Ekonomiyle ilgilendiğim için
bana ulaşan sosyal medya iletilerini dikkatle okumaya çalışırım. Elimden
geldiğince farklı düşüncelere, yaklaşımlara ulaşmaya, onları anlamaya ve aklım
yettiğince değerlendirmeye gayret gösteririm.
Bu bağlamda geçenlerde bir yorum
ilgimi çekti. Ekonomi bürokrasisinden bahseden ve çeşitli uyarılar içeren
yazıda şöyle bir bölüm vardı; ”
Bürokraside dava bilinci ve ehliyet/liyakat bir arada olmadığı sürece bu
savaşın zora gireceği hep konuşuldu. Ama maalesef dava bilincini rüyasında
görmemiş isimler bir de ehliyetsiz elleriyle zarar üstüne zarar verdiler.
Kurumlar günden güne geriye gitti. Şahsi hesaplar ve husumetler ana gündem
oldu”
Buna benzer söylemleri son aylarda
çok duymasam ilgi göstermezdim. Sadece ekonomiyle ilgili kurumlarda değil. Kamuda
nerede bir başarısızlıktan, yanış giden işten, karar alma sürecindeki
sıkıntılardan bahsedilse, karşınıza “savaş” ve “dava bilincine aykırılık” çıkıyor.
Benim bildiğim TBMM kararı
olmadıkça ülkenin savaşa girmesi mümkün değil. Öyle bir karar olmadığına göre dış
düşmanla savaşta değiliz. Eğer kastedilen ülke içindeki siyasi mücadele ise o
da “savaş” olarak nitelendirilemez. Çünkü savaşta iken yapılan her şey
mubahtır. Öldürmek de dahil. Bu nedenle “savaş” kelimesinin “teşbih” olarak
yazıldığını kabul etmek istiyorum.
HAKAN ÖZYILDIZ