18 Ekim 2015

Yeni büyüme modeli derken

Ekonomiyi harekete geçiren, büyüten tüketim ve yatırım harcamalarıdır. Konuyu basit formülle açıklayalım: Para + Kredi = Toplam harcama (tüketim + yatırım).

Büyümek için devletin, şirketlerin ve hane halklarının tüketmesi ve yatırım yapması lazım. Ancak bu harcamalar devletin, şirketin ve ailenin kendi nakdiyle veya geliriyle yapılırsa başka, borç alınarak yapılırsa başka sonuçlar ortaya çıkar.

Harcamalarda çoğunlukla nakit kullanılması durumunda, ekonominin hızla büyümesi için reel gelirlerin de hızla artması gerekir. Reel gelir, enflasyondan arındırılmış gelirdir. Örneğin bir yılda enflasyon yüzde 10 artarken gelir yüzde 5 artıyorsa reel gelir azalıyor demektir. Diğer bir yaklaşımla, reel gelir; aynı parayla daha az mal ve hizmet satın alınabilmesini ifade eder. Ekonominin büyümesi için tam tersi, gelirlerin enflasyondan daha çok artması hedeflenir.

Ancak, özellikle 1990 yıllardan sonra, dünyada şirket hisselerinin artan oranda borsalara kote edilmesi, uluslararası rekabetin aşırı artması, teknoloji yoğun üretimin yaygınlaşması ve ucuz emeğin bollaşması sonucunda şirketler ücretleri gerektiğinden daha az artırdılar.


Sonuç tüketimin azalması oldu. İstedikleri kadar mal ve hizmet satamaz oldular. İşsizler ve minimum ücretli kesimler, temel ihtiyaçlar dışındaki ürünlere para ayıramaz oldu. Diğer ihtiyaçları için borçlanmaya başladılar.

Devletler vergi toplamada zorlandı. Büyümek için onlar da borçlanarak harcama yapmaya çalıştılar.

Devreye hemen finansal sektör sokuldu. “Sen mal ve hizmet satın al sana kredi, kredi kartı verelim” kampanyaları başladı. Gelişmiş ülkelerde konut ve otomobil için var olan sistem, merkez bankalarının desteğiyle önce ucuzlatıldı sonra yaygınlaştırıldı.

Ekonomi, öncesine oranla, daha hızlı büyüdü. İnsanlar evi, arabası ve cep telefonu olunca kendini daha zengin saydılar. Aslında hepsi bankaların malıydı. Zamanı gelince ya kredi borçları geri ödenecek ya da eve, arabaya el konulacaktı.

Sonunda borçların geri ödenme zamanı geldi. Merkez Bankaları daha ucuz fonlama yapıp bankaları beslemezse devletler, şirketler ve aileler ucuz/yeni borç almıyor, alamıyor. Bunun yerine, özellikle şirketler ve hane halkları kredi borçlarını azaltmaya çabalıyorlar.

Yani yukarıdaki formülün sol tarafı küçülüyor. Dolayısıyla sağ tarafı da. Daha az tüketim ve yatırım harcaması yapılıyor. Ekonomiler büyüyemiyor. Başta işsizlik olmak üzere sorunlar büyümeye başlıyor.

Bunun üzerine yeni bir büyüme modeli aramaları başlıyor.

Siyasetçilerin bir kısmı yeni modelden bir kısmı da yeni nesil yapısal reformlardan bahsederken aslında söylemek istedikleri aynı şey. Borçla büyüme dönemi bitti. Gelirleri artırmak gerek.

Ama nasıl? Kimse hangi gelirleri artırarak tüketim ve yatırım harcamalarını nasıl büyüteceğini tam olarak söylemiyor.

İşin kolayı bulunmuş. Yükler tekrar kamuya yüklenecek. Bol keseden vaatler ortalıkta uçuşuyor. Ama kamu açıklarının etkilerinden korkulduğu için, mali disiplin söylemi de dillerden düşmüyor. Bunun anlamı vergi artışı. O da sıkıntılı. Çünkü çok parası olanlar, vergi alınabilecek kesimler eğer aşırı vergi artışı olursa, her şeyini alıp başka ülkeye göç edebiliyor. Yani devletler istediği kadar vergi de koyamıyor.

Sıkıntı büyük. En azından uluslararası ortak servet vergisi gibi çözümler gerektiriyor. Yerel konuların bazıları şunlar: Sıcak para ile mücadele, kayıt dışılığın yok edilmesi, kamudan zengin olma modellerinin yok edilmesi, alacaklıyı koruyan hukuk modeli, üretimi esas alan eğitim reformu vb. Anlayacağınız yeni büyüme modeli o kadar kolay çözülecek bir konu değil.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme