzak Doğu Asya Krizi ve büyük Marmara depreminin yaşandığı 1999 yılında. İkincisi, 2008 Küresel Krizi sırasında, üçüncüsü cari açığın zirve yaptığı 2011 yılında ve geçen yıl.