10 Ağustos 2016

Ekonominin geleceği riskli ülkeler listesinden hızla çıkmamıza bağlı

Para ve sermaye piyasalarda sabit getirili enstrüman yatırımcılarının davranışları ile hisse senedi yatırımcılarının davranışları farklıdır.  (Sabit getirili enstrümanlar, vade sonunda getirisi belli olan tahvil ve bonolardır)
Hisse senedi yatırımcıları için saatlik ve/veya günlük işlemler ağırlıklı olabilir. Buna karşılık bono/tahvil yatırımcıları daha uzun vadeli bakış açısıyla hareket ederler. Bu bağlamda, yatırımcıların orta vadeli beklentilerini tahlil etmek için onların davranışları iyi bir yol gösterici olabilir.
Ancak böylesi tahlilleri yaparken unutulmaması gereken kesin bir kural vardır: Kim olursa olsun, her yatırımcı bilançosuna göre pozisyon alır. Diğer bir deyimle, pasifinin vadesi kadar uzağı görebilir. Vizyonu o kadardır. Ona göre davranır. İşine geliyorsa, örneğin satıcı ise ülkeyi/piyasayı över, eksiklikleri/sorunları geri plana atar.
Dolayısıyla, piyasa oyuncularının beklentilerini tahlil ederken birinin veya birkaçının görüşleri üzerinden hareket etmemekte büyük yarar vardır.
Böylesi bir girişi yapmamın nedeni; son aylarda yabancı bankaların tahvil satma eğilimi. Bankalar Türk tahvillerinden çıkarken, yerli yatırımcılar ile yabancı banka dışı finans kuruluşları alıcı durumundalar.
Yabancı bankaların bu davranışlarının bir nedeni, kendi ülkelerindeki bankacılık otoritelerinin riskli yatırımlara getirdikleri kurallar. Bilindiği gibi AB ve ABD düzenleyici denetleyici kurumları, son krizden sonra riskli yatırımlar konusunda oldukça katı kurallara yöneldiler.
Dolayısıyla, yabancıların 15 Temmuz darbe girişiminden sonraki iki haftada, 357 milyon dolarlık tahvil satması anlaşılabilir bir gelişmedir.
Satışın nedeninin siyasi belirsizlik, risk algılamasındaki değişim olduğunu söylemeye gerek yok sanırım.
Bu bakış açısı son günlerde yabancı bankaların raporlarına da yansımış. Daha önce yapısal reform eksiklikleri öne çıkarılan Türkiye artık, politik riskli ülkeler listesine dahil edildi. Suriye, Irak, Libya, Tunus, Güney Afrika, Nijerya ve Ukrayna ile aynı listede yer almaya başladık.
Değişimin en büyük nedeni malum. Darbe girişimini tahlil etmek, kimin desteklediğini, kimlerin darbeci olduğunu anlamak yabancı yatırımcıların işi değildir. Onlar olaylara bakarak, pragmatik kararlar verirler. Bir ülkenin parlamentosunun bombalanması üzerine fikir yürütmek, bizim için ne kadar zorsa, yabancılar için o kadar anlaşılmazdır. Dahası, aradan birkaç hafta geçmesine rağmen, yetkililerin insanları meydanlarda demokrasi nöbetine davet etmesi de risklerin azalmadığının bir göstergesi olarak algılanabilir. Dolayısıyla, son yaşananlardan sonra, yabancıların Türkiye’ye bakışlarının değişmesi bir yere kadar normaldir. Olay çok yeni olduğu için böylesi belirsizlikler bir süre daha yaşanabilir.
Yabancıların bakışını normale döndürmek için, iktidar ve muhalefetin Yenikapı Mitinginde sergiledikleri uzlaşmacı, demokratik tavır ve davranışların çoğaltılmasında büyük yarar var. Uzlaşmanın parti ayrımı yapılmadan genişletilmesi gerekiyor. Yanı sıra, OHAL’in olabildiğince hızlı bir şekilde sonlandırılması ve TBMM’nin karar alıcı rolüne geri dönmesi de öncelikli olmalı. İnsan hakları ihlalleri, yasal ve demokratik hakların kullanılmasındaki kısıtlamalar mutlaka önlenmelidir. Dahası, idamın geri getirilmesi gibi çağdaş hukuka ters söylemlerden vaz geçilmelidir.

Ama her şeyden önemlisi, başkanlık referandumu gibi konuların ülkenin politik gündeminden mutlaka ama mutlaka çıkarılması gerekir. Bunca kargaşanın üstüne bir de referandum tartışması eklenir, ülkenin birlik ve beraberliğini öne çıkarmak yerine ayrışan yanı öne çıkarılırsa, sadece yabancı değil yerli yatırımcıların kafası da karışabilir.

2 yorum:

  1. Hakan'cım noktasına virgülüne kadar doğru söylüyorsun.Ekonominin dizginlerini kim tutuyorsa bu satırları okuması gerekir.

    YanıtlayınSil
  2. Sevgili dostum emeğine sağlık. Ekonomiyidarbe girişimi öncesine geri götürmek için önerilerin son derece yerinde. Diğer yandan siyasal iktidarın önceliklerinin farklı olduğunu düşünüyorum. Öncelikle ayakta kalmak ve ajandalarını sürdürmek niyetindeler. İkinci olarak, hangi iktidar olursa olsun son 13 yıldır uygulanmakta olan neo liberal strateji, birikim modeli ve buna uygun ekonomi politikalarından vazgeçmedikçe ekonomi ciddi sorunlar yaşayacaktır. Bu nedenle radikal bir paradigma değişikliğine ihtiyaç var. Bu değişikik iktidar blokunun kapsam alanı içinde mi? Sanmıyorum. Varlık Affı, T. Varlık Fonu gibi bir çok yasa taslağı neo liberal ajandanın derinleştirilerek sürdürüleceğini gösteriyor. Sevgiler...

    YanıtlayınSil