3 Mart 2016

Bütçede faiz ödemeleri olmasaydı (!)

Son günlerde siyasi arenada faiz tartışması vardı.

İdeolojik kökenli olan değerlendirmelere girmek beni aşar. Ben paranın kapitalist ekonomik sistemin özü olduğuna inanırım. Faiz de onun saklamanın fiyatıdır. Olmazsa tasarruf olmaz. Kapitalizmi beğenmiyorum diyenler varsa, onlarla faizin ekonomideki yerini tartışmaktan zevk duyarım.

Bununla beraber yüksek faizin, özellikle yüksek reel faizin kapitalist ekonomik sistemin en büyük sorunu olduğu konusunda herkes hemfikir.  

Özellikle açık veren, borçlanan devletler için faiz, ekonomi kadar bütçenin de sorunu.
Bu bağlamda bütçeye biraz farklı bir pencereden bakmaya çalışacağım.
İlgilenenler bilir. Faiz dışı fazla (açık) (FDF) diye bir tanım var. Türkiye’nin gündemine 2001 Krizinden sonra uygulanan IMF programları ile girdi. Kısaca, FDF = Bütçe gelirleri – Faiz hariç harcamalar olarak gösterilebilir.

Bu gösterimin amacı, eğer bir bütçede faiz harcamaları = FDF ise, orada kamu borç stokunun (borcun anaparası) büyümediğini anlatmaktır. Buna karşılık eğer FDF, faiz harcamalarından küçükse devlet ek borçlanma yapar ve borç stoku büyür.

Şimdi gelin faiz ödemeleri olmasaydı bütçe nasıl olurdu bir bakalım.

Aşağıdaki Tabloda, 1999-2015 yılları arasında Hazine nakit açığı ve finansmanına ilişkin yıllık veriler yer alıyor. Son sütunda da 2003-2015 yılları arasındaki toplam veriler var. (Veriler, Hazine Müsteşarlığı’nın nakit açık ve finansmanı rakamları. Maliye Bakanlığı Muhasebat Genel Müdürlüğü’nün bütçe rakamlardan farklı) 

Tablonun mantığı basit. 

Eğer her yıl faiz ödemesi yapılmasaydı, bütçe açık değil (faiz dışı) fazla verecekti. Dahası özelleştirme yapılmak zorunda kalınmayacaktı. Dolayısıyla faiz ödemesi olmaması durumunda borçlanma ya da gerek kalmayacaktı.

Örnek vereyim. 2003-2015 yılları arasındaki12 yılda bütçeden 634,4 milyar lira nakit faiz ödemesi yapılmış. Bunca kaynak birilerine aktarılmış. Gelir dağılımı bozulmuş.
Aynı dönemde bütçede, az buz değil, 271 milyar lira FDF verilmiş. Diğer bir deyimle, faiz yükü olmasaymış bütçede hatırı sayılır bir fazla var. Bu fazla, borçlanmanın doğal sonucu olan faizleri ödemek için kullanılmış.

Ama FDF yetmemiş. Üstüne bir de 89 milyar lira özelleştirme geliri bu amaçla harcanmış. Yani 90 yıllık Cumhuriyet döneminde büyük mücadelelerle yapılan sanayi kuruluşları birilerine satılmış. Alınan para yeniden yatırıma değil, faiz ödemelerine kullanılmış.

Tüm çabalara rağmen bunca gelir faizleri ödemek yetmemiş, yine de 275 milyar lira kadar açık verilmiş. Hazine klasik görevini yerine getirmiş, borçlanmış. İlginç olan açığın hemen hemen hepsi iç borçlanma ile kapatılmış. Çok fazla yeni dış borç alınmamış.

Gelir dağılımını bozucu etkisi nedeniyle, faizlerin kime ödendiğini anlayabilmek için bir konuya açıklık getirmek gerek. Hazineye borç verenlerin parayı iç birikimlerden mi yoksa dış kaynaklardan mı fonluyorlar? Bizim örneğimizde iç borçlanma çok. O zaman içeriden borç alan Hazine’ye kimin borç veriyor? Bankalar. Onlar  borç verdikleri parayı nereden buluyorlar? Ne yazık ki TL mevduattan çok; diğer bankalardan, TC Merkez Bankası’ndan (TCMB) ve yurt dışından aldıkları borçlardan.

Kısacası TCMB ve dış borçlar olmasa içeriden bu kadar rahat iç borçlanma yapılması biraz zor. Yanlış anlaşılmasın bankalar borç veremezlerdi demedim. Verirlerdi ama  o zaman şirketlere ve hanehalkına daha az TL kredi vermek durumunda kalabilirlerdi.


Buradan çıkan sonuç basit: Bunca faizin, azımsanmayacak kısmı yabancılara ödeniyor. Biz de daha çok bütçe açığı olmasın  diye asgari ücretten nasıl vergi alınacağını tartışıyoruz.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme