14 Haziran 2014

IŞİD’den benim çıkardığım ders

Ne diplomasi ne de Ortadoğu uzmanıyım. Uzun uzun petrol, aşiret, mezhep dengeleri üzerine yazmayı düşünmüyorum.

Ama her duyarlı yurtsever gibi ben de yaşananları elimden geldiğince yakından izlemeye çalışıyorum. Yerli ve yabancı medyadan detayları derleyip, bilmecenin parçalarını bir araya getirmeye çabalıyorum. Bloğun başlığının altındaki özlü sözde de belirttiğim gibi. Yarı cahilin kör cahilden beter olduğu gereceğini de unutmadan, aşağıdaki tahlili yapmak istedim.


Uzmanlar, bugün Irak’ta yaşananların kökeninde 2003 yılından, Saddam’dan sonra kurulan yeni Irak devletinin sakatlıkları olduğu konusunda hem fikir. Cumhurbaşkanlığı Kürtlere, başbakanlık Şiilere, meclis başkanlığı Sünnilere verilerek kurulan dengelerin yıkıldığını söylüyorlar.

Dağıtımda nüfus esas alındı desen değil. Güç desen hiç değil. Anlaşılan kim emperyalistlere daha çok yalakalık yapıyorsa o daha iyi makama getirilmiş. Ama sonuç olarak, aynen I. Dünya Savaşı’ndan sonra yaptıkları gibi bölgeye patlamaya hazır bomba bırakmışlar.

Orada iş yapanlardan dinlediğim kadarıyla, Irak’ta devlette yükselmek için iyi eğitim almak, uzman olmak gerekmiyor diyorlar. Devletin hiçbir kurumunda liyakat diye bir şey kalmamış. Özellikle Sünniler her alanda dışlanmışlar. Konuyla ilgilenenler, IŞİD’in Musul ve diğer illerde bu kadar çabuk başarı sağlamasının arkasında yoğun halk desteği olduğuna dikkat çekiyorlar. Desteğin nedeni de dışlanmışlıkmış.

Bu bize ders olsun

Biraz okuyup ve ilgilenirsek, tarih unutulmaz derslerle doludur. Yaşadıklarımız da, eğer biraz sağlıklı tahlil yapabilirsek, bize inanılmaz ders niteliğinde.

Öncelikle devletin laik temelde örgütlenmesinin ne kadar hayati olduğu ortaya çıkıyor. Libya, Mısır ve şimdi de Irak’ta dine, şeriata, mezheplere dayalı örgütlenmenin yıkıcılığı bir kez daha yaşanıyor. Bu anlayışla yapılan siyaset de ülkeleri aynı sonuca götürüyor. Demokrasiyi bir amaç değil dinci devlet kurmanın aracı gören gerici kafaların ilk yaptıkları şey kendilerinden olmayanların kellesini kesmek oluyor. Bunu hak görüyorlar, çünkü Allah adına yaptığına inanıyorlar.

İkincisi devleti etnik yapılara göre örgütlemenin sonucu da ayrılık oluyor. IŞİD Musul’a girerken Şii ağırlıklı Irak ordusu üniformasını çıkarıp kaçarken, Kürt peşmerge güçleri de Irak’ın toprak bütünlüğünü hiçe sayarak kendi sınırlarını koruma gayretine girdiler. Çünkü kendilerini Irak’ın bir parçası olarak görmüyorlar. Dolayısıyla amaçları ayrı bir devlet kurmak ve bunun için örgütlenmişler.

Bunlardan bize nasıl bir ders çıkarılabilir?

İlk ve tek ders şu: her söylemlerinde bu topraklarda yaşayanların farklılıklarını öne çıkaranlar, eğer kötü niyetli değillerse, acilen akıllarını başlarına almalı.

Sıradan bir evlilikte dahi her sabah kalkıp biz farklıyız dendiğini duydunuz mu? Evet kadın da, erkek te, onlardan olan çocuklar da farklıdır ayrı birer kişiliktir. Ama bir arada yaşamanın tek şartı, ortak konulan kurallar çerçevesinde, her bireyin farklı olduğunu kabul ederek beraber yaşamak olmalıdır.

Kısacası toplum olarak ortak amaç yaşamak, mutlu olmak ve üretilen refahtan olabildiğince fazla pay alabilmektir. Bu amaca ulaşmaya çalışırken insanların dini, mezhebi, etnik kimliği, cinsiyeti ona engel olmamalıdır. Eğitimine, disiplin anlayışına, çalışmasına, uzmanlığına, ülke sevgisine bakılarak iş bulabilmelidir. Siyasetçi yalakalığı yaparak, filanca görüşten, mezhepten, cemaatten olanlar devlette işe alınmasın, atılsın denerek istihdam politikası belirlenmemelidir.


Unutulmamalıdır ki bu tür yanlışlarda ısrar edilirse sonucu, bugünkü Mısır, Libya veya Irak’ta yaşananlar olacaktır. Veya Temelin idam sehpasında son arzusu sorulduğunda söylediği gibi; ülke kaosa girince “Ha bu bize ders olsun” deriz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme