24 Mayıs 2016

Özel sektörden gelen işaretlere dikkat

Geçenlerde iki uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu, Türkiye’deki inşaat ve sigortacılık sektörleri hakkında raporlar yayımladı.

Fitch’in raporu sigortacılıkla ilgili. İçinde bulunduğumuz dönemde, sektörün özellikle araç sigortalarından kaynaklanan riskler ve artan ücretler nedeniyle, ek sermaye ihtiyacı olacağına dikkat çekilmiş. Yabancı ortaklı şirketlerin sermaye bulmakta diğerlerine oranla daha rahat oldukları belirtilmiş.

Moody’s ise konut kredileri (mortgage) tahvilleri üzerinden Türkiye’deki inşaat sektörünü değerlendirmiş. Ana akım medyaya da yansıdığı gibi, rapor konut fiyatlarında ani düşüşler olabileceğine vurgu yapıyor. Geçmişte ABD ve İspanya’da yaşananlara dikkat çekiyor.

Bugün medyada yer alan, Nisan ayında, konut şatlarının geçen yıla göre yüzde 10,9 düştüğü haberi, raporun inanılırlığını artırdı.

Söz konusu rapor dört ana riske değiniyor: 1) Türkiye’nin gelişen piyasalar içindeki yeri, 2) Bankaların gelecek 12 – 18 ayda karşı karşıya kalacakları zorlayıcı ortam, 3) Deprem riski ve 4) Yeniden finansman ihtiyacı.

Moody’s, 2010 – Haziran 2015 arası dönemde, konut fiyatlarının yüzde 84 (reel olarak yüzde 30) artmasına dikkat çekiyor. Türkiye konut sektörünün, dünyada fiyatları en hızlı yükselen ilk beş piyasa içinde olduğunu belirtiyor.

Yukarıda yazdıklarım ekonomide, özel sektörde sorunun sadece iki sektörde olduğu anlamı çıkmasın. 200’den fazla şirketin iflas ertelemesini bir kenara koyalım. Ama esnaf ve KOBİ’lerden aldığım haberler; piyasadaki daralmadan, satışların azalmasından, satış yapsalar bile çoğu zaman alacaklarını tahsil edemediklerinden şikâyetlerle dolu.

Yanı sıra yaz aylarında turizmi ve komşularımıza mal satan bazı ihracatçıları da yukarıdakilere eklemek gerekecek.

Bunlardan bahsetmemin nedeni, gelecek dönemde ekonomide olası sıkıntıların, daha önceki yıllarda olduğu gibi, döviz şoklarıyla beraber özel sektörde yaşanacak gelişmelerden kaynaklanacak olması. Bu tahminimin arkasında özel sektörün dış borçlanmasında yaşanan hızlı artış var. 2002 yılında 44 milyar dolar olan özel sektörün dış borcu Mart 2016 sonu itibariyle 310 milyar dolara yaklaştı. Hatırlatayım bu sadece dış borç. Bir de şirketlerin Türk Lirası olarak aldıkları bir trilyon lira civarında borç var.

Bir insan veya işletme borç alırken, bir banka da borç verirken öncelikle borcun nasıl geri ödeneceğini düşünür.

Biliyorsunuz bir borcun geri ödenmesinde en akılcı varsayım, borç alanın gelecekteki gelirinin geri ödemeye yeteceği yönündedir. Eğer gelir konusunda bir sıkıntı çıkması söz konusu olursa, borçlunun önceki birikimlerini teminat göstermesi istenir.
Ailelerin veya şirketlerin gelirlerin artması için ön koşul, ekonominin yeterli büyüme hızına ulaşmasıdır. Ekonomi büyüdükçe üretim, tüketim, satışlar, gelirler artacak alınan borçları geri ödemek kolaylaşacaktır.

Tahminimin arkasındaki diğer neden de Türkiye ekonomide son yıllarda istenen büyüme hızına ulaşamıyor olması.

Dolayısıyla borçluların bazıları sıkıntıya düşebiliyor. Bu topraklarda borçlular sıkıştığı zaman ilk önce kamuya olan vergi ve SGK gibi yükümlülüklerini erteliyorlar. (Nisan 2016 itibariyle, dâhilde alınan KDV’nin, sadece yüzde 32’si tahsil edilebilmiş)

Eğer bu yetmiyorsa ardından bankalara olan borçlarını ödemiyorlar en sonunda da çalışanlarına karşı olan yükümlülüklerini öteliyorlar.


Özetle, yeni hükümetin önünde, diğerlerinin yanı sıra, bir de özel sektörün borç sorunu var.  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme