30 Mart 2016

Merkez Bankaları ne yapsın? Altyapı bozuk.

Önce genel bir doğruyla başlayayım. Merkez bankacılığı, faiz kararı alırken,  yükseltme veya indirme nedeni hakkında en inandırıcı hikâyeyi yazabilme sanatıdır.

Bu bağlamda, daha önce bu yıl dört kez faiz yükselteceğini ilan eden FED, baktı ortalık karışıyor, yeni bir hikaye yazmaya başladı. Artık çok hızlı faiz arttırmayacağını belirtti. Piyasalarda bir bayram havası esiyor ki. Sanırsınız bütün dertlere, sorunlara çare bulundu.

Bana kalırsa, bu “indir-bindir” işleri bir süre daha devam edecek. O dedi ki, bu dedi ki derken, bir bakacağız piyasalarda oynaklık almış başını gidiyor. Oynaklıktan her zaman büyük yatırımcıların kazançlı çıkacağını unutmayın.

Faiz kararlarında sıkıntının asıl nedeni, büyük merkez bankalarının ekonomilerinde altyapının bozuk olması. Doğal olarak, aldıkları her kararın kısa ve uzun vadeli farklı etkileri oluyor. Kısa vadede çözüm bulunduğunu sandıkları sorunlar, uzun vadede başlarına dert açıyor.

Bir örnekle ne demek istediğimi açmaya çalışayım.

Daha önceki yazımda da bahsettim. Dünya emeklilik sistemi, yaşlanan nüfus ve diğer nedenlerle, büyük bir krize doğru gidiyor. Bunu iddia eden Citi Grubun küresel ekonomistleri.

Yaptıkları kapsamlı bir çalışmaya göre, OECD üyesi 20 ülkenin, kamu emeklilik fonlarının toplam açığı 78 trilyon dolara çıkmış. Uzmanlar bu ülkelerin kamu borçlarının toplamının 44 trilyon dolar olduğunu belirtiyorlar. Yani vergi toplayarak ödenmesi mümkün değil. Standart yollardan çözüm bulmak çok zor.

Yine raporda yer alan bilgilere göre; 2015 sonu itibariyle, Amerika’da S&P 500 endeksinde yer alan şirketlerin emeklilik fonlarının açığı 403 milyar dolar. Aman dikkat. Sadece bu piyasada kote edilmiş şirketlerden bahsediliyor. Öte yandan İngiltere’de FTSE 350 endeksine kayıtlı şirketlerin emeklilik fonlarının açığı ise 120 milyar dolar kadar. Yani sadece bu iki grubun açığı 520 milyar dolar. Daha Japon şirketleri ve diğerleri de bu toplama dâhil değil.

Bunun faizlerle olan ilişkisine gelince.

Aslında burada tam bir çelişki yaşanıyor.

Kural koyucular, emeklilik fonlarında biriken paraların büyük bir kısmı, sabit getirili kamu kâğıtlarına yatırılmasını istiyorlar. Riskli piyasalara yatırılmasına izin verilen kısım çok yüksek değil. Özellikle ülke dışındaki riskli piyasalara ne kadar yatırılacağı sıkı kurallara bağlanmış durumda.

2008 Küresel Krizinden sonraki dönemde, batan bankaları ve şirketleri kurtarmak için oluşan dev yük, devletlerin sırtına bindirildi. Yanı sıra, yükü hafifletmek için borçlanma faizleri, parasal genişleme politikalarıyla düşürüldü.

Ama ekonominin bir yanında iyileştirme yaratan bu gelişme, diğer yandan emeklilik fonlarının gelirlerini düşürdü, açıklarını artırdı.

Dahası, FED’in faiz kararı, daha önce bol ve ucuz fonlama sonucunda yükselen piyasalara yatırım yapan fonların getirilerini de olumsuz etkilemeye başladı. Örneğin, bugün dünyada yönetilen varlıkların toplamı 80 trilyon dolara yaklaştı. Bu paranın yükselen piyasalara giden kısmı çok büyüdü.

Ancak, Standart & Poor’s tarafından yapılan bir araştırmaya göre, geçen yıl yükselen piyasalarda hisse senedi yatırımı yapan varlık yöneticilerinin yüzde 91, tahvil yatırımı yapanların yüzde 95’i düşük performans gösterdiler. Beklenen getiriler elde edilemedi.

Zaten yüksek açık sorunuyla boğuşan emeklilik fonları bu piyasalardan da istediklerini alamadılar. Bu olumsuz gelişme, ister istemez FED’i etkiledi.
Kısacası FED bir yandan doların dünya rezerv parası olma özelliğini kaybetmemesi, diğer yandan Amerikan emeklilerinin açığının büyümemesi için uğraş veriyor.

Ama işi hiç kolay değil.


Bizimki de. Sıcak paraya bu kadar aç ve muhtaç oldukça, biz daha çok bocalama hikâyeleri dinler, piyasa oynaklıklarına şahit oluruz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme