23 Mart 2017

Gençler umudunuzu kaybetmeyin

Dün, TÜİK ve OECD’nin istihdam ve eğitim rakamlarına bakıyordum. TÜİK’e göre genç işsizliği yüzde 20 civarında. Yani her beş gençten birisi işsiz.

Daha önemlisi, çalışmayan ve örgün eğitimde olmayan 15-24 yaş arasındaki gençlerin, toplam genç nüfus içindeki oranı yüzde 24. Ancak bu oran, OECD istatistiklerine göre, 2015 yılsonu itibariyle, yüzde 30 ve Türkiye ilk sırada. Ardından İtalya (%27), Yunanistan (%25), İspanya (%23) ve Meksika (%22) geliyor. 

Anlayacağınız, TÜİK’e göre her dört gençten biri, OECD’ye göre her üçte biri ne okula gidiyor ne de çalışıyor.

Sizce bu gençler ne yapıyordur?
Bunlar yaşam dair, gerçek ekonomiye ilişkin rakamlar. Hayat çalışmak, para kazanmak, evlenmek, çocuk sahibi olmak, aile kurmak demek. Özetle yeteri kadar istihdam yaratamayan ekonominin bir anlamı yoktur.

Amacım “ne eğitimde ne de çalışan”ların çokluğuna değinmek değil. Bugün eğitimde olan, hem de Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden birinde okuyanlardan bahsedeceğim.

Ders aralarında ve katıldığım konferanslardan sonra konuşma fırsatı bulduğumda öğrencilerimle konu dönüp dolaşıp iş bulmaya geliyor. İnanın bana, konuşurken gözlerine bakmaktan korkuyorum. Çoğu zaman umutsuzluğunun göstergesi onlar. Üniversite seçme sınavında ilk 20 bin arasına giren bu güzel insanlar, istedikleri gibi bir iş bulup bulamayacaklarını sorguluyorlar. Çocukluklarından buyan hazırlandıkları ve başardıkları sınavları düşününce, böylesi bir şüphe içinde olmalarının nedenini anlamak zor.

Zor çünkü eğer sorun, sadece okumak, çalışmak olsa, kurallar yazıldığı gibi uygulansa hiç sıkıntıları yok. Zaten buraya kadar gelebilmelerinin arkasında disiplin, zekâ, akıl ve irade var. İş sadece onların gayretine kalsa hiçbir dertleri olmayacak. Önceden olduğu gibi, yine sabahlara kadar çalışacaklar, uyumayacaklar, sinemaya gitmeyecekler, arkadaşlarıyla fazla takılmayacaklar ve sonunda başarılı olacaklar.

Ama olay öyle değil. Kamuda işe girmek için önce KPSS sınavları var. Çoğu için bu sınavdan yüksek not almak da sorun değil. Hatta sonrasındaki yazılı sınavdan da korkmuyorlar. Konuşmalarından, sınav adil yapılırsa çalışkan arkadaşlarının en iyi yerlere gireceğini, daha az çalışanların ise diğer alanlardaki işlere razı olacağını anlıyorsunuz.

Tek korkuları sözlü sınavlardaki torpil. Daha okulu bitirmeden nasıl torpil bulacaklarının derdine düşüyorlar. Hayata başlarken, eşitlikten, yarışmadan, kurallardan nasıl kaçabileceklerini araştırmaya başlıyorlar. Doğru dürüst okula gelmeyen, derse girmeyen ama siyasi partilerin peşinde koşanların hiçbir yer bulamazlarsa belediyede veya bir KİT’te işe girebildiklerini görünce moralleri bozuluyor.

Buna karşılık kamudan umudunu kesenler için özel sektör seçeneğinin değerlendirilmesi gündeme gelince, karşılarına önce yabancı dil sonra da okul tercihleri çıkıyor. Kurumsallaşmış büyük şirketler, İngilizce ve ikinci bir yabancı dil konusunda ısrarcı olabiliyor. Bu yetmiyor, yanı sıra ya yabancı ülkelerdeki okullardan mezun olanları ya da Türkiye’deki yabancı dille eğitim yapan okulların mevzularını seçiyorlar.

Kısacası bırakın diğerlerini, devlet üniversitesini bitiren ama yabancı dilde zorlanan, torpil bulması zor olan gençlerin bile istedikleri işi bulma umutları her geçen gün azalıyor. Bu da gençleri demokrasiyi, gelişmişliği, eğitimi, adaleti daha fazla sorgulamaya itiyor. Daha hayatlarının baharında mutluluklarını, yaşama bakışlarını etkiliyor.

Artık ekonomide karar alanların, faiz, döviz gibi günlük konuları bırakıp, hayatın gerçeklerine yönelmesinde büyük yarar var.

Yoksa ülkenin geleceği, beşeri sermayesi gençler elden gidiyor.


 Son söz: Hayal gücü, güzelliği, adaleti, mutluluğu yaratır. (Blaise Pascal)  

3 yorum:

  1. Çok güzel yararlı bir makale olmuş teşekkürler.

    YanıtlaSil
  2. Teknik alanlardaki durum da daha iyi değil, mühendislik fakültesinde hocayım, son sınıf öğrencileri mezun olmaya korkuyor. Yüksek lisansa müthiş bir talep patlaması var ama akademik ilgiden değil, işsizliği erteleme isteğinden dolayı. Ülkemizde yaratılan istihdamın niteliği ve niceliği yetişen gençlere yetebilecek düzeyin çok altında.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İşte bu anlattıklarınız ötelemenin,ertelemenin hayatın gerçekleri ile örtüşmediğini ve er yada geç ülke gerçekleriyle yüzleşmenin kaçınılmaz olduğu ortaya çıkacaktır,kaybedilen zamanda (Dinazor bir yük.müh.olarak yazıyorum) tüketen değil düşük ücretle başlayıp üreten,deneyim(tecrübeli müh.)kazanan daha sonra yeterlilikler arttıkça kademe kademe pozisyon yükselten bir mühendis olmak bana kalırsa hayata katılmak için bu konjunktürde daha zaman kazandırıcı.

      Sil