Risk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Risk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Eylül 2019

Kamu harcamalarına dayalı ekonomik büyüme nereye kadar sürdürülebilir?

Her ilgilenen gibi ben de büyüme verilerini heyecanla beklerim. 
Esas amacım ekonominin ne kadar büyüdüğü veya küçüldüğü değildir. Evet o da önemli ama, asıl önemli olan ekonominin iş yaratma kapasitesini anlamaya çalışırım. Diğer bir bakış açısıyla, istihdam olanakları artıyor mu anlamaya çalışırım.
Son açıklanan verilere de bu açıdan bakmayı daha doğru buluyorum.
TÜİK, 2019 yılının ikinci çeyreğinde ekonominin, geçen yılın aynı dönemine göre %1,5 küçüldüğünü açıkladı. 
Ama bu arada birileri, olumlu bir şeyler söylemek adına, önceki çeyreğe göre %1,2 büyüdüğünü söylediler. Fark şurada: İlk rakam geçen yılın aynı dönemiyle karşılaştırma. İkincisi ise bir önceki çeyrekle, 2019’un ilk üç ayıyla karşılaştırma. Bir anlamda ikisi de doğru gibi görünüyor. 
Ancak uluslararası standartlara göre karşılaştırma önceki yılın aynı dönemiyle yapılır. Çeyrekler toplanır, yıllık karşılaştırma yapılır ve ekonominin yönü anlaşılır. Bu bağlamda, ekonomi yılın kalan yarısında, en azından %2’den fazla büyümezse yıllık büyüme sıfırın üstüne çıkamayacak.
Burada durup sektörel büyüme trendlerine bakmak lazım. 

28 Ağustos 2019

Belirsizlikler artınca spekülatörlere gün doğuyor

Geçen hafta ABD Doları kurunda gece yarısı yaşanan ani hareket konuşuldu. Nasıl olmuştu da $/TL kuru 6,40’lara kadar tırmanmış, sonra düşmüştü? Televizyon kanallarında, sosyal medyada yorumlar yapıldı. Daha önce swap’ı öğrenen dolar birikimcisi ahali, şimdi de “stop-loss” nedir onu öğrenmeye çalışıyor. 
Dikkat edin, tanımların Türkçesi bile yok. Çünkü hepsi Londra, New York üretimi işlemler.
Sıcak paracılar ve dolarizasyon bize işsizliği, gelir dağılımı adaletini, sanayileşmeyi, eğitimi, teknolojik yeniliği, verimliliği, çevreyi korumayı, velhasıl kelam kalkınmayı unutturdu. 
Sabah dolar kuruyla gözümüzü açıyoruz, borsayla devam ediyoruz. Akşam faizle kapatıyoruz.
Oysa bunlar çok kısa vadeli değişkenler. Belirsizliklerden aşırı etkileniyorlar. Çoğumuz takip etmekte zorlanıyoruz. Kambiyo rejimimiz dışa tamamen açık olduğu için, gece yarısı Japonya’da biri hapşırınca, sabah biz burada hasta oluyoruz.
Gelin dünyaya ve bölgemizdeki belirsizlikleri hatırlayalım.

30 Mayıs 2018

Kurlar duruldu ama faiz yükü ne olacak?

Önceki yazımda kur hareketinin, şirketlerin ve Hazine’nin borçlarında yaratacağı etkileri değerlendirmeye çalışmıştım. Kurlardaki yükselişi yavaşlatmak için TCMB’nin faiz artırmak zorunda kalabileceğine vurgu yaparak, ekonominin kur ve faiz kıskacına girdiğini ileri sürmüştüm.
Merkez Bankası politika faizini yükseltti. Yetmedi ardından sadeleşme adımıatarak piyasalara, bir anlamda, faizleri geri çekmeyeceğinin garantisiniverdi. 
Yanı sıra Sayın Mehmet Şimşekve TCMB Başkanı, Londra’da sıcak para yatımcılarına, enflasyon rakamlarına bağlı olarak, 7 Haziran’da yeniden faizlerin yükseltilebileceği sinyalini verdiler. 
Böylelikle %13,5 olan Merkez Bankası politika faizi, %16,5’ğa; gecelik faiz %18’e; geç likidite penceresi faizi de %19,5 düzeyine kadar yükseltildi. Nereden baksanız önemli bir artış. Hatta piyasalardaki 7 Haziran’dan sonra tekrar bir artış olacağı beklentilerini de eklerseniz artış burada durmayacakmış gibi görünüyor.
Evet kurlardaki hareket tersine döndü. Ama faiz artışının borçlulara ve ekonomiye etkisi ne olacak? Hazine’ye ve kamuya gelen yükü şimdilik bir kenara koyuyorum.

11 Mayıs 2018

Şirketlerin döviz pozisyonu açığına dikkat

Son günlerde döviz kuru hızla yukarı giderken, şirketlerin kredi yapılandırmaları en çok konuşulan konulardan birisi. Koca koca şirketlerin isimleri ortalıkta uçuşuyor. 
Dedikoduların yaygınlaşmasının nedenlerinden birisi, şirketlerin yüksek döviz borcu olması. TCMB verilerine göre, finansla kesim dışındaki firmaların döviz varlık ve yükümlülükleri arasındaki fark, Şubat 2018 itibariyle 223 milyar dolarayaklaştı.
Diğer bir deyimle, şirketler kesiminin, döviz varlıkları yükümlülüklerini karşılamaktan uzak. Aşağıdaki grafik, 2008-Şubat 2018 arasındaki dönemde, reel sektörün döviz varlıklarının döviz yükümlülüklerine oranını gösteriyor. Görüldüğü gibi 2008 yılında varlıklar yükümlülüklerin neredeyse yarısına karşılamaya yetiyormuş. Oysa artık bu oran yüzde 35’in altına düşmüş. Yani döviz varlıkları, borçların sadece üçte birini karşılayabiliyor.
2009 sonrasındaki hızlı bozulmaya dikkat lütfen. Bu tarih çok önemli: Çünkü o yıl, döviz geliri olamayan şirketlere yurt içinde dövizle borçlanma olanağı verildi. Döviz geliri olmayanlar, TL kredilerden ucuz diye, döviz kredilerine yöneldiler.

21 Mart 2018

Finansal sektör için ekonomik verilerde kalitenin önemi arttı

Klasik bir deyimdir; “Her kriz yeni bir başlangıçtır.”
Böylesi bir giriş yapmamın nedeni, 2008 Küresel Krizinden sonraki dönemde finansal sektördeki sorunların çözümü için gündeme gelen yeni kurallar ve uygulamalar. Hatırlayacaksınız, Kriz ABD’de “sub prime” (standart altı) riskli kesimlere dağıtılan uzun vadeli konut kredileri (mortgage) yüzünden çıkmıştı. Kredi tahsilatlarında sorunlar oluşmasına rağmen, zararlar finansal tablolara zamanında aktartılmadı. Bankalar rekabet ve diğer nedenlerle zararlarını gizlerken düzenleyici/denetleyici otoriteler de gelişmeleri görmemezlikten geldiler.
Kriz sonrasında G20 liderleri, 2014 yılında Uluslararası Mali Raporlama Standardı (IFRS) 9 uygulamasını gündeme getirdiler. Sonunda 1 Ocak 2018 tarihinden itibaren Türkiye’de de banka bilançolarına yeni kalemler eklendi.
Özetlemek gerekirse, kredi risk ölçümlerine farklı bir yaklaşım getirildi. Yanı sıra “Beklenen Kredi Zararı” (BKZ) diye bir tanım sisteme girdi.

24 Temmuz 2017

Yabancıların Türkiye ekonomisine bakışı değişiyor

Almanya ile başlayan son siyasi krizin doğrudan yabancı sermaye girişlerini olumsuz etkileyeceği söyleniyor.

Özetlemek gerekirse, yabancı yatırımcılar için iki tür piyasa vardır: Yatırım piyasası (Investing market) uzun vadeli doğrudan yatırıma uygun piyasa. Yani fabrika yatırımına ağırlık verilebilir ekonomiler. Örneğin, Çin, G. Kore gibi.

Kısa vadeli işlem piyasası (Trading market) deyimi ise Londra ve New York’taki uluslararası dev yatırım bankalarının “dealing room”larında (günlük işlem odalarında) kullanılan bir deyim. Uluslararası finansal piyasalarda kısa vadeli işlem yapan yatırımcıların geliştirdikleri tanımlardan biri.  

Gittikçe daha fazla finansallaşan dünyada, günlük 5-6 trilyon dolarlık döviz işlemi yapan “dealer”lar, (kısa vadeli finansal işlem uzmanla) uzun vadeli yatırımlarla ilgilenmezler. Onlar, üretken fabrika yatırımlarına kredi vermek, proje değerlendirmek gibi işlerden hiç anlamazlar. Emtia, döviz ve sermaye piyasalarında anlık işlemler yaparak para kazanırlar. Günlük mesailerinin çoğunu kur, hisse, enflasyon, faiz, CDS, hedge gibi kavramlarla geçirirler. Önlerinde dört-beş tane işlem ekranı, yakınlarında bir televizyon, üzerlerinde anlık hızlı ve doğru karar alabilmenin baskısıyla hayatları geçer.

5 Temmuz 2017

Bankaların sorunlu kredilerinde son durum

Ekonomide “John Ahmet’in devir daim makinesi” şöyle çalışıyor: Hazine, bankalar ve gücü yeten şirketler dışarıdan ucuz borç alıyor. Yetmezse Merkez Bankası’ndan yardım isteniyor. Bankalar bunların üstüne mevduatları da ekliyor. Sonunda Hazine’ye, KOBİ’lere, tüketicilere, kredi kartı sahiplerine; konut/otomobil almak isteyenlere kredi veriliyor. Böylelikle kamu ve özel sektörün yaptığı tüketim ve yatırım harcamaları artıyor. Ekonomi büyüyor. Ama üretken yatırımlar yeteri kadar çoğalmadığı için yeteri kadar istihdam yaratmadan büyüyor.

Buraya kadar olan bölüm, işin zevkli tarafı.

Ancak bir de eğlencenin sonrası var. Borçların geri ödeme zamanı gelince her borçlu aynı davranışı gösteremiyor.  Kimi yeteri kadar gelir elde edemediği için, bir kısmı diğer borçlarına öncelik tanımak zorunda kaldığı için, bazıları da ödemek niyetinde olmadığı için borç taksitlerini zamanında ödemiyorlar.

29 Ağustos 2016

Ankara’yı sel aldı BM uyardı

Ankaralılar için TBMM önündeki Akay alt geçidi, inşaatının başlangıcından beri sorundur. Uzmanlar bu projenin, hem ulaşım hem de diğer açılardan yanlış olduğunu ısrarla söyleye geldiler. Ama kimse dinlemedi.
Sonrası malum. Her yağmurda orası ve diğer bazı alt geçitler suyla dolar. Otomobillerini kayık gibi kullanılmaya çalışanlar yolda kalırlar. Ardından trafik tıkanır. Ve bu tekrarlanır durur.
Ama eskiden yaşananlardan bir fark var. Önceleri sadece bazı gazete ve televizyonlarda yer bulan batık araba görüntüleri, artık akıllı telefonu olanlar amatör kameraman ve muhabirler ile sosyal medya sayesinde gizlenemiyor.
Bana sorarsanız bu görüntüler bize yakışıyor (!). Sorumluları başkaları seçmedi ki. Seçerken, uzmanlık yerine belediyecilikle ile alakası olmayan özelliklere önem verirsek olacağı budur.
Tek avunduğumuz şey sorun sadece başkentte yaşanmıyor. Diğer kentlerde de benzeri olaylar var. Daha bu sabah haberlerde, K. Maraş - Elbistan’da 10 bin kişinin şehir suyundan zehirlendiğinden söz ediliyordu.
Basın bu haberleri gündeme getirdikçe yetkililer hemen dünyayı örnek göstermek için, daha önceden hazırlattıkları haber ve görüntüleri servis etmeyi alışkanlık edindiler.
Ben de bu bağlamda dünyadaki duruma bir bakayım dedim.

20 Ağustos 2016

2001 Krizinde ve bugün Türkiye’nin döviz dengesi

Son günlerde medyada derin dünya ve Türkiye tahlilleri yapılıyor. Konuşulanları, yazılanları anlayabilmek için çoğu zaman kendimi “derin tahlil üstadları”nın yerine koymaya çalışıyorum. Ne kadar derin konuşuyorlar! Türkiye’ye değişik roller biçiyorlar. Bölgede hatta dünyada önder ülke mi olmuyoruz! Emperyalizmin saldırılarını mı püskürtmüyoruz!
Ama kimse, ekonominin gücünden söz etmiyor. Ne kadar dışa bağımlı olduğu konusunda konuşmuyor. Neden uluslararası derecelendirme kuruluşları ve FED neredeyse günlük işimiz olduğunu sorgulamıyor. Bu şartlarda daha büyük bir siyasi güç olunması için gereken ekonomik önlemlerden hiç bahsedilmiyor. Konu, “Ben ekonomist değilim onu uzmanları çözsün” denerek geçiştiriliyor.
Ben çözerim diyemem. Ama Türkiye’nin dışa bağımlılığı ne durumdadır, özetlemeye çalışayım.
Aşağıdaki Tablo, TC Merkez Bankası’nın 2001, 2015 yılsonları ile Haziran 2016 itibariyle yayımladığı, ülkenin Net Uluslararası Yatırım Pozisyonu (UYP) nu gösteriyor. Diğer bir deyimle, Türkiye’nin döviz varlıkları ile döviz yükümlülükleri (borçları) arasındaki farkı özetliyor. Bazı rakamlara göz atalım.

10 Ağustos 2016

Ekonominin geleceği riskli ülkeler listesinden hızla çıkmamıza bağlı

Para ve sermaye piyasalarda sabit getirili enstrüman yatırımcılarının davranışları ile hisse senedi yatırımcılarının davranışları farklıdır.  (Sabit getirili enstrümanlar, vade sonunda getirisi belli olan tahvil ve bonolardır)
Hisse senedi yatırımcıları için saatlik ve/veya günlük işlemler ağırlıklı olabilir. Buna karşılık bono/tahvil yatırımcıları daha uzun vadeli bakış açısıyla hareket ederler. Bu bağlamda, yatırımcıların orta vadeli beklentilerini tahlil etmek için onların davranışları iyi bir yol gösterici olabilir.
Ancak böylesi tahlilleri yaparken unutulmaması gereken kesin bir kural vardır: Kim olursa olsun, her yatırımcı bilançosuna göre pozisyon alır. Diğer bir deyimle, pasifinin vadesi kadar uzağı görebilir. Vizyonu o kadardır. Ona göre davranır. İşine geliyorsa, örneğin satıcı ise ülkeyi/piyasayı över, eksiklikleri/sorunları geri plana atar.
Dolayısıyla, piyasa oyuncularının beklentilerini tahlil ederken birinin veya birkaçının görüşleri üzerinden hareket etmemekte büyük yarar vardır.
Böylesi bir girişi yapmamın nedeni; son aylarda yabancı bankaların tahvil satma eğilimi. Bankalar Türk tahvillerinden çıkarken, yerli yatırımcılar ile yabancı banka dışı finans kuruluşları alıcı durumundalar.

2 Ağustos 2016

Ülke kredi notunu kendiniz verin

5 Mayıs 2011 tarihinde Habertürk gazetesinde yayımlanan yazımı, günün mana ve önemine binaen tekrar yayınlıyorum.
Bilgi ve taktirlerinize.

***
S&P’nin son not değerlendirmesi tartışmalara neden oldu. Nedense not yükselirken pek sorun olmaz. Ama not düşmesi hiç hoş karşılanmaz. Bir yerde doğal bir davranış olarak kabul edilebilir. Hatırlasanıza, okuldayken iyi notları biz çalışarak alırdık, kötü notun sorumlusu çoğu zaman öğretmenlerdi. Ancak bilmekte yarar var. Ülke kredi derecelendirmesi yapılırken sadece ekonomik gelişmelere bakarak karar verilmiyor. Ağırlığı değişmekle beraber, ekonomi dışındaki konular da hayati önem taşıyor. Bazılarını bilginize sunuyorum.

30 Haziran 2016

Karar alıcılara güven kalmadı

Merkez Bankalarının uluslararası üst kuruluşu olan BIS (Bank for International Settlements – Uluslararası Ödemeler Sistemi) yıllık raporunu yayımladı. Önemli ve kapsamlı bir rapor. Çok teknik bilgi içerdiği için fazla detayına girmeyeceğim.
Amacım raporun risklerle ilgili bölümünü özetlemek.

2009 Küresel Krizi sonrasında dünya ekonomisinin toparlanamadığı artık genel kabul görmüş bir fikir. Hatta tanınmış bazı iktisatçılar, kapitalizmin krizden çıkamadığını ve kolay kolay çıkamayacağını yazmaya başladılar.

Daha sorunlara kesin ve kalıcı bir çözüm bulunamadan yenilerinin ortaya çıkması, zaten istikrar tedbiri yorgunu olan karar alıcıları ve toplumun dar gelirli geniş kesimlerini olumsuz etkiliyor. Acıtan kararları almak zorlaşıyor.

Dolayısıyla, küreselleştikçe küçülen dünyadaki olası riskler geleceğe yönelik öngörüler açısından büyük önem taşıyor.

24 Mayıs 2016

Özel sektörden gelen işaretlere dikkat

Geçenlerde iki uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu, Türkiye’deki inşaat ve sigortacılık sektörleri hakkında raporlar yayımladı.

Fitch’in raporu sigortacılıkla ilgili. İçinde bulunduğumuz dönemde, sektörün özellikle araç sigortalarından kaynaklanan riskler ve artan ücretler nedeniyle, ek sermaye ihtiyacı olacağına dikkat çekilmiş. Yabancı ortaklı şirketlerin sermaye bulmakta diğerlerine oranla daha rahat oldukları belirtilmiş.

Moody’s ise konut kredileri (mortgage) tahvilleri üzerinden Türkiye’deki inşaat sektörünü değerlendirmiş. Ana akım medyaya da yansıdığı gibi, rapor konut fiyatlarında ani düşüşler olabileceğine vurgu yapıyor. Geçmişte ABD ve İspanya’da yaşananlara dikkat çekiyor.

Bugün medyada yer alan, Nisan ayında, konut şatlarının geçen yıla göre yüzde 10,9 düştüğü haberi, raporun inanılırlığını artırdı.

Söz konusu rapor dört ana riske değiniyor: 1) Türkiye’nin gelişen piyasalar içindeki yeri, 2) Bankaların gelecek 12 – 18 ayda karşı karşıya kalacakları zorlayıcı ortam, 3) Deprem riski ve 4) Yeniden finansman ihtiyacı.

18 Mayıs 2016

Bu sefer de yerli kömüre kamu garantisi

Basında yer alan haberlere göre, elektrik üretiminde yerli kömür kaynaklarına destek verilecekmiş. Hatta yerli kömürle özel sektörün üreteceği elektriğe, kamu alım garantisi verilmesi düşünülüyormuş.

Konuya sadece enerjide dışa bağımlılık ve arz güvenliği açısından bakınca, yerli kaynaklarla üretim kulağa hoş geliyor. Hele birincil enerji kaynaklarında yüzde 70’ler civarında dışa bağımlı olduğumuzu düşününce, ne olursa olsun, yerli kömür desteklensin demekten başka bir şey akla gelmiyor.

Ama işin neden özel sektöre ihale edildiği, neden elektrik alımına kamu garantisi verileceğini sorgulamaya başlayınca işler biraz karışıyor gibi.

Öncelikle bir konuya açıklık getirmekte fayda var.

Özel sektör hiç bir yatırımda tüm giderleri kendi cebinden ödemez. Projenin tutarının yüzde 20 -30’u kadarını şirket öz kaynak olarak koyar, kalanı bankadan borç alır. Banka, her zaman olduğu gibi, alacağını zamanında tahsile edip edemeyeceğine göre kredi verme kararını verir. Dolaysıyla, “devlet ben üretilen elektriği şu fiyattan alacağım” derse, banka için bu kredi baldan tatlı hale gelir. Olabildiğince kolaylaştırıcı olanaklar yaratarak, krediyi vermeye çalışır. Hatta bankalar kredi vermek için rekabet ederler. 

23 Mart 2016

Likidite tüm riskleri örter

Birkaç yıl önceydi. Anekdotu Mülkiyeli bir arkadaşım anlattı. O günlerde duyduklarından rahatsız olan sınıf arkadaşı, büyük illerden birinin Mülkiyeli valisine gider. Özellikle oğlunun bazı işlerinin yasalara pek uygun olmadığı, sıkıntılar içerdiği konusunda uyarmak ister.

Sonradan siyasete giren vali, arkadaşını oldukça büyük makam odasının köşesine götürür. Üzeri biraz tozlu olan sehpaya, bir küfür kelimesi yazar. Sonradan cebinden çıkardığı 100 lira ile sehpayı siler. Arkadaşına döner ve derki, “Para her kiri siler”.

Bu hikayeyi neden anlattım?

Dünyaya, bölgeye, ülkeye bakın. Terör her gün onlarca can alıyor. Medya sadece şehit ve ölüm haberleri veriyor.

30 Aralık 2015

Gelen yıl gideni aratacak

Adettendir, biten yılın son günlerinde yeni yıldan beklentiler sıralanır. Ben okuduklarımdan önemli gördüklerimi aşağıda özetleyeceğim. Karar her zamanki gibi size ait.

Küresel durum

  • ·      Büyüme yerinde sayacak. Yeni bir büyüme modeli bulunana kadar eskisinden hayır yok. Tüketici talebi artmıyor. Buna bağlı olarak dünya ticaretinin artışı hız kesti. Ticaret neredeyse yerinde sayıyor.
  • ·      Büyümek için altyapı projelerine yönelik bir kamu harcama modeli tartışmaları epeyi yol aldı. Böylelikle büyümeye bir ivme kazandırılmaya çalışılacak.
  • ·      ABD’nin öncülüğünde devam eden Pasifik ve Atlantik serbest ticaret müzakereleri ve korumacılık eğilimleri gelecek yılın gündemini oluşturacak.
  • ·      ABD büyümeye devam edecek. Uzmanlar AB için çok olumlu değiller. Çin’deki sıkıntılar dünyayı etkileyecek.
  • ·      FED faiz artışı devam edecek. Tartışma yıl içine iki mi, üç mü yoksa dört defa mı artış olacağına dönüştü. Ne olursa olsun faizler yukarı yönlü. Yatırım için kredi arayanların işi zor.
  • ·      Dünyada jeopolitik riskler her geçen gün artıyor. İsrail-Filistin, K. Kore, Libya, Mısır, Irak, Güney Çin Denizi, Ukrayna, Kırım, Nijerya ve hatta bazılarına göre Türkiye yakından izlenmesi gereken bölgeler. Ayrıca mülteci krizi giderecek derinleşecek.

Yükselen piyasa ekonomilerindeki (YPE) beklentiler

9 Eylül 2015

Kırılganlıklar artarken

Bugünlerde ekonomi yazmak zor.

Gençler ölüyor. Onlarca cenaze vatan topraklarına defnediliyor. Güzelim ülkemin bir bölgesinde hayat neredeyse durmuş vaziyette. İnsanlar fırından ekmek almak için hayatlarını riske ediyorlar. Barolar terörü lanetlemek için gazetelere ilan veriyor. Bazı illerin baro başkanlarının imzası yok. Sanki onlar için yaşananlar terör değil.

Kısacası siyasi ve toplumsal kırılganlıklar yukarı doğru tırmanıyor. Birçok insan devlet mekanizmasının neden etkin kararlar alamadığını sorguluyor.

Ben de böylesi bir ortamda ekonomideki kırılganlık verilerini yazıyorum. Umarım bazılarınızın dikkatini çeker de okursunuz.

21 Ağustos 2015

Yedi köyün delisi bir araya geliyor

Bu günlerde ekonomi yazmak çok zor.

Her gün gelen şehit haberleri, ülkenin bir bölümünde yaşanan akıl dışı olaylar. Bu olaylara bakarken hala daha sekter ve taraflı bakanlar. “Çözüm süreci” diye başlayan gelişmelerin, işi daha da çözümsüzlüğe doğru götürmesi. PKK’nın yolarda menfezlere tonlarca bomba yerleştirmesine, bölgedeki belediyelerin üstüne asfaltlama atarak yardım ediyor iddiası.

Aklım almıyor.

Ancak bir yandan da hayat devam ediyor.

26 Temmuz 2015

“Cari açık finanse edildiği sürece sorun değildir”

Son yılların en bilinen ekonomik vecizesi budur. Siyasi karar alıcılar ve teknisyenlere ne zaman cari açık yüksekliği hakkında bir şeyler söylense, hemen başlıktaki cümleyle cevap veriyorlar. Düz mantıkla bakınca yanlış bir tarafı yok. Doğal olarak, her hangi bir açık finanse ediliyorsa kısa vadede sorun olmaz.

Ama, biraz aklı selimle ve orta vadeli bir vizyonla bakınca işin rengi değişiyor. En önemli soru şu: Finansman kısa vadeli ve borç yaratan özellikte mi? Diğer bir deyimle, finansmanın ne kadarı borç yaratan ne kadarı borç yaratmayan işlemlerden?

Tablo 1’de yükümlülükler, borç yaratan ve yaratmayan başlıklarında ikiye ayrılarak gösteriliyor. Görüldüğü gibi, geçen yılın aynı dönemine göre borç yaratan işlemlerin miktarı büyümüş. Özellikle kredilerdeki ve mevduattaki artışlar oldukça hızlı.

Mevduatların yanı sıra Net hata ve Noksan kalemi de finansmanda önemli yer tutuyor.

17 Ocak 2015

Türkiye yükselen piyasa ekonomilerinde risk ateşi en yüksek ülke

Dünya ekonomisinin krizden çıkmadığını İsviçre Merkez Bankası’nın son kararından sonra bir kez daha gördük. Ortalık öylesine karıştı ki, kendine piyasa uzmanı diyenler bile anlamakta zorlandı. Piyasaların nasıl bir suni denge üzerinde oturdukları her halde şimdi daha iyi anlaşılmıştır. Kural veya beklentiler dışı küçük bir hareket ortalığı darma dağın edebiliyor. Zararlar bir anda zirve yapabiliyor.

Nedeni aslında çok basit. Başta Avrupa olmak üzere, dünyada reel ekonomilerde dengeler yerine oturmadı. Sadece, merkez bankaları batık finansal sistemleri yüzdürülmeye çalışıyorlar. Bunların üstüne bir de Rusya, Ukrayna, Ortadoğu gibi bölgelerde politika riskler de yükseliyor.

Anlayacağınız, önümüzdeki dönemde kırılganlık ve oynaklıklar oldukça yüksek olacak.

Sıcaklık (risk) haritası