25 Kasım 2015

Yeni hükümet Suriye sorunu ve küresel borç krizinin üçünü aşaması

Rus uçağı krizi yeni hükümete merhaba dedi. Bakanlar daha isimleri açıklanmadan bölgesel krizin ortasına düştüler.

Buna PKK’nın hendekleri ve öz yönetim ilanlarını ekleyin.

Sadece bunlar olsa ne ala. Dahası ekonomide.

Önce Türkiye’nin adını vererek özellikle bahsettiği için, The Economist (TE) dergisinin 14 Kasım sayısına bir atıfla başlayayım.

Dünyanın saygın haftalık dergilerinden olan TE’ye göre, 2008 Küresel Krizi Amerikan hane halklarının mortgage (konut) kredisi kriziyle başladı. Ardından Yunanistan ve diğer Euro bölgesi ülkelerine sıçradı. FED ve ECB, olağanüstü parasal genişleme politikalarıyla krizlerin derinleşmesini önlemeye çalıştılar. Kısmen de başarılı oldular.


Diğer bir yaklaşımla, bugünlere gelene kadar küresel döviz hareketlerinde belirleyici olan, itici faktörlerdi. Yani, gelişmiş ülke merkez bankalarından ucuz para bulabilen bankalar yatırım yapacak yer arıyorlardı.

Ancak şimdi Küresel Krizin yeni bir evresine geliyoruz. Sıra gelişmekte olan ülkelerdeki sorunlarda.

Gelişmiş ülke merkez bankalarının parasal genişlemesi sonucunda ucuzlayan kaynaklardan yararlanan gelişmekte olan ülkelerde (GOÜ) borçlar hızla yükseldi. Bu ülkelerde 2009 yılında milli gelirin yüzde 150 kadar olan toplam borç oranı şimdi yüzde 195’e çıktı. İşin daha ilginç yanı reel sektörün borçlarının milli gelire oranı yüzde 50’den yüzde 75’e çıktı. Yani toplamdaki 45 birimlik artışın 25 birimi reel sektör borçlarından kaynaklanıyor.

Şimdi borçları geri ödeme zamanı.

Dergi GOÜ bir kaç gruba ayırıyor. Türkiye’yi, cari açığı ve enflasyonu yüksek, dövizli borçlarının TL değer kaybederken çok derin etkiler yarattığı bir ekonomi olarak tanımlıyor.

Dünya ekonomisindeki yavaşlamanın önce GOÜ’leri vuracağını öngören TE dergisi böylesi bir ortamda ihracat yapamayan, yeteri kadar iç tüketimi büyütemeyen reel sektörün borç geri ödemede zorlanacağına inanıyor.

Derginin değerlendirmesi çok önemli. Çünkü FED ’in parasal genişlemeye son vermesiyle birlikte artık küresel döviz hareketlerinde itici değil çekici faktörler önemli rol oynamaya başlayacak. Yani, GOÜ ekonomilerini yeniden düzenlemeden, eskisi gibi kolay döviz bulamayacaklar.

Bu bağlamda, eğer bir döviz ve/veya borç krizi yaşamak istemiyorsak öncelik hükümet programı ve uygulamalarda olacak.

İlk bakılacak yer TCMB’nin bağımsızlığı. Sıcak paracıların hepsi gözünü oraya çevirmiş bekliyor. En ufak bir terslik halinde sert kararlar alabilirler.

Yanı sıra seçimlerde verilen popülist sözlerin nasıl yerine getirileceği kontrol edilecek. Fiskal politikalar, hukukun üstünlüğü, mülkiyet hakkı ve mal güvenliği gibi konular yabancıların dikkat çevirdikleri alan olacak. Tabi ki dahası da var. Çok yazdım bir daha uzatmayayım.

Bu arada hatırlatmadan geçmeyeyim. Bakmayın siz bugünlerde televizyonlara çıkıp suyuna tirit yorumlar yapanlara. Onların çoğu şirketlerinin bilançolarına göre görüş belirten profesyoneller. Dövizde pozisyon aldılar çok korkuyorlar.

Ama günler ağır. 

Her yandan risk algılaması artıyor. Hükümet bu ortamda siyasetin gündemini, bölgesel dengelere ve yapısal reformlara çevirmek zorunda. Kararlar en geniş mutabakatla alınmalı. Başkanlık, referandum gibi daha fazla popülizm gerektiren konular gündeme gelmemeli. Döviz çekelim derken olanı da elimizden kaçırabiliriz.

İşler zorlaşabilir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme