12 Aralık 2014

Orta gelir tuzağını aşmak için

Ekonomi, özünde, kıt kaynakların yönetilmesidir. Üretim kaynakları tarihin hiç bir döneminde insanlara yetmemiştir. Bu nedenle göçler, savaşlar yaşanmıştır. Siyasal sistemler buna çare bulmak için denenmiştir. Kıt kaynakların yönetimi işi kapitalizmde piyasaya bırakılmış, sosyalizm denemelerinde devlet merkezi planla karar vermiştir.

Sovyetlerin dağılmasından sonra galip görünen piyasa, son küresel krizle çözümü çok zor bir sorunla karşı karşıya kaldı. Gelişmiş ülkeler bile büyüme sorununa çözüm bulmaya çalışıyorlar.

Yükselen piyasa ekonomisi denen bizim gibi ekonomiler ise sıçrama yapamıyorlar. İçine düştükleri orta gelir tuzağıyla, kişi başına düşen mili gelirleri 10 -15 bir dolar civarında takılıp kaldı. Bu sıkışmanın küreselleşme, serbest ticaret, üretim modellerinin değişmesi gibi dıştan gelen konular var.

Ama söz konusu tuzağın oluşmasında dış etkenler kadar içyapılardan gelen sorunlardan kaynaklandığı kesin. Yasal ve siyasi kurumsallaşmadaki eksikliklerin büyümenin önünde önemli engeller oluşturduklarını biliyoruz.

Ekonomide üç ana konu


Bana göre, Türkiye üç yapısal konuyu çözebilirse daha etkin verimli kıt kaynak dağılımı yapabilir. Dolayısıyla üst gelir seviyesine geçer ve dünyada ilk on ekonomi arasına girebilir; a) Sıcak paranın yönetilmesi, b) Kayıt dışılığın minimize edilmesi, c) Hükümetlerin günlük ekonomik işlere müdahale etmesinin önüne geçilmesi.
Konular kitaplara sığmayacak kadar geniş, kapsamlı ve derin. Özetleyerek ele alacağım.

Sıcak para, sermaye hareketlerinin aşırı serbestliği bu ülkenin 1989 yılından buyana başına beladır. 1994 ve 2001 ekonomik krizlerine dikkatli bakınca arkasında kamu açıkları kadar döviz dengelerinin bozulmasını görürsünüz. İçeride yeteri kadar tasarruf olmadığı düşüncesinden olaya bakınca dışarıdan döviz tasarrufu ithal edilmesi normal.

Kısmen doğru olan bu düşüncenin üzerinde dikkatle durulması gereken yanı gereğinden fazla gelen ve kısa vadeli olan dövizin ekonomide yarattığı kırılganlıklardır. Bu nedenle fazla dövizin ülkeye girişi akıllıca yönetilmelidir.

Kayıt dışılık, yazılarımı takip edenler için bilinen konudur. Uzun zamandır üzerinde duruyor ve elimden geldiğince ekonomide yarattığı tahribata dikkat çekiyorum. Uzmanlara göre ekonominin yüzde 30’undan fazlası kayıt dışında. Bunun vergilendirilmesi durumunda devletin kasasına gelecek kaynağı bir kenara bırakın, kural dışı faaliyetlerin ekonomik rekabet açısından ne demek olduğunu düşünün. Bilgiye ve rekabete dayanmayan piyasa yapılarının kıt kaynakların etkin yönetiminin ne kadar mümkün olduğuna karar verin.

Hükümetlerin ekonomiye günlük müdahalesinin sınırlanmasına gelince. Siyasetçinin vizyonu her zaman bir sonraki seçimle sınırlıdır. Örneğin, kamu yatırım kararlarını alırken, üretime en çok katkı sağlayacak olanı değil en fazla oy getirecek olanı öne koyar. İhale kararı alırken en uygun teklifi verene değil kendisine en yakın olana ihale verir. Böylelikle kaynak dağılımı yanlış yönlendirilmiş olur.

Öte yandan, böylesi ekonomilerde hükümet değişimleri de kolay olamaz. Günlük işlerin içinde kirlenen siyasetçi ve bürokrat, koltuğu bıraktığında başına gelebilecekleri bildiği için, iktidarda/koltukta olabildiğince uzun kalabilmek için demokrasiden uzaklaşır. Sonuç, zaten az olan kaynakların ekonomiye değil başka ülkelere akmasını doğurur.


Yazması kolay uygulaması oldukça zor olan bu konularda devrim yapmadan, ekonomide sınıf atlamak imkansız, dünyada ilk ona girmek laf-ı güzaftır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme