15 Haziran 2017

Ronaldo, Messi ve bizdeki vergi sistemi

Futbolda, Real Madrid’li Ronaldo ile Barcelonalı Messi, iki büyük isimdir. Sadece İspanya’da değil dünyada da onları seyretmek için gece uyumayan milyonlarca insan var.

Aldıkları bunca ödüle rağmen, önce Messi’nin şimdi de Ronaldo’nun vergi kaçakçılığından yargılanıyor. Messi 4,1 milyon avro vergi kaçırdığı suçlamasıyla 21 ay hapis ve 2,1 milyon avro para cezası almıştı. Son olarak Madrid Savcılığı, Ronaldo’nun 14,7 milyon Avro vergi kaçırdığını iddia etti.  Mahkemenin dava açılması için gerekli delillerin bulunduğuna karar vermesi halinde Ronaldo, vergi kaçırma iddiasıyla sanık koltuğuna oturacak.

Siz hiç Türkiye’de böyle bir olayın yaşanabileceğini düşünüyor musunuz? Liglerde top koşturan yerli veya yabancı futbolcuların vergi konusunda sıkıntıları olsa mahkemeye verilebilir mi? Bırakın futbolcuyu hiç vergi kaçakçılığı nedeniyle mahkemelik olmuş tanınmış bir şahsiyet duydunuz mu?

Önce futbolcuların gelir vergisi vermediklerini, gelirlerinden yıllık yüzde 15 gibi cüzi bir stopaj kesildiğini belirteyim. Yani asgari ücrette alsa yıllık 1,5 milyon Avro ücrette alsa aynı oranda stopaj ödüyorlar.

Ayrıca, vergi konularının çok tanınan uzmanı bir dostumun belirttiği gibi, “Vergi olsa ne olur. Kaçakçılıktan yakalansa da yeniden yapılandırmaya sokulur. Sorun çözülür.”
Ben futbol yorumcusu değilim. Buradan gelmek istediğim konu şu. Dünyada vergiler çoğunlukla, gelir düzeyi vergi ödemeye uygun olanlardan, beyanname üzerinden toplanır. Bu vergilere doğrudan vergi denir.

Vergi vermeyenlere de kim olurlarsa olsunlar en ağır ceza verilir.

Bir de KDV, ÖTV, Damga Vergisi, Harçlar gibi harcamalardan, işlemlerden alınan dolaylı vergiler var. Bu vergilerin ötekilerden en önemli farkı, zengin fakir ayrımı yapmadan herkesten eşit oranda alınmasıdır. Diğer bir deyimle, Audi’sine benzin alanla, sıradan binek otomobiline benzin alanın aynı oranda KDV ve ÖTV öderler. (Tabi o Audi’nin sahibi aracını şirketine kaydetmemişse. Eğer otomobil şirket aracı ise aldığı benzini vergiden düşme şansına sahip.)

Dolayısıyla eğer bir ülkede vergi adaleti olacaksa geliri daha çok olandan daha çok vergi alınması şart.

Olaya ekonomik olarak bakınca konunun başka bir yönü ortaya çıkıyor. O da eğer dolaylı vergi ağırlıklı bir bütçe gelir sisteminiz varsa, gelirleriniz ile ekonomik büyüme arasındaki bağlantı, ötekine oranla daha fazla yükseliyor. Ekonomik aktivite, harcamalar ve işlemler azalında bütçe gelirleri de düşüyor.

Yanı sıra bizim vergi sistemimizde bir de “Gelir Vergisi Tevkifatı” diye bir olay var. Benim gibi maaş ve ücret geliri elde edenlerin vergisi kaynakta kesiliyor. Bize ödenen kesintilerden sonraki net maaş. Brüt maaşımızın ne kadar olduğunu çoğumuz bilmiyoruz bile.

Bu açıklamaları yapmamın nedeni aşağıdaki grafik.

Grafikte 2000-2016 yılları arasındaki dönemde merkezi bütçe gelirlerinin kalem olarak dağılımı görülüyor. (Dikkat sadece vergilerin değil toplam bütçe gelirlerinin)
Resim çok net. Beyanname ile alınan dolaysız vergiler, toplam vergilerin yüzde 20’si civarında. Görüldüğü gibi 2000 yılında yüzde 20’lerde iken 2016 ‘da yüzde 18’e düşmüş. Gerisi ya dolaylı vergi ya özelleştirme, bedelli askerlik, 2B satış gelirleri gibi vergi dışı gelirler ya da maaşlardan kaynakta yapılan kesintiler. Bütçe gelirlerinin yüzde 80’i beyannameyle ilgisi olmayan gelirlerden.

Şimdi gelelim önerime: Bir vergi devrimi yapsak. İşe gelirin tanımını değiştirerek başlasak. Sonra istisna ve muafiyetleri azaltarak kapsamını genişletsek. En sonunda belli bir gelirin üstünde gelir elde edenlerin hepsini beyanname doldurmaya yönlendirsek.

O zaman kayıtdışılık ne kadar azalır? Bizde vergi kaçıranların ne kadarı yakalanır? Gelir adaleti ne kadar sağlanır? Bütçe açığı ne kadar azalır? Borçlanma baskısı ne kadar düşer?

Diğer soruları da siz sorun.


Umarım işin uzmanları cevap verirler.

Kaynak: Maliye Bakanlığı Muhasebat Genel Müdürlüğü

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme