23 Temmuz 2014

Bütçe bu siyaset anlayışını fazla taşımaz

Bugün yazım biraz uzun. İlk bölümde bir gözlemimi, ikinci bölümde buna bağlı bütçede yaşanan gelişmeleri ele alacağım.

Yardım hak olarak görülüyor

Benim gençliğimin çoğu Ankara/Yenimahalle’de geçti. 1970’li yıllarda kurduğumuz sonra kapanan YENDER’i (YENimahalle Dostları DERneği) yeniden kurduk. Çeşitli sosyal faaliyetler yapıyoruz. Bunlardan birisi de muhtaç ailelere kendi gücümüzce küçük yardımlar yapmak. Geçen hafta sonunda, ramazan için cüzi miktarda gıda yardımını dağıtmak üzere birkaç muhtarlığı ziyaret ettik.


Buraya kadar sıra dışı bir şey yok. Belki siz yadırgamayacaksınız ama benim dikkatimi çeken bir kaç olay oldu. Hazırlıkları yaparken yanımıza gelen bazı kişiler, kendilerine de gıda yapılması gerektiğini belirtip yardım paketi talep ettiler. Biz bu işi muhtarlar aracılığıyla yaptığımızı belirtince, ısrarcı oldular. Hatta bazıları bizi sorgulamaya ve daha ileri giderek kendilerince yargılamaya başladılar. Şaşırdım.

1980’den önce aynı bölgede gecekondu yapanlara yardıma giderdik. Bazen yanımızda çimento, briket vs. götürürdük. 35 yıl önce Anadolu’dan Ankara’ya yeni gelen bu insanların hayata bakışları ve yaşam mücadelesi anlayışları çok ama çok farklıydı. Hiç kimse gelen yardımın başkası yerine kendisine verilmesi gerektiğini iddia etmezdi.

Belki o zaman gelecek için umutları vardı. Kendilerinin iyi bir iş bulacağını, çocuklarının daha iyi eğitim olanağına kavuşacağına ve kurtulacaklarına inanıyorlardı. Ama yıllar, çoğu için bu hayallerinin gerçekleşmeyeceğini gösterdi. Yaşamlarını sürdürebilmek için yardımlara ve bedavacılığa alışmak zorunda kaldılar. Bu durumu iyi tahlil eden popülist siyasetçiler de yapıyı oya dönüştürmeyi becerdiler. Seçmende tüm mahallelerde yardım araçlarını görünce ister istemez bunu kanıksamaya ve hak olarak görmeye başladı.

Bütçede esneklik kalmamış, ağırlık sosyal transferlerde

Bu gözlemimin ne kadar doğru olduğunu ekonomik olarak onaylamak için bütçe verilerine biraz yakından baktım.

Çok fazla detaya girmeden, cari transferlerin içinden yurtdışına yapılan transferleri çıkardım. Geriye; görev zararları, Hazine yardımları, hane halkına ve kar amacı gütmeyen kuruluşlara yapılan transferler, tarımsal destekleme ödemeleri, sosyal amaçlı transferler ve belediyeler ile fonlara gelirlerden aktarılan paylar kaldı. Bunların 2006 – 2014 Haziran arasındaki dönemde faiz dışı harcamalar (FDH) ile sadece vergi gelirlerine oranlarını aşağıdaki grafiğe döktüm.

Sonuçlar dikkat çekici. Birincisi, FDH içinde sosyal amaçlı transferlerin yüzde 36’lardan başlayan yolculuğu, bu yılın ilk yarısında yüzde 44’e ulaşmış. Bu bağlamda FDH’ların neredeyse yarısının sosyal amaçlar için yapıldığını söylemek çok yanlış olmaz. Kalan bölümün personel, yatırım ve diğer harcamalar olduğunu düşünürseniz bütçede esneklik kalmadığı daha iyi anlaşılabilir.

Ama ben işin bu yanından çok, sosyal amaçlı transferlerin vergi gelirleriyle olan ilişkisini daha önemsiyorum. Çünkü sosyal devlet, eğer yeteri kadar vergi toplayabiliyorsa, olabildiğince çok sosyal harcama yapmalıdır. Burada popülizmin sınırını belirleyen en büyük etken, bu tür harcamaların vergi gelirleriyle finanse edilmesidir.

Diğer bir deyimle, özelleştirme, arazi satışı, bedelli askerlik gibi bir defalık vergi dışı gelirle bol keseden seçim harcaması yapmanın sonu borçlanmak olacaktır.
Grafikten de görüleceği gibi, sosyal amaçlı transferlerin vergi gelirlerine oranı 2006 yılında yüzde 36 düzeyinde iken, bu yılın ilk yarısında yüzde 49’a ulaşmış. Vergilerin yarısı bu harcamalara gitmeye başlamış.

Ama dikkat edin bu oran 2009 yılında yüzde 53 olmuş. Neden? Cevabı basit. Küresel kriz nedeniyle vergi gelirleri düşmüş. Ama sosyal transferleri azaltmak mümkün olamamış. Tam tersine, krizin etkilerini azaltmak için devlet daha fazla sosyal harcama yapmış. Bütçenin esnekliği kaybolmuş derken bunu kastediyorum.

Bundan sonrası

Bu alışkanlıktan vaz geçmek gelecek ekonomik krize kadar zor. Aynen Güney Doğu’daki elektrik tahsilat sorununda olduğu gibi, kamu kaynağını oy karşılığı almaya alışan seçmen bunda kolay kolay vaz geçmez. Siyasetçiler arasındaki popülizm yarışını ise ancak bir kriz durdurabilir.

Biliyorsunuz vergi gelirleri tüketime bağlı.  Ekonomik büyüme yüksek değilse gelirler düşük kalıyor. Ama popülizm alışkanlık yarattığı için sosyal amaçlı transferler azalmıyor.  Bu durumda ya borçlanma ya da bir defalık gelirler devreye giriyor. Ama elde satılacak memalik kalmayınca, “halka harç bitti yapı paydos” diyemeyeceğimize göre… Hele bir de yeni bir kriz gibi bir şey olursa iş daha da zorlaşır.

Amacım kriz tellağı yapmak değil. Elimden geldiğince uyarmak. Hayal bu ya; sorununun nasıl çözülebileceği konusunda sosyologlar, maliyeciler ve siyasetçiler hemen bir araya gelip çalışmaya başlayabilirler.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme