24 Ekim 2015

Trans Pasifik Ticaret Anlaşması (TPTA) Çin ve Türkiye

Dünyanın öte yanında, Pasifik Okyanusuna kıyısı olan 12 ülke; ABD, Avustralya, Brunei, Kanada, Şili, Japonya, Malezya, Meksika, Yeni Zelanda, Peru, Singapur ve Vietnam’ın ilgili bakanları, 4 Ekim 2015 tarihi bir serbest ticaret anlaşması imzaladılar. Anlaşmaya taraf ülkelerin dünya ticaretindeki payı yaklaşık yüzde 40 civarında.

TPTA çok geniş başlıkları ve sayısız yeniliği içeriyor. Tekstil, tarım ürünleri gibi geleneksel alanların yanı sıra elektronik ticaret ve KİT’ler için özel bölümleri var. Kamu alımları, yolsuzluk, yatırım destekleri, finansal hizmetler bölümleri de dikkatle incelenmesi gereken içeriklerde. Anlaşma, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kurallarına ters içeriği olmamakla birlikte oldukça fazla yenilik ve kural bulunuyor.

Daha önemlisi, TPTA, bir anlamda, görüşmeleri devam eden Trans Atlantik anlaşmasının öncüsü. Başta Almanya ve Fransa’dakiler olmak üzere Avrupa’da bazı sektör temsilcilerinin Atlantik anlaşmasına itirazlar olsa da bir orta yol bulunacağı kesin.


AB ile sürmekte olan görüşmeler 2016 yılsonunda biterse dünya bambaşka bir dengeye oturacak. Dünya ticaretinin kabaca yüzde 30’unun AB tarafından yapıldığını hatırlayalım. Buna TPTA taraflarının payını ekleyin. Dünya ticaretinin yüzde 70-75’ini kapsar.

Sistemin dışında kalan, Çin, Rusya, Hindistan gibi “Şanghay Beşlisi” ülkelerinin durumu, bir anlamda, yalnızlaşma olacak. Ekonomileri ve siyasi güçleri olumsuz etkilenecek.


TPTA anlaşması, öncelikle Çin’i çok zorlayacak. Bölgedeki G. Kore, Endonezya ve Tayvan da anlaşmayı imzalayınca, bir anlamda, çevresi sarılacak. TPTA ve Atlantik anlaşması imzalandıktan sonra, eğer Çin şartları kabul etmezse, ürettiğinin çoğunu satacak pazar bulamaz hale gelecek.

Diğer bir deyimle, ya ABD ve AB’nin getireceği yeni şartları kabul etmek zorunda kalacak. Veya ihracata dayalı büyüme modeli sona erecek ve iç tüketime yönelecek. İç tüketim demek, bir süre sonra aynen bugün bizim yaşadığımız sorunların benzerlerini yaşaması demek. Borçla yaşayan 1,5 milyar insanı düşünsenize.

Olayın bir de Türkiye’yi ilgilendiren tarafı var. Konu bizim için daha can alıcı. Eğer bir an önce AB veya Amerika ile tam üyelik ve/veya serbest ticaret anlaşması imzalayamazsak, ihracatımız büyük darbe yiyecek. ABD ve AB, örneğin Peru veya Vietnam’dan alabileceği bir malı bizden almayacak. Zaten büyük sorunlar yaşadığımız dış ticarette rekabet çok daha zorlaşacak, şirketlerimizin yeni rekabet ortamına uyum sağlayamayacaklar.

Kanımca, gelecek hafta sonu yapılacak seçimlerden sonra kurulacak hükümetin en önemli ekonomik konusu dış denge olacak. Dış ticaret, cari açık, sıcak paranın akıllı yönetimi vb. Bu bağlamda TPTA ve Atlantik tarafında yürümekte olan müzakereler ülkemizin geleceğini yakından ilgilendiriyor.

Önemli bir karar vermemiz lazım. Eğer “bizi almazlar” türü bir yaklaşım içinde olunursa, inanın bana sonumuz “yandı gülüm keten helva”. İhracatta yönelik iş yapan şirketlerin büyük çoğunluğu, örneğin tekstil ve diğer bazı sektörlerdekiler yeni duruma uyum sağlamak için baştan aşağı değişmek, rekabete uyum sağlamak zorundalar. Değişim bir kaç yılı sürecek bir işlem. Teşvik, vergi, kredilendirme gibi birçok alanda değişimi gerektiriyor.

Bunlar ötelenirse, zaten en kırılgan listesinin başında olan Türkiye, daha da kırılganlaşacak. Açığı büyüyen bir dış ticaret ve cari açık dengesiyle ekonomik ve sosyal hayatını ancak gelecek krize kadar devam ettirebilecek.


Belki de “Yönümüz doğuya, Şanghay Beşlisi’ne doğru olmalı” deyip, başka bir dünyayı düşünmenin tam zamanı. Ne dersiniz?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme