DİBS etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
DİBS etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ağustos 2019

Azalan döviz ihtiyacı kısa vadeli kaynaklarla finanse edilmiş

Yazılarımı takip edenler bilirler. Ödemeler dengesi verilerini yakından izlemenin ve doğru tahlil etmenin önemini sık sık vurgularım. Bana göre, dış borçlanma ve ülkenin döviz açığı, sadece ekonomik değil, aynı zamanda bir milli güvenlik sorunudur.
Tarihte örnekleri çok sık görüldüğü gibi, zaman zaman siyasi karar almayı zorlaştırabilir. Önceki yazımda bunun 1930’lar Almanya’sına ilişkin örneğini sizlerle paylaşmıştım. 
Ocak-Haziran arası yılın ilk yarısına ilişkin ödemeler dengesi verilerini, bu bağlamda, dikkatle ele alacağım. 
Ben ödemeler dengesine sadece cari açık perspektifinden bakmam. Cari açığın önemini yadsımamakla birlikte, ülkenin döviz ihtiyacını tek başına cari açık belirlemiyor. Cari açık, dış ticaret açığını gösterir. Bizim gibi dış borç yükü ağır, aşırı dolarize olmuş ülkelerin bir de “sermaye/finansman hesabı” açığı vardır.
Aşağıdaki tabloda, 2018 ve 2019 ilk yarılarının finansman ihtiyacı ve finansman kaynaklarının karşılaştırması görülüyor. 

10 Nisan 2019

Anglosakson bireysel emeklilik fonları ve dolarizasyon


Türkiye ağır bir ekonomik süreçten geçiyor. Sorunun temelinde dış borç sorunu olduğu konusunda geniş bir konsensüs var.

Gözümüz dövizde.

Bazen T.C. Merkez Bankası’nda ne kadar rezerv kaldığını tartışıyoruz. Bazen de yabancılar ne kadar hisse aldı, ne kadar Devlet İç Borçlanma Senedi (DİBS) sattı onu takip ediyoruz. Ekonomi medyası, ABD ve AB merkez bankalarının faiz kararlarını izleyen, yorumlayan uzmanlarla (!) doldu. Yayınlarda konuşulan dil bile Türkçe ’den uzaklaşmaya başladı.

Normal mi?

Eğer bu kadar dolarize olursanız neden olmasın? En son veriler, bankalardaki mevduatın %54’ünün, kredilerin %40’nın yabancı para olduğunu gösteriyor.

Bu gelişme, Türkiye’de mevduat ve kredi faizlerini, TC Merkez Bankası’nın davranışlarından çok yabancıların tercihleri belirlemeye başladığı anlamına geliyor. (Ne söylediğimin farkındayım.)


21 Şubat 2019

2018’de dış borç faiz ödemelerinde rekor kırıldı

1973 Petrol Krizinden sonra altına/dolara bağlılıktan kurtulan dünya para sisteminin en önemli değişimlerinden birisi, sermaye hareketlerine (kambiyo/döviz işlemlerine) serbestlik getirilmesiydi. 
Böylelikle dünyanın “ağası” ve arkadaşları, kendi para birimleriyle, her ülkede rahatça işlem yapmaya başladılar. Bunun sonucunda elde ettikleri gelirleri ülkelerine transfer ederek, ekonomik ve siyasi güçlerini korumaya devam edebildiler.
Bunu yaparken, finansallaşmanın önünü sonuna kadar açtılar. Özellikle 1984 Latin Amerika Krizi sonrasında geliştirdikleri finansal mekanizmalarla, devletlere doğrudan kredi vermek yerine, piyasalarda tahvil borçlanmalarının önünü açtılar. Sonrasında, sıcak para yatırımcıları, tüm dünyada borsaların yaygınlaşması sayesinde, önemli gelir kaynaklarına kavuştular.
Bu işlemler bizim gibi döviz gelirleri, giderlerine yetmeyen, cari işlem açığı veren ülkeler için ek sorunlar yaratmaya başladı. 
İhracat ve turizm gelirleri ile ithalatını ve diğer döviz giderlerini karşılamakta zorlanan ekonomiler, zaten dövizle borçlanıyorlardı.  Bu borçların faizlerini ödemek için ilave döviz yaratmak durumuyla karşı karşıya kalıyorlardı.
Bir yandan ithalat açığı ve dış borç anapara ödemeleri için döviz bulma mücadelesi veren ve oldukça yorulan gelişmekte olan ekonomiler diğer yandan sıcak paracıların elde ettikleri borsa kazançları ve dış borç faiz ödemeleri için de döviz bulmak zorunda kaldılar.Çünkü doğal olarak, yatırımcılar elde ettikleri gelirleri kendi ülkelerine transfer etmek istediler.
Sonucunda döviz gelirleri yetmeyen ekonomilerin dış borçları daha da arttı. Dış şoklara biraz daha açık hale geldiler.
Türkiye’nin durumunu anlamak için T.C. Merkez Bankası’nın yayınladığı ödemeler dengesi verilerine bakmak lazım. TCMB, ekonominin tüm kesimlerinin (kamu, şirketler ve bankalar) dış borç için ödedikleri anapara ve faizleri aylık olarak yayımlıyor.
Veriler 1998 yılından başlıyor. Ben yıllık olarak derledim. Sizin için aşağıdaki grafiği hazırladım.

29 Kasım 2018

Devlet İşsizlik Sigortası Fonuna verdiğini geri alıyor

Hafta başında yayınlanan Cumhurbaşkanlığı Kararı ile, İşsizlik Sigortası Fonunun, bir önceki yıl prim gelirlerinin belli oranına bağlanan ve yüzde 30 olan harcama yetkisi, 2019 ve 2020 yılları için yüzde 50’ye çıkarıldı.
Bunun üzerine Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nın verilerine başvurdum. İşsizlik Sigortası Fonunun gelir-gider dengesini 2011-2018 yılları itibariyle bir araya getirdim. Aşağıdaki Tabloyu hazırladım.
Fonun üç ana gelir kalemivar. İlkiçalışanlardan ve işverenlerden toplanan işsizlik sigortası primleri. İkincisibuna ek olarak devletin fona yaptığı katkı. Üçüncüsüve en büyüğü, Fonun faiz gelirleri. 
Tablodan da görüldüğü gibi, faiz gelirleri genellikle prim gelirlerinden fazla. Bunun nedeni, tablonun son sıralarında görülen IV – Toplam Fon Varlıklarının büyük çoğunluğunun Hazine Devlet İç Borçlanma Senetlerine (DİBS) yatırılması.Buradan faiz geliri elde edilmesi.
Bu miktar, Hazine iç borçlanması açısından çok önemli. Eğer İşsizlik Sigortası Fonu, geri ödeme aldığı tarihte iç borçlanma ihalesine girmezse, Hazine ihtiyacı olan parayı bankalardan daha fazla borçlanarak karşılamaya çalışır.Dolayısıyla Fon, kamu iç borçlanmasında kritik rol oynar. 

7 Ocak 2017

Merkez Bankası faizi ile piyasa faizi arasındaki fark açılıyor

Önceki yazımda, enflasyon ve dolardaki yükselişe değinerek, ekonominin üçüncü makro değişkeni faizlerdeki belirsizliğin arttığını belirtmiştim.

Faiz kapitalist ekonominin önemli bir değişkeni. Nereden bakarsanız bakın son yıllarda halkın çok geniş bir kesimini doğrudan ilgilendiriyor. Çok borçlu olduğumuz için, faiz deyince çoğumuzun aklına öncelikle kredi faizleri geliyor. Birikimi olanlar mevduat faizlerini izliyorlar.

Sokaktaki insan için çok bilinmeyen bir faiz daha var. T.C. Merkez Bankası’nın (TCMB) politika faizine bağlı olan ve diğer faizler üzerinde belirleyici etkisi olan Ağırlıklı Ortalama Fonlama Maliyeti (TCMB AOFM).

Bilindiği gibi TCMB politika faizini bir bant içinde belirliyor. Alt ve üst bant (%7,25-8,5) arasında hareket ederek piyasaya para veriyor veya çekiyor.

Bu kaynak bankalar için hayati öneme sahip. Tamam mevduat topluyorlar, diğer bankalardan borç alıyorlar, öz kaynaklarını kullanıyorlar. Ama yetmeyince TCMB’den kaynak sağlıyorlar. Toplanan bu fonlarla, genel olarak, kredi verip, devlet iç borçlanma senedi (DİBS) satın alıyorlar.

1 Haziran 2016

Sıcak paracı yüksek gelire geliyor

Döviz kuru aniden yükselince çoğumuzun yüreği ağzına geliyor. Doğrudan döviz piyasalarının içinde olmayanlar hareketin nedenini anlayabilmek için çaba sarf ediyorlar. Son örneğini hükümet değişikliği sırasında yaşadık.

Ancak burada ilginç bir gelişme oldu. Dışarıdan sıcak para getirenler, hisse senedi sattı, devlet iç borçlanma senedi (DİBS) aldılar.

TCMB’nin verilerine göre, yurtdışında yerleşik kişiler, 1- 20 Mayıs arasında, 646 milyon dolarlık hisse senedi yatmışlar. Portföylerini azaltmışlar. Buna karşılık 252 milyon dolarlık DİBS almışlar.

Böylesine kısa süreli hareketlerle piyasa değerlemesi yapmak çok doğru bir şey değil. Hatta bu verilere bakıp uzun dönemli tahliller yapmak, öngörülerde bulunmak da yanlış.

Zaten benim amacım da bu değil.

Sadece hisse senedi satanların neden DİBS aldıklarını açıklamaya çalışacağım.
İzninizle önce ikisi arasındaki farkı hatırlatayım. Hisse senedi yatırımları kısa vadeli yatırımlardır. Ve yatırımcı yatırdığı paradan ne kadar gelir elde edileceğini tahmin eder ama bilemez. Buna karşılık DİBS, yani kamu tahvilleri sabit getirili yatırımlardır. Parasını tahvile yatıranlar, vadenin sonunda ne kadar gelir elde edeceklerini bilirler.