27 Mayıs 2014

Avrupa’da refah devleti direnişi

Son Avrupa Parlamentosu seçimlerinde aşırı sağcılar ve milliyetçi, anti-AB partilerin oy patlaması yapmasını dikkatle değerlendirmek gerek. Gelinen aşama, demokraside olur böyle şeyler, zaten katılımda çok düşük diyerek geçiştirilemeyecek kadar önemli.

II. Dünya Savaşından sonra tamamen bir refah devleti temeliyle yapılanan kıta Avrupası devletlerinin düzenlerini sürdürebilmesi büyük ölçüde ihracata bağlıydı. Yüzyıllar boyunca dünyanın çeşitli bölgelerine yaptıkları yatırımlardan elde ettikleriyle, gelişme yolundaki ülkelere mal satarak içeride sosyal devlet olabildiler. Dar ve sabit gelirli kesimlere bol para aktarabildiler. Binlerce Avroluk asgari ücretler, sosyal transferler, işsizlik paraları dağıtarak bugünlere geldiler.

Ama artık deniz bitti.


2008 Küresel Krizinden sonra batan bankalar ve sorunlu şirketlerin yükleri devletlere yüklenmeye başlayınca bütçeler açık vermeye başladı. İşsizlik, özellikle gençler arasında arttı. Pasta küçülmeye başladı.

Pasta küçülünce, daha önce bolluk zamanında masada kaç kişi olduğu sayılmazken şimdi, ülke dışından gelenlerin masadaki yeri sorgulanmaya başladı. Artık “Bu Arap, bu Türk, bu Romen nereden çıktı? Çalışmadan oturan bu insanlara neden bizim vergilerimizden kaynak aktarılıyor?” gibi sorular soruluyor.

Önceden insan hakkı, dostluk, kardeşlik ve barış şarkıları söyleyenler, ekmeğimizi paylaşmalıyız diyenler azalmaya başladı. Birden bire milliyetçi şarkılar söylenir oldu. Küçük olsun benim olsuncu anlayışlar yayılıyor.

Yeni durum ortak karar almayı daha da zorlaştırır

Halbuki Avrupa’nın şu anda acilen ortak karar almasını gerektiren bir ortam var. Hem siyasi hem de ekonomik olarak Birliğin geleceği bazı egemenlik yetkilerinin Brüksel’e devredilmesine bağlı. Örneğin merkezi bankacılık otoritesi gibi yapıların ivedilikle çalışmaya başlaması lazım. ECB’den ucuz para vererek banka bilançoları düzeltilemiyor.

Ama Fransa’da sosyalistlerin, daha önce çok arzu ettikleri böylesi bir yapıyı şimdi ne kadar desteklemek isteyeceklerini görmek gerekecek. Çünkü hükümet aşırı sağcı Milliyetçi Cephe’nin seçim başarısını görmemezlikten gelemezler. Benzeri yorumu İngiltere, İtalya ve diğerleri için de yapabiliriz. O zaman AB’nin önünde zor bir süreç varmış gibi görünüyor.

Bizi nasıl etkiler?

Siyasi olarak limoni olan ilişkilerimiz, gerek bizdeki anlayışın değişmesi gerekse Almanya – Fransa merkezli yapının yeni üyelerin yükünü artık taşımak istemeyeceklerinin kesin olması nedeniyle daha gerileyebilir. Avrupa ve Batı eksenli politika tercihlerini önemseyenlerin külahı önüne koyup düşünmelerinin tam zamanı. Tanzimat’tan bu yana süregelen  batılılaşma mücadelesinde yeni bir evreye doğru gittiğimiz söylemek çok yanlış olmaz sanırım.

Ne yazık ki, şimdi dünürlük zamanı değil. Kız istemeye bir kere gittik birçok şart ileri sürdüler düğün ertelendi. Şimdi kız evinde de yeni durumlar ortaya çıktı. Gelişmeleri yakından izlemek lazım.

Ekonomik olarak kısa vadede büyük değişim beklemek yanlış olur. Avrupalı ticari eksenli düşündüğü için iktisadi ilişkilerimizde bir sorun olmaz. Aynen bugünkü gibi devam eder. Ama kendi iç sorunlarına hızlı çözüm bulamaz ve reformları daha da ötelerse o zaman büyümesi olumsuz etkilenir. Düşük Avrupa büyümesi bizim daha az ihracat yapmamız anlamına gelecektir.


Dolayısıyla Avrupa’nın yeni gelişen siyasi dengelerini daha yakından incelemenin büyük yararı olacağını düşünüyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme