3 Mayıs 2018

Derinleşen ekonomik sorunlara ekonomik mi yoksa siyasi çözüm mü bulunacak?

Olaylar çok hızlı gelişmeye başladı.
Önce IMF IV. Madde Konsültasyon Raporu yayınlandı. IMF heyeti Şubat 2018 tarihinde Türkiye’deydi. Erken seçim gündemde değildi. Raporda geçen yıl yaşanan yüksek büyümeye vurgu yapılırken, başta dış açık, yüksek enflasyon ve kredi genişlemesi olmak üzere birçok konuya dikkat çekiyor. Bunların arasında KÖİ projeleri için verilen garantiler de var.
Ardından Hükümet gündeme vergi aflarını ve emeklilere ikramiye gibi seçim vaatlerini gündeme getirdi. Bütçeye 30 milyar lira civarında bir ek yükün geleceği konuşuluyor. Buna karşılık yetkililer, imar ve vergi aflarından gelecek paranın bu açığı kapatacağını belirtiyorlar.
Sonrasında Standart & Poors, ülke kredi notunu düşürdü. Bakanlar bu kararı eleştirdi ve zamanlamasını manidar buldular. 
Bu bilgileri hatırladıktan sonra konuya gelelim.
Ekonomide sanayileşmeden uzaklaşan üretimin, zirve yapan borçların, yüksek enflasyonun ve faizlerin, sıcak paraya bağımlı yapının, bozulan gelir dağılımının, başta gençler olmak üzere yüksek işsizliğin yarattığı sorunlar ve diğer sıkıntılar olduğunu herkes kabul ediyor.  
Tek anlaşma sağlanamayan konu sorunların derinliği. 
Kimilerine göre, dertlerin üstesinden gelmek için alınacak bazı önlemler yeterli olacaktır. Bu kesim sorunu konjonktürel olarak değerlendiriyor. Yani geçici diyor. Bölgesel siyasi gelişmelerin ve diğer dış siyasi etkenlerin kura geçici baskı yarattığını düşünüyorlar. Bu bağlamda seçimlerin sıkıntılara çare olacağını tahmin ediyorlar.
Oysa ekonomideki sorunlar yapısal. Örneğin sanayi üretiminde ithalata bağımlı yapı var. Yanı sıra 2009 ve 2013 sonrasında reel sektörün ve bankaların hızla artan dış borçlanması sonucunda, 2008 yılında milli gelirin %25 kadar olan özel sektörün dış borçlarının milli gelire oranı, 2017 yılı sonunda %40’ı geçti. Şimdi borç geri ödemesinin zamanı geldi. Aynı dönemde dışarıda döviz azalmaya, pahalılaşmaya başladı. 
Bu konuya değinmemin nedeni, çoğu insanın 2001 Krizi öncesinde yaşananlarla bugünleri karşılaştırma gayretinde olması. 
Bu doğru bir yaklaşım değil. Bir dostumun hatırlattığı gibi, o yıllarda dövizli borcu olan şirketlerin çoğunun yurtdışında döviz varlıkları bugünkünden çok daha fazlaydı. Bu sayede “İstanbul Yaklaşımı” ile reel sektörün kredi sorunu çok zorlanmadan çözüldü. Diğer büyük borçlu Hazine ise alınan önlemlerle borç ödeyebilecek hale geldi.
Diğer bir deyimle, o zaman hastanı kalp sorunu olduğu 1999 yılından beri biliniyordu. Önce sten takılarak tedavi edilebileceği düşünüldü. Ama olmadı. Hasta 19 Şubat 2001’de ağır bir kalp krizi geçirdi. Hemen hastaneye kaldırıldı, kamu maliyesi ve bankacılık gibi iki ana damarı değiştirildi. Tedavi edildi.
Oysa şimdi KOBİ’den, hanehalkına; Edirne’den Kars’a kadar oldukça geniş bir kesim borçlu. Borçların büyük çoğunluğu da dövizli veya dövizle fonlanmış. Dolar yukarı çıktıkça borcu olanları bir heyecan, endişe alıyor. Dahası bu sefer borçlu şirketlerin dövizli varlıkları yeterli değil gibi. Olsaydı koca koca şirketler bankalarla borç yeniden yapılandırma görüşmesine girmezlerdi.
Anlayacağınız seçimler sonrasında bizi kapsamlı bir ekonomik program bekliyor. Para ve maliye politikalarında keskin bir geriye dönüş olamazsa sorunlar çözülemez. Vergiden, hukuka; harcama disiplininden, kurumsal yapılanmaya kadar her alanda ciddi yapısal değişimler gündemde olacak.
Bunlar hiç kolay konular değil. Bir de Mart 2019’da da belediye seçimleri var.
Eğer sorunların çözümünü ekonomik ve kurumsal yeniden yapılanmada değil de siyasi söylem ve uygulamalarla olacağı düşünülüyorsa işimiz çok ama çok zorlaşır. Dar ve sabit gelirlilerin yükü daha da artar.
Biliyorum konu biraz teknik kaçtı. Bir Temel fıkrasıylabitireyim. 
Hemşerim Temel bir fahişe ile pazarlık yapmış ve bir geceliğine ne kadar ücret istediğini sormuş. Cevap 10 bin TL olmuş. Bizimki fiyatı iki katına çıkarmış, “Ama özel bir isteğim var.” demiş. Fahişe merak etmiş sormuş “Nedir?”. Temel ”Gecenin sonunda seni döverim” demiş. Paranın cazibesine katılan kadın endişeli de olsa teklifi kabul etmiş. Ama eve gidene kadar devamlı “Ne kadar döveceksin?” diye sorup durmuş. İşi bitinceye kadar cevap vermeyen Temel sorunun tekrar sorulması üzerine cevap vermiş. “Paramı geri alana kadar.”
 Seçim öncesi bol keseden dağıtılan paralar aklıma, kuzenimin anlattığı bu fıkrayı getirdi.

2 yorum:

  1. Valla benim berber bedava saç traşı yapmıyor.

    YanıtlayınSil
  2. Elinize sağlık hocam, fıkranız tam da ülkemizin durumu gibi... Biz de ağlanacak halimize gülüyoruz.

    YanıtlayınSil