30 Nisan 2018

İmalat sanayiinde 4.0’ ı yakalamak çok zorlaşmış

Yazılarımı takip edenler, sanayileşme konusunu, makro düzeyde ele almak için dikkatli bir çaba içinde olduğumu bilirler.
Bugün sanayileşme konusunda Türkiye’nin en değerli uzmanlarından Sayın Oktay Küçükkiremitçi’nin, TÜİK verilerinde yararlanarak hazırladığı, geçen hafta “2023 Türkiye’si Sempozyumu”nda yaptığı, “2023’de 21. Yüzyıla Girebilmek İçin” başlıklı sunumunu özetlemeye çalışacağım.
Küçükkiremitçi, imalat sanayiinde teknoloji ve katma değer konusunda çok kapsamlı ve doyurucu bilgileri içeren şahane sunumunda, sektörleri OECD tanımlarını esas alarak sınıflandırmış.
Sonuç aşağıdaki tabloda görülüyor. 
1995-2015 arası dönemi kapsayan veriler, yatırımların çoğunun düşük ve orta-düşük teknoloji sektörlere yapıldığını gösteriyor. Yaratılan katma değere bakınca durum pek değişmezken, yatırımlar için aynı şeyi söylemek zor. O tarafta yüzde 31,4 olan orta-yüksek ve yüksek teknoloji içeren sektörlerin payı, 2015 yılında yüzde 27,4’e düşmüş.

Anlayacağınız, “yüksek katma değerli ürünlere yöneleceğiz” söylemi havada kalmış.Sadece popülist bir söylem olarak çok sık kullanılmış ama yatırımları yönlendirmek adına sonuç alınacak bir eylem içinde olunmamış. Bundan sonra ne kadar bulunulacağı da ayrı bir tartışma konusu. 
Şimdi de Küçükkiremitçi’nin 2002 ve 2012 yılları Girdi-Çıktı Tablolarından yararlanarak hazırladığı, imalat sektörlerine dışa bağımlılık verilerine bakalım. (Tablodaki veriler %).

Dikkatiniz çekmiştir. Tabloda üç sektör öne çıkarılmış: Ana kimyasallar, Ana metal ve Motorlu Kara taşıtları. Ortak özelikleri, ana metalin dışındakilerin yüksek ve orta yüksek teknoloji içermesi.
Görüldüğü gibi, imalat sektöründe dışa bağımlılık, 2002 yılına göre oldukça çok artmış.Gıda ve tütünde 2002 yılında %4,7 olan dışa bağımlılık, 2012 yılında %10,5 olmuş. Sevinilecekler değişim bilgisayar, elektronik, optik ve mobilya alanlarında yaşanmış. 
Verilerden benim çıkardığım sonuç şu: Dışa bağımlı bu yapı, hem kur ve enflasyon arasındaki ilişkiyi hem de reel sektörün dövizle borçlanmayı tercih etmesinin nedenini açıklıyor.İmalatçılar ürettikleri malı içeride satıyor olsalar bile ithal ettikleri girdiler için, (kur riskini sigortalayabilirlerse) TL’ye oranla daha ucuz olan, döviz kredisi kullanmaya yöneliyorlar.Yanı sıra kurdaki artışlar maliyetleri ve dolayısıyla fiyatları doğrudan etkiliyor.
Buradan yola çıkarak şu yorumu yapabiliriz. Girdi ve finansman olarak dışa bağımlı, çoğunlukla düşük ve orta-düşük teknoloji içeren teknoloji düzeyi olan bir imalat sanayimiz var. Eğer acil kapsamlı bir yapısal dönüşüm programı hayata geçirilmezse, bırakın “Sanayi 4.0” ı diğerlerini bile yakalayamamış olacağız.
Umarım karar alıcılar artık “un ve don(!)” atölyelerine teşvik vermekten vaz geçerler. Türkiye’nin 21. Yüzyılı da ıskalamaması, çağdaş üretim teknolojilerini yakalayabilmesi için sanayileşmeye özel önem verirler.

1 yorum:

  1. Kaleminize ve emeğinize sağlık Hakan bey...

    YanıtlaSil