Devlet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Devlet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Haziran 2017

Bürokrat “dava adamı” olmalı mıdır?

Ekonomiyle ilgilendiğim için bana ulaşan sosyal medya iletilerini dikkatle okumaya çalışırım. Elimden geldiğince farklı düşüncelere, yaklaşımlara ulaşmaya, onları anlamaya ve aklım yettiğince değerlendirmeye gayret gösteririm.

Bu bağlamda geçenlerde bir yorum ilgimi çekti. Ekonomi bürokrasisinden bahseden ve çeşitli uyarılar içeren yazıda şöyle bir bölüm vardı; ” Bürokraside dava bilinci ve ehliyet/liyakat bir arada olmadığı sürece bu savaşın zora gireceği hep konuşuldu. Ama maalesef dava bilincini rüyasında görmemiş isimler bir de ehliyetsiz elleriyle zarar üstüne zarar verdiler. Kurumlar günden güne geriye gitti. Şahsi hesaplar ve husumetler ana gündem oldu”

Buna benzer söylemleri son aylarda çok duymasam ilgi göstermezdim. Sadece ekonomiyle ilgili kurumlarda değil. Kamuda nerede bir başarısızlıktan, yanış giden işten, karar alma sürecindeki sıkıntılardan bahsedilse, karşınıza “savaş” ve “dava bilincine aykırılık” çıkıyor.

Benim bildiğim TBMM kararı olmadıkça ülkenin savaşa girmesi mümkün değil. Öyle bir karar olmadığına göre dış düşmanla savaşta değiliz. Eğer kastedilen ülke içindeki siyasi mücadele ise o da “savaş” olarak nitelendirilemez. Çünkü savaşta iken yapılan her şey mubahtır. Öldürmek de dahil. Bu nedenle “savaş” kelimesinin “teşbih” olarak yazıldığını kabul etmek istiyorum.

22 Ocak 2017

Devlet vergi tahsilatı yapamıyorsa

Çok bilinen bir hikayedir. Napolyon, çok önem verdiği bir savaşı kaybedince generalleri toplar. Hesap sorar; “Savaşın kaybedilmesinin nedenleri nelerdir?” der. Bir general, “Yedi nedeni var efendim. Birincisi, barutumuz bitti.” deyince, İmparator hiddetle bağırır; “tamam gerisine gerek yok” der.
Her ay yayımlanan bütçe tahsilat verilerine bakarken, hep bu olay aklıma gelir.
Nedeni basittir.
Bir devletin devlet olabilmesi için ilk yapması gereken şey vergi koymak ve daha önemlisi koyduğu vergiyi toplayabilmekten geçer. Koyduğu vergiyi toplayamayan devlet olmaz.
Verginin tarihte önemli yeri var. İsyanların büyük çoğunluğu vergilere itiraz nedeniyle çıkmıştır. Örneğin, Amerikan bağımsızlık savaşı, İngiltere Kraliçesinin 100 Yıl Savaşlarının yükünü kolonilere yüklemek için ek vergi koyması üzerine başlamıştır.

18 Ocak 2017

Yatırımcı bütçeden sosyal yardım bütçesine doğru

2016 bütçesi, beklendiği gibi genel olarak hedeflere uygun bir sonuçla yılı tamamladı. Bununla beraber ayrıntılara bakınca önemli yapısal değişimler göze çarpıyor.

Fazla detaya girmeden kısaca konuları ele alacağım.

Önce gelirler;

Yılsonu hedefine ulaşıldı. Bunda en önemli katkı vergi barışından gelen gelirler. Maliye Bakanı 13,5 milyar lira tahsilat yaptıklarını belirtti. Kurumlar, gelir vergileri ile KDV tahsilatında son iki ayda görülen performans artışı bunun ispatı.

Ancak genel tahsilat problemi devam ediyor. Örneğin KDV’de yıllık tahsilat oranı yüzde 52. Yani geçen yıl tahakkuk eden yaklaşık 104 milyar liralık KDV’nin neredeyse yarısı toplanabilmiş. Daha kötüsü de var. Faizler, paylar ve cezalarda tahsilat oranı sadece yüzde 18,3. Öyle ki, 205 milyar liralık tahakkukun 38 milyar lirası Hazine’nin kasasına girebilmiş. Anlaşılan artık zamanında vergi ve ceza ödemek istisnai bir davranış olmuş.

16 Eylül 2016

Ceza kes tahsil etme

Mülkiye’deki hocalarım bize devletin kurallalar ve kurumlar bütünü olduğunu öğrettiler. Diğer bir deyimle, kural koymak, uygulamak, gerektiğinde değiştirmek bir devletin olmazsa olmazı. Demokrasi ise bu işlerin nasıl yapılacağını, kural koymanın ve uygulamanın idari ve siyasi örgütlenmesinin nasıl olacağını biçimlendiriyor.  
Bunları 15 Temmuz darbe girişimi sonrası yaşananları tanımlamak için yazmıyorum. İşin siyasi tarafı henüz aydınlatılmadığından o konuda yorum yapmanın erken olduğunu düşünenlerdenim.
Ben başka bir soruna değinmek istiyorum.
Trafik keşmekeşi hızla yayılıyor. İş öyle bir hal almaya başladı ki Anadolu’nun küçük bir kasabasında bile yola paralel park edip trafiği felç edenlere polis ağzını açmıyor.
Ne oluyor diye sorgularken, gazetelerde “Kurban bayramında trafik suçu işlemek serbest !” başlıklı haber dikkatimi çekti. Her ne kadar sonradan sehven (yanlışlıkla) yazıldığı söylense de, Kocaeli Valiliği’nin ilçelere gönderdiği emrinde; Emniyet Genel Müdürlüğünden alınan emir doğrultusunda, Kurban Bayramı Tatilini kapsayan dönemde trafik kurallarını ihlal edenlere cezası hatırlatıldıktan sonra “Siz bu Cezayı 15 Temmuz Gecesi Ödediniz Hayırlı Yolculuklar” denilmesi talimatlandırılmış.
Ama haberi okuyunca pek sehven yazıldığını düşünmedim.

14 Temmuz 2016

Bu vergi sistemiyle Gelir İdaresi olmasa ne olur?

Durun hemen tepki göstermeyin. İzin verin bir meramımı anlatayım.

Vergi toplanmadan, kamunun harcama yapamayacağını adım gibi biliyorum. Savunma, emniyet, adalet, eğitim, sağlık harcaması olmadan bir topluluğun devlet olamayacağının farkındayım. Dolayısıyla “Devletin gül gibi kurumlarını açıp kapatmak sana mı kaldı?” demeyin.

Ne demek istediğimi açıklıyayım.

Önce devlet gelirlerinin yapısını kısaca hatırlayalım.

2015 sonu itibariyle, merkezi bütçe gelirlerinin sadece yüzde 26’sı, Gelir İdaresi tarafından toplanan, gelir vergisi, kurumlar vergisi gibi dolaysız vergiler. Gelirlerin yüzde 58’i petrol istasyonlarına, sigara satana, esnafa, gümrüklere ödenen KDV, ÖTV gibi dolaylı vergiler. Kalan yüzde 16’lık bölüm ise özelleştirme, TCMB ve kamu bankalarının temettü gelirleri gibi bir defalık gelirler.

6 Temmuz 2016

İlkeler mi ilişkiler mi?

Çağdaş demokrasilerin, ekonomik gelişmişliğin gelir dağılımı eşitliğinden tutun da ifade özgürlüğüne kadar birçok ekonomik ve siyasi kıstası vardır.

Herkes olaya kendi açısından bakar. İktisatçılar konuyu üretime, kalkınmışlığa, ülkenin zenginliğine bağlamayı severler. Siyasetçiler için özgürlükler ve kurumlar daha önemli olabilir.

Onlar nereden bakarsa baksın, insanlar için önemli olan refah içinde mutlu yaşayabilmektir. Ancak refah ve mutluluk göreli kavramlardır. İnsandan insana değişir.

Ama ben bu yazıda yukarıdaki bakış açılarını tartışmak istemiyorum.

Batının gelişmiş demokrasileri ile doğunun geri kalmış ülkeleri arasındaki en belirgin farklardan birisi, toplumda ilkelerin (kuralların) yerine ilişkilerin öne çıkması, etkin olmasıdır.

Demokrasinin özünün toplumda kuralların egemenliği olduğu genel kabul gören bir görüştür. Demokrasilerde, kural koymak, uygulamak, gerektiğinde de değiştirmek için oluşturulan kurumların sağlıklı ve etkin çalışması önemlidir. Gelişmiş demokrasiler bu yapılar sayesinde bulundukları yere gelmişlerdir.

Örnek vermek gerekirse.