2001 Krizi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2001 Krizi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ağustos 2019

Çekirdek cari denge fazlası neyi işaret ediyor?

Ekonomi özünde insan davranışıdır. Bir ekonomideki çeşitli piyasalarda üreten- tüketen, alım-satım yapan insanların davranışlarının hepsi ekonomiyi oluşturur. Tüketicinin davranışları, finansal piyasalardaki karar alıcılar, siyasetçiler, emekliler hepimiz, az veya çok ekonominin birer parçasıyız.
Dolayısıyla geçmiş davranışlarımız, bugünü tahlil etmemize, anlamamıza yardımcı olabilir. Dünya ve Türkiye’nin şartları ve insan davranışlarının değişkenliği nedeniyle geçmişte yaşananların aynen bugün de yaşanacağını söyleyemeyiz. Bununla beraber, tarih ve ekonomi bilgisi geçmişten dersler çıkarmamıza yardımcı olabilir.
2001 Krizinde yaşadığımız bir ekonomik olayı, yukarıdaki bakış açısıyla ele alarak, bugünle karşılaştırmak gerektiğini düşünüyorum.

18 Aralık 2018

Bu sefer farklı


Yazılarımı yakından izleyenler, yaşadığımız kriz ile 2001 Krizinin farklı olduğunu anlatmaya özen gösterdiğimi bilirler.

Bu gayreti göstermekteki amacım, farklı sorunlara farklı çözümler bulunması gereği. Farklılığı anlamak can alıcı öneme sahip. Çünkü bugün yaşananlar tam olarak anlaşılmazsa, çözüm adına yapılanların bir kısmı, krizi biraz daha derinleştiriyor.

Konuyu tekrar ele almamın nedeni, geçen Cumartesi günü 21. Yüzyıl İçin Planlama Grubu’nun Güz 2018 Konferanslarında Prof. Dr. Ahmet Haşim Köse ve Doç. Dr. Serdal Bahçe’nin yaptığı sunum.

Ahmet Hâşim Köse’nin genel denge verilerinden yola çıkılarak hazırladığı yansı çok aydınlatıcıydı. Konunun bazı teknik ayrıntılarını ve geçmişe yönelik verileri, tanıdığım en yetkin genel denge uzmanlarından biri olan Zafer Yükseler ’in yardımıyla buldum.

Aşağıdaki grafiği hazırladım.


17 Ağustos 2018

Ekonomide yeni denge!

Baştan belirteyim. Ne olduğunu anlamakta zorlananlar varsa hiç kendilerini yormasınlar. Bakış açılarında derin bir ayrılık var. Olayı tetikleyen etkenlerin ekonomik mi yoksa siyasi mi?  
Aşırı dolarize olmuş, sıcak paranın toplamı milli gelirin yüzde 25’le tarihi zirvesinde olan, yılda 240 milyar dolar dış kaynak bulması gereken bir ekonomide, niyeti kötü olan yabancılar bunu istismar etmez mi? Kendi lehine kullanmaz mı? Orta ve uzun vadeli politikalarını bunun üzerine kurmaz mı? Osmanlı kapitülasyonlar ve aşırı dış borçlar yüzünden ne hallere geldi bilmiyor muyuz?
Sıcak paraya bağımlı bir ekonomide ülke riski değerlendirmeleri hayati önemini Benim Mülkiye’deki öğrencilerim biliyor. Ülke derecelendirmesi yapılırken nelere dikkat edildiğini onlara her yıl anlatırım. (Derste yaptığım sunuma ulaşmak için: http://hakan.hozyildiz.com/kaynaklar/?tid=30#sbf-5.-hafta )  ABD, AB, İngiltere ve Japonya ile ilişkilere verilen özel öneme atıfta bulunurum.Öğrencilerim genellikle neden özellikle bu ülkeler diye sorarlar. Cevabım basittir: Sıcak para döviz fonlarının büyük çoğunluğu New York ve Londra olmak üzere Tokyo, Frankfurt ve Paris’ten yönetilir. Eğer o ülkelerle bir sıkıntı yaşanırsa bu sorun olarak algılanır ve ülke risk primleri artar.
Bunlar tamam. Ama son yaşananları sadece dış politika ile açıklamak, alınan bunca ekonomik kararı açığa düşürür.

3 Temmuz 2017

Gelirinin yarısı kadar dış borcu olan ülke!

Türkiye’nin 2001 Krizinden önce 100 milyar dolar civarında dış borcu vardı. Ağır dış borç alınarak Krizin kısa süreli hasarları giderilmek istendi. Kapsamlı yapısal reformlar hayata geçirildi. Uzun vadede tekrar borçlanmanın azaltılması hedeflendi. Amaç ülkeyi bir daha borç sarmalına sokmamaktı. Politikaları beğenen olduğu kadar eleştiren de oldu ama kriz aşıldı.

Oysa dış borç stoku, 2002 yılsonundan geçen mart ayına kadar sürede yüzde 218 artarak 412 milyar doları geçti.

Dış borç rakamlarına iki yönlü bakmanın yararlı olacağını düşünüyorum. Önce alınan borçların milli geliri nasıl etkilediğine bakalım. Sonra toplam dış borcun dağılımına, kimlere ait olduğuna göz atalım.

Dış borç stokunu incelerken aklımızdan çıkarmamamız gereken birkaç şey var. Alınan borç kadar gelirler de artmış mı? Eğer öyle ise, borçlanmada aşırıya kaçılmamış ve alınan paralar gelir getirecek yatırımlara gitmişse çok dert yaratmayabilir. Böyle bir durumda dış borç soku / milli gelir (GSYH) oranının yıllar itibariyle düşüyor olması gerekir. Borç yöneticileri açısından paydanın büyümesi (milli gelirin artması) istenen, beklenen bir durumdur.

Oysa borç sever çevreler, “Borcun nominal büyüklüğünü dert etmeyin, büyüyen ekonomide borç olur.” söylemiyle, insanları borçlanmanın güzel bir şey olduğuna inandırmaya çaba gösterirler.

Bu bağlamda Türkiye’deki durumu şöyle:

6 Haziran 2016

Yaşananlara ekonomik kriz denir mi?

Ekonomi ne zaman yavaşlasa, kur ne zaman hızla yükselse ortalıkta bir kriz tartışmasıdır, beklentisidir alıp başını gidiyor. Kimileri “Ne krizi? Yok böyle bir şey, her şey güllük gülistanlık. Ortalığı, milletin aklını karıştırmayın” diyor. Bazıları ise, “Daha ne olsuncu” olmuşlar.

Bana kalırsa, Nasrettin Hoca misali, iki taraf da haklı.

Önce kısaca kriz ne demek ona bakalım. Kriz beklenmeyen bir şeyin gerçekleşmesidir. Diğer bir deyimle, aslında sosyo-ekonomik ortam vardır. Ekonominin dengeleri sarsılmış, zayıflamıştır. Dahası bu durum gizli de değildir. Uzmanlar ve karar alıcıların çoğu tarafında bilinmektedir. Hatta 2001 Krizinde olduğu gibi, krizi önlemek için gerekli olduğu düşünülen kararlar da alınmış olabilir. Bu nedenle kriz beklentisi de zayıflamıştır.

Ancak, her hangi bir nedenle, olmayacağı düşünülen bir şey gerçekleşir ve ortalık birden karışır. Özetle, sorun şartlardan çok beklentilerin varlığıdır. Bir anlamda beklenerek kriz gelmez. Çünkü bilerek hatayı ancak aptallar yapar.
Beklenmeyenler gerçekleşirse kriz olur.

5 Mayıs 2016

Vergi alma teşvik ver

Hiç unutmam.

Krizden hemen önce, Ocak 2001 tarihinde Hazine Müsteşar Yardımcılığına atanmıştım. Bilindiği gibi müsteşar yardımcılarının bir görevi de kendilerine bağlı genel müdürlüklerin yönetiminde müsteşara yardımcı olmaktır. İlk atandığımda, o yıllarda Hazine çatısı altında olan, Teşvik Uygulama ile Yabancı Sermaye Genel Müdürlükleri de bana bağlanmıştı.

Oldukça heyecanlıydım. Daha önceki kamu görevlerim sırasında kamu finansmanı, KİT, kambiyo, bankacılık gibi konularla uğraşmıştım. İlk defa reel sektöre ilişkin bir alanda çalışacaktım.

Hemen ilgili birimlerden brifingler almaya başladım. Uzman arkadaşlarımla işin detaylarını tartışıyordum. Daha doğrusu işi öğrenmeye çalışıyordum. Konularında Türkiye’nin en yetişmiş insanlarından çok şey öğrenmeye başlamıştım.