2 Şubat 2014

Üretmek için değil tüketmek için ithal ediyoruz

Tüketim insanoğlunun bir içgüdüsel davranışıdır. Varoluşundan beri tüm mücadelesi gıda, su gibi yaşamak için gerekli olan temel ihtiyaç maddelerini garanti almak içindir.

Ancak ekonomi geliştikçe, özellikle iletişim araçlarının gelişmesi ve küreselleşmenin geldiği aşama, tüketimi neredeyse tüm dünyada ortaklaştırdı. Paris ve New York’ta tüketilen bir mal kısa bir süre sonra İstanbul’da veya Moskova’da da aranır olmaya başladı.

 Yanı sıra gelinen evrede yeni ürün keşfinden çok, aynı ürün yılda bir model değiştirip insanlara yeni bir ürünmüş gibi satılır oldu. Halbuki yeni denen ürünle eskisi arasındaki fark önemsenmeyecek kadar küçük ve tüketicinin günlük temel ihtiyaçlarına doğrudan hitap etmiyor.


Uluslararası dev üretici şirketler, yeni modeli satmak için tüketicinin gelirlerini yükseltmek konusunda aynı özeni göstermediler.  Maliyet artışı, rekabet ve enflasyon söylemiyle çalışanlar tüketebilmek için borçlanmak zorunda kaldılar.

Yeteri kadar tasarrufu bulunan ekonomiler için borç verecek kaynak bulmak sorun olmadı. Finansal sistem bu konuda fazla zorlanmadı. Ama bizim gibi cari açığı olan, dışarıdan tasarruf ithal eden ülkeler için aynı şeyi söylemek zor.

Diğer bir deyimle, bizim gibi ekonomilerde, ithal ürün satın alabilmek için kredi kullanmak durumundaysanız, aslında borç aldığınız para da dışarıdan ithal. Yani, ithal otomobil almak için, bir anlamda, onu üreten ülkenin bankasından borçlanmış oluyorsunuz.

Gelin o zaman ithalattaki yapıya bir göz atalım.

Aşağıdaki tablo, 2001 ve 2013 yıllarında yapılan ithalatın miktarını ve yatırım, ara malı ve tüketim olarak dağılımını gösteriyor. İthalat son on iki yılda 41 milyar dolardan 252 milyar dolara çıkmış. Altı kat büyümüş. Buna karşılık ekonomi, yaklaşık 4 kat büyümüş.

İlginç olan gelişme, bu dönemde ekonominin ara malı ithalatının toplam ithalat içindeki payı değişmemiş. Yüzde 73’lerde kalmış.

Ancak, yatırım malı ile tüketim malı ithalatı arasında değişim var. İthalatın büyük bölümünün dışarıdan döviz borçlanarak yapıldığı hatırlanırsa. Yatırım malı için borçlanma doğru bir tercihtir denebilir. Ama öyle olmamış. Yarım malı ithalatının payı yüzde 17 civarından yüzde 14’e düşmüş.

Benim en çok üzerinde durduğum gelişme; Türkiye dışarıdan daha fazla tüketim malı ithal etmiş. 2001 yılında tüketim malı ithalatı toplam 4 milyar dolar ve toplamın sadece yüzde 9’u kadarmış. 2013 yılında bu rakamlar sırasıyla 30 milyar dolar ve yüzde 12,1 olmuş. Binek otomobilden, esası yiyecek ve giyecek olan tüketim malına kadar bir dizi mal dışarıdan ithal edilmiş.

Daha önemlisi, toplam tüketim malı ithalatı cari açığın yarısından fazla bir miktar.

Özetle dışarıdan dövizle borçlanıp binek aracı ithal ediyor ve refahımızın yükseldiğini sanıyoruz. Sonra bir gün döviz kuru patlayınca bunu kimin yaptığı konusunda akla hayale gelmedik fikirler üretiyoruz. Aslında fazla uzağa gitmeye gerek yok. Cebindeki telefonu her yıl, ithal arabasını üç yılda bir değiştiren ve bunu yaparken kredi kullananlara bakın yeter.



İTHALATIN YAPISINDAKİ DEĞİŞİM

2013
2001
Toplam (Milyar $)
251,7
41,4
YATIRIM (SERMAYE) MALLARI
36,8
6,9
HAMMADDE (ARA MALLAR)
183,8
30,3
TÜKETİM   MALLARI
30,4
3,8



Toplam İçindeki Pay (%)


YATIRIM (SERMAYE) MALLARI
14,6
16,8
HAMMADDE (ARA MALLAR)
73,0
73,2
TÜKETİM   MALLARI
12,1
9,2
Binek otomobilleri
3,6
1,4
Dayanıklı tüketim malları
2,0
1,5
Yarı dayanıklı tüketim malları
2,7
1,7
Dayanıksız tüketim malları
2,1
3,2
Esası yiyecek ve içecek olan işlenmemiş tüketim malları
0,3
0,3
Esası yiyecek ve içecek olan işlenmiş tüketim malları
0,6
0,6
Motor benzini ve diğer hafif yağlar
0,6
0,4
Sanayii ile ilgili olmayan taşıma araç ve gereçleri
0,1
0,1
DİĞERLERİ
0,3
0,8

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme