7 Haziran 2017

Yılın ikinci yarısında ekonomide ne olur?

Hatırlarsınız. Daha birkaç ay öncesiydi.
Siyasi ortam hem dışarda hem de referandum nedeniyle, içeride belirsizdi. Trump’ın Amerika’sı, Brexit sonrası Avrupa, Ortadoğu’daki savaşlar gibi dış etkenlere bizde rejim değişikliği getiren hayati bir oylama eklenmişti. Belirsizlikler bugüne oranla daha fazlaydı.
O günler aynı zamanda dövizde yukarı hareketlenmenin yaşandığı günlerdi. Ortalık “Dolar kaça kadar çıkar? Ne olacak bu ekonominin hali?” sorularından geçilmiyordu.
Sonunda Merkez Bankası, politika faizlerini değiştirmedi ama geç likidite penceresi faizlerini yüzde 8’lerden yüzde 12’lere çıkardı. Böyle bir tercih yapmasının nedenini, şartların geçici olduğuna bağlayarak açıkladı. Yetkililerin açıklamalarından, bir süre sonra ortam normale dönünce normal politika faizleri devreye girecek anlamı çıkarıldı.
Yanı sıra Referandum öncesinde, bankalar Kredi Garanti Fonu kefaletiyle çok kısa sürede 180 milyar lira kredi dağıtarak rekor kırdılar. Ancak yeterli TL kaynağı olmayan bankalar kredilere kaynak arayışına girdiler ve TL’sına yüksek faiz vermeye başladılar.
Aynı dönemde enflasyon da yükselme eğilimindeydi. O da faizlere baskı yapıyordu.
Mali disiplin biraz gevşemiş gibi görünse de dert değildi. “Büyümeyi desteklemek için biraz daha harcama yapılsa ne olur?” diyenlerin sesleri daha güçlü çıkmaya başlamıştı. Biliyorlardı ki, daha büyük açık daha çok borçlanma, o da yüksek faiz ortamında, daha çok getiri demekti.
Anlayacağınız piyasa oyuncularını tatlı bir telaş almıştı. Tatile çıkmadan önce, yılın ilk yarısı için performansları harika çıkacaktı.
Şimdi geldik yılın ilk yarısını bitirmek üzere olduğumuz günlere.
Artık Referandumdan, YSK’nın tarihi(!) kararıyla öyle veya böyle ekonomik bir sonuç alındı. Dahası devletin yapılanması, uyum yasalarının çıkmasıyla değişmeye başlayacak. Söylenen doğru ise; yüzyıldır belli bir düzende, ağır aksak çalışan devlet aparatı, yeni düzene adapte olacak ve daha hızlı çalışacakmış. Ekonominin beklediği kapsamlı reformlar hayata geçirilecekmiş. Yani siyasi ve ekonomik belirsizlikler düşüşe geçecekmiş.
Öte yandan mayıs ayı enflasyon verileri açıklandı. Uzmanlar enflasyonda düşüşün başladığını öngörüyorlar. Yani faiz üzerindeki baskısı azalacakmış.
Döviz kurları da düşüyor. Eğer şirketler ve hanehalkı döviz almasa daha düşük seviyeleri göreceğiz.
Kredi Garanti Fonu (KGF) işlevini önemli ölçüde yerine getirdi. Bazı bankalar TL kredi verecek kaynak bulmakta zorlanmaya başladılar. Kredi faizleri düşmüyor.
Reel sektör temsilcileri, böylesi bir ortamda, Merkez Bankası’ndan faizleri düşürecek adımlar bekliyorlar! Çünkü düşük faiz ortamında hem kendilerinin ve hanehalkının hem de kamunun daha rahat borçlanabileceğini düşünüyorlar. Böylelikle ekonomiye can geleceğini sanıyorlar.
Örneğin tatil beldeleri esnafı yılın ilk yarısını kaybettiklerini, yaşayabilmek için umutlarının gelen altı ayda olduğunu söylüyorlar. Hiç öyle karmış, vergi, sigorta, borç ödemekmiş gibi düşünceleri kalmamış. Haziran ayının yarısındayız, bırakın yabancı turisti, Ramazan ve ekonomik sıkıntılar nedeniyle yerli turist bile henüz gelmemiş. Durumları pek hoş değil.
Ama bir de sıcak para yatırımcıları var.
Onlar merkez bankasının faiz düşürmesi gibi bir seçeneğe öcü gibi bakıyorlar. Yüksek sesle “Sakın ha!” diyorlar. Eğer para politikası gevşetilir, faizler düşürülürse, dövize talebin başlayacağını ve kurların zirveyi görebileceğini iddia ediyorlar.

Anlayacağınız ekonomi bir kıskaçta. Bu ortam biraz daha devam ederse, “yüksek faiz şokuna” girebilir. Umarım yetkililer şartların normale döndüğünü değerlendiriyorlardır. Faizler için bir karar alabilirler. Çünkü acele karar vermekte, yapılması gerekenleri hayata geçirmekte büyük yarar var.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme