24 Nisan 2016

Dış dengede asıl sorun ara malı dış ticareti açık veriyor

Ana akım medyada izliyor, okuyorsunuzdur. Uzun unvanlı insanlar çıkıp, ekonomi yıllık üç mü büyümüş beş mi tartışıyorlar. Kimse, büyüme nasıl olmuş, dışa bağımlılık ne kadar, sorgulamıyor. Diğer ülkeler bizim kadar başarılı değil demeye getirip millete gazı veriyorlar.

Ancak herkes büyümenin dışa bağımlılığını biliyor. “Ne yapalım bu kısa sürede değişmez” diyerek konuyu geçiştiriyor.

Aslında konu hayati öneme sahip. Güzel olan bu gibi sorunları araştıranlar eksik olmuyor.

Geçenlerde elime T. Kalkınma Bankası’nın Ocak 2016 tarihli bir araştırması geçti. Sayın Ömür Genç “Türkiye Ara Malı Dış Ticareti”ni araştırmış. http://www.kalkinma.com.tr/data/file/raporlar/ESA/ga/2016-GA/Turkiye_Ara_mali_Dis_Ticareti.pdf

Değerli araştırmayı dikkatle okumanızı öneririm.

Çalışma hammadde ve ara malı tanımı yaparak başlamış. “Hammadde; üretilecek ürünün yapısına şekil veya bileşim değiştirerek giren maddelerdir. Ara malı ise başka bir malın üretim sürecinde girdi olarak kullanılan mallarıdır.”

Yani bir otomobil üretirken çelik hammadde ise motor aksamı ve kaporta ara malıdır.

Şimdi gelin ağıdaki grafiğe yakından bir bakalım. Resim çok net. Maviler yıllar itibariyle ara malı dış ticaretinin dengesini, kırmızılar ise Türkiye’nin toplam dış ticaret dengesini gösteriyor.

Lütfen biraz daha dikkat. Kriz öncesi olan 2000 yılı hariç hangisi daha büyük? Evet. Ara malı dış ticaret açığı. İthalatı ihracatından daha fazla. Özellikle 2002 yılı sonrasında yıllık açık miktarı almış başını gitmiş.

Ama daha önemlisi, ara malı dış ticaret açığı, ülkenin toplam dış ticaret açığından daha büyük.

Bu ne demek? Eğer üretimde girdi olarak kullanılan malları ithal etmesek dış ticaret açığımız bu kadar büyük olmayacak. Cari açık vermeyeceğiz. Şirketler ithalat yapmak için dövizle borçlanmayacaklar. Dövize olan ihtiyacımız azalacak.

Dolayısıyla aklımız fikrimiz FED’de ECB’de olmayacak. İçeride para politikası, ekonomi ve dış politika dengeleri, kısacası her şey değişecek.

İşte sürdürülebilir, kaliteli, katılımcı büyüme, bu ve benzeri alanlarda yapılacak yapısal reformlarda yatıyor. “Büyüme olsun da nasıl olursa olsun” anlayışının sonu ekonomiyi dövize, sıcak paraya mahkum etmeye çıkıyor. Başta özel sektör ve hanehalkı olmak üzere her kesimin borcu çoğalıyor. Çoğumuz, büyüyoruz refahımız artıyor sanıyoruz. Hâlbuki dışarıya borcumuz, bağımlılığımız artıyor.

Çözüm için yapılması gereken şey basit aslında.

Önce sanayi envanteri çıkarılacak. Hangi sektör hangi girdileri, teknolojiyi kullanıyor anlaşılacak. Sonra stratejik bir plan hazırlanarak, bir vergi ve teşvik politikası düzenlenecek. Her gelen yatırıma değil, dışa bağımlılığı azaltacak projelere öncelikli teşvik verilecek.

Tabi bunları yapabilmek için, öncelikle temel bir politika değişikliği olacak: kamu kaynağıyla zengin yaratma anlayışından vazgeçilecek.

Olmaz mı?

Hayal mi görüyorum?

Haklı olabilirsiniz. Ama hayaller olmadan da yaşanmıyor ki.



Grafik: Türkiye Toplam Dış Ticaret Dengesi ve Ara Malı Dış Ticaret Dengesi (Milyar Dolar)
Kaynak: TÜİK

2 yorum:

  1. Hakan bey ah keşke Japonya ve Almanya nın savaş sonrası kalkınma modelleri araştırılıp harmanlanıp bir devlet politikası olarak siyasetten muaf uygulanabilse.. Ah nerede.. Devlet Planlama Teşkilatı bile yer ile yeksan, bizde hep günlük işler, yap yık yap yık.... selamlar sevgiler teşekkürler..

    Yine de umutluyuz çünkü başka ülkemiz yok, ülke ev gibi değil sıkıldım satayım daha güzelini alayım...

    YanıtlayınSil
  2. Hakan bey ah keşke Japonya ve Almanya nın savaş sonrası kalkınma modelleri araştırılıp harmanlanıp bir devlet politikası olarak siyasetten muaf uygulanabilse.. Ah nerede.. Devlet Planlama Teşkilatı bile yer ile yeksan, bizde hep günlük işler, yap yık yap yık.... selamlar sevgiler teşekkürler..

    Yine de umutluyuz çünkü başka ülkemiz yok, ülke ev gibi değil sıkıldım satayım daha güzelini alayım...

    YanıtlayınSil