TÜİK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TÜİK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Temmuz 2019

İnsanlar borçlanmasın da ne yapsın?

Esnafından iş insanına, öğrenicisinden bankacısına herkesin ağzında aynı sorular: “Ekonomi neden bu halde? Ne olacak bu memleketin hali?” sohbetlerinin zirve yaptığı günler yaşıyoruz. 
Arada sıra “Neden?” diye soranlar oluyor. Cevaplar hukukun üstünlüğünden, eğitim sitemine, oradan vergi, bütçe ve para politikaları gibi birçok konuya kadar uzanıyor.
Ben bugün biraz farklı bir konuyu ele alacağım. Ülkede çalışan, gelir elde edebilen nüfusa bakacağım.

21 Ocak 2019

TÜİK ’e göre ekonomik gelişmeler insanları nasıl etkiliyor?


Ekonomini başarı ölçüsü sadece büyüme midir? Yoksa insanların o ekonomiden nasıl etkilendikleri mi? Diğer bir yaklaşımla, ekonomi insanların yaşamını olumlu mu etkiliyor yoksa olumsuz mu?

TÜİK, 2009 yılından sonra her yıl, önceki yılda yaşanan ekonomik gelişmelerin bireyler üzerindeki etkilerini araştırıyor. Sonuçlar, girişteki soruya cevap vermek için ışık tutuyor.

En son veriler 2017 yılına ait. Yani 2009’daki küresel krizin etkilerini içeren rakamlar, 2018’de yaşanan ekonomik olumsuzlukların insanlar üzerinde yarattığı etkiyi içermiyor.

Bu nedenle aşağıdaki tablo, 2009-2017 arasındaki dönemi kapsıyor.

Ben etkileri ikiye ayırdım. Olumsuz ve olumlu etkiler. Olumsuzları öne çıkarmamın nedeni daha çok olmaları. (Tabloda toplamın 100’den fazla olması, kişilerin birden fazla cevap vermesi. Yani aynı kişi hem borçlarının çoğaldığını hem de araba aldığını söyleyebilir.)

Akılcı bir insan (homo economicus) için ekonomi nedir diye sorsam, eminim ki çoğunuz tüketmek cevabını verirsiniz. Başta gıda olmak üzere, giyinmek, ulaşım, kira gibi giderler, insanların en çok para harcadıkları alanlardır.

6 Kasım 2018

Sosyal yardım alan seçmenlerin sayısı azalmıyor

Ekonomi demek üretmek, paylaşmak demektir. Yeteri kadar üretmeyen ekonomi istihdam, zenginlik, refah yaratamaz. Bunları yaratamayan ekonomide de paylaşım adil olamaz. Bir kesim pastadan aldığı payı devamlı artırırken ötekilere çoğu zaman pasta kalmaz.
Böylesi bir yorumu yaparken yoksulluğun kendi kendini besleyen bir olgu olduğunu gerçeğinden yola çıkıyorum. Diğer bir deyimle, sosyal olduğunu iddia eden bir devletin ilk görevi, var olan yoksullukla mücadele etmek, azaltmaktır.
Mücadele, iki nedenle başarılı olamazBirincisiniyet ve gayret eksikliğidir. Devleti idare edenler, yani yürütme, yani hükümet, uzun ve meşakkatli bir iş olan yoksulluğu azaltma işine bilinçli olarak girmek istemez. Yoksullara balık tutmayı öğretmez. Bunun için örgütlenmez.
İkincisiise, mücadele için tahsis edilen kaynak yetersiz olabilir. Kamunun, diğer harcamaları nedeniyle, yoksullukla mücadeleye ayırabileceği yeter kadar kaynağı yoktur.
Türkiye’de yoksulluk araştırmalarını TÜİK yapıyor. Önce gelire bağlı bir yoksul tanımı yapılıyor. Ondan sonra hanehalkı araştırmaları ile sonuca ulaşılıyor. Resmi olarak o veriler üzerinden politika oluşturuluyor.
TÜİK kamunun harcamaları üzerinde durmuyor. Onun işi değil. 
Oysa kamu çeşitli araç ve yöntemlerle yoksullara transfer yapıyor. Bunların en çok bilinenlerini 2019 Yılı Programından alarak aşağıdaki tablodaözetlemeye çalıştım. 
Tablodan da görüldüğü gibi; Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Millî Eğitim Bakanlığı (MEB), YurtKur, T. Kömür İşletmeleri (TKİ) ve T. Taşkömürü Kurumu (TTK) ve belediyeler çeşitli adlar altında sosyal yardımlar yapıyor. 

14 Ocak 2018

Uygulama yanlışları tarımda dışa bağımlılığı artırmış

Yazlarımı düzenli okuyanlar, sanayide dışa bağımlılıktan sıklıkla bahsettiğimi hatırlarlar. Bunun dış ticarete, cari açığa, onun finansmanına, ülkeni dış borçluluğuna ve de enflasyona etkilerinden devamlı bahsederim. Diğerleri gibi, enflasyonla mücadele konusunda ithalata ve dolayısıyla kur hareketlerine bağımlılığın yarattığı sorunlar üzerinde durmaya çalışırım.  
Ancak sanayide gösterdiğim duyarlılığı, nedense tarımda göstermediğimi fark ettim. Gözümü açan, TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası’nın, Tarım eğitiminin 172. Yıldönümü için düzenlediği toplantısı oldu. Toplantıda yaptığım “çerçeve sunum” için hazırlık yaparken, tarım dış ticareti verilerinin ayrıntılarını pek bilmediğimi anladım.
Evet, medyadan saman, et, baklagiller ithalatı gibi haberleri okuyor ve hepimiz gibi üzülüyordum. Ama, itiraf edeyim TÜİK verilerine bakana kadar, bunları geçici olarak değerlendiriyordum.
Ne yazık ki değilmiş.

20 Mayıs 2017

2017’nin 19 Mayıs’ında gençlik

Gelin gençliğin içinde bulunduğu durumu, biraz olsun, anlayabilmek için TÜİK’in son “İstatistiklerle Gençlik, 2016” araştırmasına bakalım.
Türkiye’de, 15-24 yaş arasında 13 milyon genç yaşıyor. Toplam nüfusun yüzde 16,3’ü. Genç nüfus oranının en yüksek olduğu 5 iller; Hakkâri, Şırnak, Siirt, Bayburt ve Ağrı. Ne kadar çarpıcı değil mi? Bu iller aynı zamanda terörün en yoğun iller arasında.
Benim canımı en çok sıkan diğer bir veri ne eğitimde ne de istihdamda yer alan gençlerin sayısı: 15-24 yaş arasındaki gençlerin yüzde 24’ü. Her dört gençten biri ne okula gidiyor ne de çalışıyor.
İşte karar alıcıların oturup, kalkıp, uyumadan, yemeden içmeden üzerinde düşünmeleri, çözüm üretmeden bir saat bile geçirmemeleri gereken konu bu.

7 Nisan 2017

Borca dayalı büyüme kırılganlıkları artırıyor

Son günlerde iki önemli veri yayımlandı.

İlki TÜİK’in büyüme rakamlarıydı.

Ne yazık ki, rakamlardan çok teknik dayanakları tartışıldı. Akademisyenler ve işin deneyimli uzmanları, rakamların tutarlılığını artırmak için yapılması gerekenleri, özenle kamuoyunun bilgisine sundular.

Bunları şimdilik bir yana koyarsak, 2016 yılındaki yüzde 2,9’luk büyüme oranına en çok katkıyı sağlayanlar arasında özel tüketimi ve kamu harcamalarını sayabiliriz.
Hanehalkının tüketimini tetikleyen faktörlerden birisi, geçen yılbaşında yapılan asgari ücret artışları. Bir de bireysel kredilerdeki artışların etkisi var. Diğer bir deyimle, harcamalar en çok gelir artışlarıyla değil borçlanmayla finanse edilmiş.

Diğer veriler IIF (Uluslararası Finans Enstitüsü)’ne ait. Dünyadaki borç artışına dikkat çekiyor. Dünyada 1996 yılında 63,5 trilyon dolar olan toplam borçlar, 2016 sonunda 216 trilyon dolara ulaşmış. Devasa değişim. Artış hızı en yüksek olan alan, yükselen piyasa ekonomilerindeki reel sektör şirketleri. Ardından gelişmiş ekonomilerdeki kamu otoriteleri geliyor.

21 Eylül 2016

Hanehalkının yaşam koşulları ve genç işsizler ordusu üzerine

TÜİK iki önemli istatistik yayımladı. İlki Haziran işsizlik rakamlarını, ikincisi 2015 yılı Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırmasını içeriyor.

Önce işsizlikten başlayayım.

Genel işsizlik çift haneli rakamlara ulaştı, yüzde 10’un üstüne çıktı. İş aramaktan vazgeçen, iş bulmaktan ümidini kesenleri de eklerseniz rakam yüzde 20’lere yaklaşıyor. Diğer bir deyimle, çalışabilecek durumda olan her beş insandan birisi işsiz.

Ancak bundan daha önemlisi, aşağıdaki grafikte de görüldüğü gibi, genç işsizliğin son 75 ayın zirvesine ulaşılmış olması. Rakam yüzde 20,5 olmuş. Her beş gençten birisi işsiz. Buna iş bulmaktan ümidini kesen geçleri de eklerseniz, tahminen yüzde 25’e yaklaşır. Yani bu durumda, her dört gençten birinin işi yok.

Üniversite son sınıflara ders veriyorum. Öğrencilerimin bana en çok sordukları soru hep ayı: “Hocam nasıl iş buluruz?”  Ajitasyon olsun diye yazmıyorum. Ama gelin bu soruya, onların gözlerine bakarak, siz gerçekçi bir cevap verin.

23 Ocak 2016

2016 bütçesinde neler var?

Bütçeler, iktidarların bir yılda yapacaklarını özetleyen önemli bir politika belgesidir. Çağdaş demokrasilerde vatandaşlar, ne kadar vergi vereceklerini, bütçe harcamalarının nerelere yapılacağını merak ederler. Çünkü vergi verirler. Çoğumuz doğrudan vergi vermediğimiz için bizde bu tür bir merak oluşmamıştır.

Yine de gelin bütçenin içeriğine kısaca bir bakalım.

Bütçe hazırlanırken gelir ve gider kalemleri dört ana ekonomik değişkene dayandırılır: Kur, enflasyon, faiz ve büyüme.

31 Mayıs 2015

Gözümüz aydın işsizliğe çare bulunmuş !?

İşsizliğin ekonominin baş belası olduğuna devamlı vurgularım. İnanın soruna kalıcı bir çözüm nasıl bulunabilir diye her fırsatta okumaya, tartışmaya, kısacası öğrenmeye çok çaba sarf ediyorum.

Önceki gün Hazine’de ekonomiyi takip etmeye meraklı ve konuların uzmanı bir arkadaşım aşağıdaki grafiği gönderdi. Grafik basit bir ilişkiyi gösteriyor: Ekonomi ne kadar büyürse o kadar iş yaratır. Küçülürse de tersi bir gelişme söz konusu olur.

Grafikten de görüldüğü gibi, 2006 – 2014 yılları arasında, son yıl hariç, büyüme pozitif olunca iş bulanların sayısı artıyor. 2009 yılında olduğu gibi, küçülünce de sadece 10 bin 800 kişi kişi iş bulabiliyor.

Ancak 2014 yılında ilginç bir durum var. Büyüme oranı yüzde 2,9’da kalırken, iş bulanların sayısı 2010, 2011 yıllarına denk düzeylerde. O yıllarda ekonomi yüzde 8 hatta yüzde 9’a yakın büyürken, sırasıyla, 1,2 ve 1,4 milyon kişiye iş olanağı sağlamış. Böylesi yüksek büyüme olunca istihdam kapasitesi de artmış.

Peki sadece yüzde 2,9 büyüyen 2014 yılında 1 milyon 332 bin kişiye nasıl iş bulunmuş dersiniz?