3 Mayıs 2014

Enflasyon Hedeflemesinde ısrar etmenin gereği var mı?

Türkiye 2006 yılından bu yana para politikasında Enflasyon Hedeflemesi(EH) uyguluyor. 1990’lı yıllarda Yeni Zelanda’da başlayan uygulama, 2001’den sonra hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ekonomilerde yayıldı. Daha önceki moda olan parasal programlamanın yerine geçti. Parasal programlamada yapılan M1, M2 gibi parasal büyüklüklerde, enflasyon tahminine göre yıllık hedefler koymaktan ibaretti. Ancak bunun çok başarılı olmadığı düşünüldü ve EH merkez bankalarınca kullanılmaya başlandı.

Aslında çok büyük bir değişim olduğunu söylemek zor. Enflasyonla mücadelede esas olan merkez bankalarının aldıkları kararlarla fiyatlandırma mekanizmalarını etkilemeleri. Fiyat kararı alanları aşağı veya yukarı yönde kararlarını değiştirmeye ikna edebilmeleri. Örnek vermek gerekirse: Merkez bankaları ithal mal satan firmanın kura bağlı değişimlerden, iç üretim yapanların da enerji maliyetlerinden olabildiğince az etkilenerek fiyatlama yapabilmelerini sağlamaya çalışırlar. Kararlar alınırken toplumu, geçmiş verilerin değil gelecekteki beklentilerin daha önemli olduğuna ikna etmeyi amaçlarlar.

TCMB başarılı mı?


TC Merkez Bankası önce örtülü başladığı EH politikasını 2006 yılından itibaren şeffaf bir şekilde uyguluyor. Yılsonu hedefini, hükümetle beraber belirliyor ve kamuoyuna ilan ediyor.

Aşağıdaki tablodan da görüleceği gibi, değil yılın başındakiler, son çeyrekte yapılan tahminler bile gerçekleşmelerden oldukça uzak. Sadece 2009 ve 2010 yılları dışında hedefin üstünde, o yıllarda da altında kalınmış. 2010 senesindeki sapmayı önemsemek lazım. O yıl için hedefin tutturulduğunu kabul etmek gerek. Ama diğer yıllardaki hedefler ile gerçekleşmeler arasındaki fark çok fazla.

O zaman TCMB’nin uyguladığı politikanın, koyduğu hedefin kredibilitesi tartışmalı. Karar alıcıların bu hedefe göre fiyat belirlemelerini beklemek biraz fazla iyimserlik olur. Zaten, sanırım Sayın Ekonomi Bakanı da enflasyonun önemli olmadığını ifade ederken bunu kastediyor.

O zaman yeni politika seçeneğini düşünmek için erken mi?

2008 Küresel Krizinden sonraki dönemde büyük merkez bankaları piyasaları likiditeye boğarken enflasyonu hiç dikkate almadılar. Ama şirketler ve hanehalkı da aşırı borçlu olduğu için bol para, beklentilerin aksine, enflasyona neden olmadı.

Buradan yola çıkarak son yıllarda büyümeyi öne çıkaran yaklaşımlar öne çıkmaya başladı. Bir örnek vermek gerekirse, ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü)nün çalışmalarında ücret artışlarının yönlendirdiği, iç tüketime dayalı büyüme modellerinin alternatifleri dikkat çekiyor. Bu modelin içinde para politikasına biçilen rol; kısa vadede büyümeye ve finansal istikrara destek olmak, orta vadede ise enflasyon hedeflemesine ısrarla devam etmek.

Bir anlamda para politikasının sadece enflasyonu değil finansal istikrar ve ekonomik büyümenin de, enflasyonist etki yaratmadan dikkate alınması öneriliyor.

Belki TCMB Kanununda enflasyon, finansal istikrar ve büyüme beraber yer alıyor denebilir. O zaman büyüme konusunu ekonomik bir öncelik konusunda tartışmayı düşünmekte bir zarar yok. Ama merkez bankalarının tek başına büyümeye çok fazla katkısı olamayacağı gerçeğini unutmadan. Bir de yeniden ve dikkatlice dizayn edilmiş maliye politikası seçeneklerinin önceliğini bilerek, kavrayarak.

Kaynak: Citibank ve kendi hesaplarımız.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme