19 Haziran 2014

Belediyeler bütçeyi patlatmışlar

Son zamanlarda kamu dengesi, kamu açığı denince ilgililerin çoğu sadece bütçe rakamlarına bakarak karar veriyor. Açığın ne kar az olduğu konusunda bir söylem almış başını gidiyor. Ne bütçenin mevsimsellik özelliğine bakılıp, ötelenen harcamalara dikkat çekiliyor ne de bir defalık gelirlerdeki hızlı değişime.

Hadi bunlar aylık değişimler önemli değil diyelim. Ya kamu dengelerinin diğer kalemlerine olan ilgisizliğe ne demeli? Siz KİT’lerin, mahalli idarelerin bütçeleri hakkında yorum yapmaya çalışan kaç köşe yazarı gördünüz? Beklemeyin. Bu konularda yazmaya çalışanlar, “gündemi takip etmedikleri için tıklanmıyorlar” (!?).

Ben kamudan kalan eski alışkanlıklarımı devam ettirdiğim için Muhasebat Genel Müdürlüğü’nün rakamlarını takip etmeye gayret gösteriyorum. Gecikme benden kaynaklanmıyor. Yılsonu rakamları yeni yayımlandı.

Dikkat belediyelerde merkezi bütçeden beter açık var


Aşağıdaki verilerden de görüldüğü gibi belediyelerin bütçe dengesi çok hızlı bozulmuş. Açık 2008 Krizindeki düzeyi geçmiş. 6 milyar lirayı aşmış. Bir önceki yıla göre artış oranı yüzde 225. Kriz yılındaki artıştan fazla.

Milli gelire oranlanarak elde edilen reel rakamlar da açığın hızlı artışını açıkça gösteriyor. Bozulma neredeyse 2008 Krizine ulaşmış. Milli gelirin yüzde 4’ü kadar. Dolayısıyla, belediyelerin açığı bütçe açığının üçte biri kadar. Halbuki bütçe harcamaları belediye harcamalarının neredeyse 7 katı. Bütçede geçen yıl 408 milyar lira harcama yapılmasına karşılık 18,5 milyar lira açık verilmiş. Belediyelerde ise 60 milyara liralık harcama 6 milyar lira açık verilerek yapılmış. Dikkatinizi çekmek istediğim nokta da burası zaten.

Detaylar taşeronlaşmayı işaret ediyor

Dengenin bu kadar hızlı bozulmasının nedeni gelirlerdeki yavaşlamadan çok harcamalardaki hızlı artış. Onun nedeni de belli. 30 Mart seçimleri. Bol popülizm, yüksek harcama ve bir sonraki döneme bırakılan borç.

Ama biz önce gelirlere kısaca bakalım. Toplam içinde en büyük kalem faizler, paylar ve cezalar. Toplamın yüzde 59’unu oluşturuyorlar. Ardından yüzde 15’le vergi gelirleri geliyor. Ancak onların payında bir azalma göze çarpıyor. Üçüncü en yüksek kalem ise teşebbüs ve mülkiyet gelirleri.

Harcama tarafında en yüksek pay yüzde 38 ile mal ve hizmet alımlarında. Ardından yüzde 34 ile yatırımlar geliyor. Burada ilginç olan bir gelişmeye dikkatinizi çekmek isterim. Personel harcamalarının toplamdaki payının yıllar itibariyle azaldığı görülüyor. Buna karşılık mal ve hizmet alımları artmış. Bana göre, bunun adı “Taşeronlaşma”. Belediyeler böylelikle daha ucuz ama daha çok insan çalıştırıyorlar. Vergi ve sosyal güvenlik yüklerini de azaltıyorlar.

Suça hepimiz ortağız

Aslında çoğu belediye bu yolla tam bir popülizm yapıyor. Çalışmayan, fiilen belli bir işi olmayan insanlara para ödeniyor. Ama Başkanlara kızmamak lazım. Çünkü üzerlerindeki baskıyı ve bu yarışa girmeyen siyasetçilerin başına gelenleri gözlemlemiş birisiyim. İşleri hiç kolay değil.

Kısacası siyasetçiyi yanlış yola iten seçmenler, bizleriz. Onlar sadece bu sayede kamu rantını bizle paylaşıyorlar. Bu arada, bazıları işin sorumluluğunu üstlendiklerini ileri sürüp, belki bizden biraz daha fazla zenginleşiyorlar.


Ama unutmayın, kul hakkı yemenin büyüğü küçüğü olmaz. Ve sonunda biriken kamu borcunun yükünü her zaman dar ve sabit gelirliler çeker.


1 yorum:

  1. Dogru noktalara parmak basmissiniz. Verilerin bu kadar gecikmeli yayinlanmasi rastlanti olmasa gerek.
    Selim Cakir

    YanıtlayınSil