6 Şubat 2016

Kapitalizmin büyük çıkmazı

Başlığa bakıp, teorisyenlerin asırlardır uğraştıkları sorunu çözdüğümü sanmayın. 2009 Küresel Krizinden sonra gelinen noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum.

Japon Merkez Bankası politika faizini eskiye indirdi. Yani bankalara “Paranızı bana getirirseniz sizden faiz alırım. Gidin şirketlere, hanehalkına kredi dağıtın, siz faiz alın. Onlar da harcama yapsınlar, talep artsın, ekonomi canlansın” dedi.

Birde, reel, enflasyondan arındırılmış faizi, negatif olan ekonomiler var. Amerika ve Avrupa başta olmak üzere büyük merkez bankaları ekonomiye can suyu vermek adına, reel faizi eksiye çektiler.

İş öyle bir yere geldi ki, bir araştırmaya göre bugün dünyada 5 trilyon dolarlık tahvilin getirisi negatif. Yatırımcılar zarar ediyor.

Yanı sıra, bol kepçe dağıtılan ucuz krediler, ekonomiler yeteri kadar büyüyemediği için, geri ödenemiyor. New York Times’a göre, Çin’de 6 trilyon dolar, Avrupa’da bir trilyon dolar tahsili gecikmiş alacak var. Çin 12 trilyon dolarlık bir ekonomi olduğuna göre, milli gelirin yarısı kadar bir batık kredi miktarından bahsediliyor. Rakam kesinse, batıkları temizlemenin imkanı yok.

Kısacası, sorunlu menkul kıymetler ve kredileri bir araya getirdiğinizde kimse finansal sektördeki gerçekleri görmek istemiyor. Bazı web siteleri, trilyonlarca dolarlık aktifleri yöneten finansal işletmelerin batık olduğunu iddia ediyor.

Buraya gelinmesinin nedeni ne?


Her ülkenin derdi aynı. Talebi canlandırmak. Talep yaratmak.

Peki nasıl? İç dengeler mi yoksa dışarıdan gelecek katkılar mı etken olacak? Asırlardır tartışılan konu da bu.

Klasik iktisatçılar bu işi piyasa halleder, karışmayın dediler. Olmadı, 1929 Büyük Buhranı yaşandı.

O yıllarda yaşayan Keynes’e göre, devletin müdahalesi olmadan olmaz. Kamu vergi azaltmalı, şirketlere, insanlara bütçeden transfer yapmalı. Böylelikle onların harcanabilir gelirleri artar, harcamaları çoğalır, ekonomi büyür.

Sol iktisatçılar konuya biraz daha farklı bir açıdan baktılar. Onlara göre iç pazardaki kar ve rekabet baskısı, şirketleri dışarıya yönlendirdi. Zaman içinde dış pazarlarda yüksek karlar elde edebilen işletmeler, rakiplerini yok ettiler ve böylelikle tekelleştiler.  Sol, buna dayanarak emperyalizm tahlilleri yaptı. Dünya dengelerini anlamaya, sorunlarına çözüm önermeye çalıştı.

Son krize kadar borçla, harçla işi götürebilen ekonomilerde, artık çözümsüzlük ve moral bozukluğu rüzgarları esmeye başladı.

Görüldüğü gibi, küreselleşen dünyada sadece faiz düşürüp iç talebi canlandırarak, istenen büyümeyi yakalamak zorlaştı. Çünkü sonunda şirketlere ve insanlara önerilen şey yeni borç. Onlar zaten borç batağındalar.

Yeni borç istemiyorlar. Gelirlerinin artmasını istiyorlar. Diğer bir deyimle, kalıcı çözüm önce işsizlik azalmasından, sonra çalışanların gelirlerinin yükseltilmesinden geçiyor. Bunun için öncelikle bankaların finansal piyasalara akıttıkları kaynakları sanayiye ve üretime yönlendirmeleri için radikal önlemler almak gerekiyor.  

Sadece düşük faiz bu yönlendirme için yeterli değil. Dünyada yeni bir ortak vergi ve sıcak para kontrol sistemi olmadıkça bu zor. Dahası borsalara, türev ürünlere yeni finansal düzenlemeler getirmek lazım.

Sermayenin bir ülkeden diğerine kaçışını kolaylaştıran farklı vergi uygulamalarını kaldırmak, şimdilik sadece kitaplarda, makalelerde. 

Sıcak paranın akıllı kontrolü konusu IMF ve Dünya Bankası’nın bile gündemine girdi. Buna karşılık sorunlu ülkeler uygulama konusunda henüz çok atak değil.

Türev finansal araçlar için bazı denemeler yapılıyor. Katı kurallar, düzenlemeler getiriliyor. Ama uygulama için yıllar sonrasına gün veriliyor. Halbuki ekonomide sorunlar bugün yaşanıyor.  


Anlayacağınız, etkin küresel ortak önlemler alınmazsa, kapitalizm, finansal krizden tam olarak çıkamadan bir üretim krizine doğru gidiyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme