19 Mayıs 2014

Ekonomik demokratik mücadeleye karşılık olarak dini söylem geliştirmek

Soma faciası iş güvenliği, taşeronluk, çalışanların borçluluğu, siyasetin mikro alanlara kadar müdahalesi gibi birçok konuyu bir kez daha önümüze getirdi.

Aslında bazı konular çoğumuz için uzun zamandır bilinen ama kanıksanan gerçeklerdi. Örneğin kamu denetim birimlerinde şeffaflık, tarafsızlık olmadığını; yukarının talimatıyla raporlar yazıldığını, yazmayanın pasifize edildiğini devlette çalışıp bilmeyen, duymayan olamaz. Çünkü bu eski bir bürokrasi geleneğidir.

Yanı sıra taşeronlaşmanın yarattığı sorunlar da kamuoyunda bilinen konulardan. Özelleştirmenin sadece kamuya para kazandırmak için yapılmasının açtığı dertleri, en azında ben, gerek HaberTürk gazetesindeki köşemde gerekse derslerde uzun uzun ele aldım.

Bunlar ve diğerleri konuşulan, tartışılan konular.

Ama bir konu var ki üzerinde uzun uzun düşünmemiz gerekiyor.


Aslında geçen yıl Gezi olaylarından sonra başlayan, 17-25 Aralık Operasyonlarıyla tırmanan son olarak Soma’da zirve yapan bir anlayış geliştirilmeye başlandı: Her konu sonunda dini bir  başlığa dönüştürülüyor. Olaylar kaderciliğe bağlanıyor. Mesela, maden şehitlerinin yakınlarına “Yaşananlara isyan etmek, Allah’ın hikmetini sorgulamaya kadar gidebilir. Yanlıştır” diyenler ortalıkta dolaşıyor. Ama olayların sorgulanması gereken yanları olduğunu iddia eden avukatlar göz altına alınıyor.

Bana göre bu gidiş, demokrasinin geleceği açısından çok riskli. Şöyle ki; amacı sadece Soma’daki ailelere yardım etmek olan bir faaliyet özünde ekonomik bir mücadeledir. Onların yasal haklarını savunmak, devlet dairelerinde işlerini takip etmek, gerekiyorsa psikiyatrik destek vermek, çocuklarının eğitimine yardımcı olmak gibi çalışmalar mutlaka siyasi sonucu olması gereken çalışmalar değildir. Olmamalıdır da.

Daha iyi bir çevrede yaşamak isteyen, deresine HES yapılmasını istemeyen Rize ‘linin talebi de tamamen demokratik bir taleptir. Onun siyasi bir içeriği yoktur. Diğer bir deyimle, farklı siyasi fikirlere sahip olsalar, değişik partilere oy verseler bile aynı derede yaşayanların HES’e karşı olması onların siyasi bir faaliyet içinde olduğunu göstermez.

Siyasi mücadele nedir?

Son dönemde eğer hükümetin yaptıklarını onaylamazsanız ona karşı siyasi bir çaba içindeymiş gibi algılanıyor.

Halbuki, ekonomik ve demokratik mücadele ile siyasi mücadeleyi bir birinden ayıran temel olgu iktidar hedefidir. Sivil toplum örgütleri hiç bir zaman siyasi iktidar mücadelesi vermezler, vermemelidirler. Köyümüzü güzelleştirelim derneğinin ne tür bir iktidar hedefi olabilir ki? Onun tek amacı daha fazla yolu asfaltlamak veya köye okul ve öğretmen lojmanı yaptırmak olabilir. Bunun için bir partiye üye olmaya bile gerek yoktur.

İnsanların ekonomik talepleri eğer siyasi bir parti tarafından yapılmıyorsa, ona hemen siyasi bir yafta yapıştırmak da yanlıştır. Soma’da daha fazla ücret, daha yüksek iş güvenliği standardı isteyen işçinin ne tür bir iktidar hedefi olabilir ki? Tek isteği okuyan çocuğuna iyi bir gelecek hazırlamak ve/veya kredi borcunu ödeyebilmek olan işçi boş zaman bulup siyasetle ilgilenmesi bile zordur.

Yazdıklarımdan siyasi mücadeleyi yanlış bulduğum gibi bir sonuç çıkarılmasın. Siyaset ve siyasetçi demokrasinin olmazsa olmazlarıdır. Ancak sadece ekonomik, demokratik haklarını savunanların karşına dini söylemlerle çıkmak çok yanlış ve riskli bir gelişmedir.


Dünyevi meselelere uhrevi bir anlam vererek insanları bölmenin zararını anlamak için dünya tarihine biraz daha yakından bakmak yeterli olacaktır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme