30 Haziran 2016

Karar alıcılara güven kalmadı

Merkez Bankalarının uluslararası üst kuruluşu olan BIS (Bank for International Settlements – Uluslararası Ödemeler Sistemi) yıllık raporunu yayımladı. Önemli ve kapsamlı bir rapor. Çok teknik bilgi içerdiği için fazla detayına girmeyeceğim.
Amacım raporun risklerle ilgili bölümünü özetlemek.

2009 Küresel Krizi sonrasında dünya ekonomisinin toparlanamadığı artık genel kabul görmüş bir fikir. Hatta tanınmış bazı iktisatçılar, kapitalizmin krizden çıkamadığını ve kolay kolay çıkamayacağını yazmaya başladılar.

Daha sorunlara kesin ve kalıcı bir çözüm bulunamadan yenilerinin ortaya çıkması, zaten istikrar tedbiri yorgunu olan karar alıcıları ve toplumun dar gelirli geniş kesimlerini olumsuz etkiliyor. Acıtan kararları almak zorlaşıyor.

Dolayısıyla, küreselleştikçe küçülen dünyadaki olası riskler geleceğe yönelik öngörüler açısından büyük önem taşıyor.

Bu bağlamda, BIS ilk risk olarak, küresel likiditenin daralmasından ve bunun borçluluğun aşırı yüksek olduğu ekonomilere etkisinden bahsediyor. Bunun Türkçesi, çok konuşulan FED faiz kararı. Rapor, geçmişte verilen bol paranın piyasadan hızlı çekilmesinin borçlu kesimleri olumsuz etkileyeceğini belirterek, bir anlamda FED, ECB, BoE ve BoJ gibi büyük merkez bankalarını uyarıyor.

İkinci risk ise süreklilik kazanan düşük, hatta negatif faiz oranları. Merkez bankalarının beklediklerinden daha uzun süren bu ortamın ekonomilerde kaynak dağılımını olumsuz etkilediği anlaşılıyor. Özellikle bireysel emeklilik sistemleri ile sigortacılığın geliştiği ekonomilerde düşük faizlerin emeklilik sistemlerini büyük sıkıntılara soktuğu anlaşılıyor. Örneğin ABD’de yeni seçilecek Başkanı bekleyen en büyük sorun, kamu emeklilik sistemindeki yüzlerce milyar dolarlık açık. Açığın nedeni belli, emeklilerin birikimlerinin çoğunun ABD Hazine tahvillerine yatırılması. Faizler düşük olunca oradan gelen gelirlerin çok düşük kalması.

Ama ben asıl üçüncü risk üzerinde durmak istiyorum. BIS’e göre, yaptıkları hatalar ve zamanında karar alamamaları sonucu, dünyada karar alıcılara güven kalmadı. Diğer riskleri bunun kadar önemsemiyorum. Bana göre en çok üzerinde durulması gereken konu bu.

Eğer bir şirkette ve/veya devlette iyi yöneticiler görevdeyse korkmayın. Gidişatı zamanında görürler, sorunları önceden kestirirler ve çözüm seçenekleri üzerinde çalışır, en uygununu hayata geçirirler. Benim Türkiye’de yaşanan 1994, 1998 ve 2001 Krizlerindeki deneyimlerimden edindiğim tecrübelere göre, siyasi ve teknik karar alıcı kadrolar, krizlerin en az zararla aşılmasında hayati öneme sahipler.

Dünyaya açık bir ekonomide, hayatın dinamikleri nedeniyle, büyük veya küçük sıkıntıların olması kaçınılmaz. Önemli olan bunları zamanında fark edecek, anlayacak ve çözüm seçenekleri hazırlayabilecek niyette ve kabiliyette kadroların varlığı.

Ancak ne sanayileşmiş ne de gelişmekte olan ülkelerde, yaşanan sıkıntılara kalıcı çözümler bulacak ve siyasi sonucu acı bu çözümleri uygulayacak lider teknik ve siyasi kadrolar yok.

Yaşanan son Britanya ve Brexit örneğine bakın. Muhafazakâr Başbakanın popülist bir kararı sonucunda tüm Avrupa, belki de dünya bir belirsizlik ortamına girdi. Şimdi bazı çok uluslu şirketler Londra’dan taşınıyor, İskoçlar bağımsızlık istiyor, AB’nin geleceği tartışılıyor vs. Referandum kararı alınırken bunların bilinmemesi mümkün mü? Ama kısa vadeli seçim çıkarları baskın olunca, uzun vade kenara itildi. Sonuç ortada.


Son olarak uzun kamu hizmetinden edindiğim bir deneyimimi paylaşayım. Karar alıcılar belirlenirken, uzmanlık ve liyakate dikkat edilmeden, kurum dışından, “nasıl olursa olsun bizden olsun” esaslı yaklaşımlarla yapılan görevlendirmelerin acısının ilk ciddi çalkantıda çıkacağından kimsenin şüphesi olmasın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme