10 Mart 2014

Sayıştay halka “kör kuruşun hesabını” vermeli

Sayın Bülent Arınç’a ait bir sözdür: “Allah verdikçe veriyor” Geceleri uyuyamaz olduk. Oturup bu gece yeni ses bandı çıkacak mı diye bekliyoruz. Sesleri kaydedenler gibi yayınlayanlar da uzmana benziyor. Önceleri her gün bir tane “tape” yayınlanırken artık seri haline getirdiler. Der Spiegel’in son sayısında belirtildiği gibi, dizi izler gibi kaset izlemeye başladık.

Hepsi bir birinden önemli. Eğer konuşulanlar doğru ise bir felaket, değilse ayrı. Bugün itibariyle devlet kurumlarına olan güven kaybı en üst düzeyde: Olay ordu ile başladı. Yargı, istihbarat, emniyet, diğer bürokrasi, sonunda Sayıştay ile devam ediyor. Özel sektör ve medyadaki yıkımlar yazı konusu olamayacak kadar derin.

Denetimden neden kaçılır?


Uzun yıllar görev yaptığım bürokraside denetimden sıkıldığım dönemler olmadı desem yalan olur. “Tetikçi” gibi görev yapan denetim elemanlarına her zaman tepki gösterdim. İşini dürüst ve tarafsızca yapanlara da saygı.

Bu bağlamda denetim birimlerinin siyasi etkiden uzak olmasını, şeffaf olmasını ve hesap vermesini daima destekledim. 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Harcama Kanununun hazırlıklarında, çorbaya tuz katmaya çalışırken, denetim ve hesap verme yanına önem vermeye gayret gösterdim.

Kamuda esas olanın “kör kuruşun hesabını vermek” olduğuna inanırım. Gerek atamız gerek mesleki büyüklerimiz bize böyle öğretti. Kendi makam arabasıyla eşini başka bir devlet dairesine göndermeyen eski Hazine Müsteşarı Yener Dinçmen’i hiç unutamam. Aracın şahsına değil makamına tahsis edildiğini, başka bir amaçla yakılacak her damla benzinin haram olduğuna inanırdı. Hesabını veremeyeceğini düşünürdü.

Deneyimlerim bana, denetimden kaçanların büyük çoğunluğunun gizlemek zorunda oldukları bir şey olduğunu gösterdi.

Son ses bandında da bu görüşüm doğrulanıyor. Konuşanlardan birisi tam bir panik halinde TBMM’de mahvolmaktan bahsediyor. Eskiye dönelim diyor. Yani bakana bağlı, tetikçi denetim birimleri istiyor.

Sayıştay’a düşen görev

Yayınlanan ve kamuoyuna mal olan ses bandından sonra şimdi, TBMM adına denetim yapan Sayıştay’ın önünde büyük bir görev var. Elindeki tüm denetim raporlarını hemen, acilen kamuoyunun bilgisine sunması gerekiyor.

Ses bandında adı geçen kişilerin kim olduğu, görevlerinin ne olduğu, bandın yasal veya montaj olup olmadığı hiç önemli değil. Çünkü toplumun önemli bir bölümünde Sayıştay Raporlarının önce Yüce Meclis’in dolayısıyla halkın bilgisinden gizlendiği gibi kuvvetli bir kanı oluştu. Yüz yılı aşkın bir sürede elde edilen iyi kötü bir güvenilirlik vardı. Ama o da şimdi ayaklar altına alınmak üzere.

Eğer bu algı kısa zamanda düzeltilemezse bundan sonra yayınlanacak her rapora şüpheyle yaklaşılacak. İçeriği ne kadar doğru olursa olsun bir eksiği olduğu düşünülecek. 

Demokrasi şeffaflık ve hesap verme kurumlarının olgunlaştığı bir idare biçimidir. Devlette görev yapanların tek bir amacı olmalıdır: Kamu gücüyle toplanan paraların her kuruşunun nereye ve nasıl harcandığının hesabını vermek. Ben “Allah’tan başkasına hesap vermem” diyen zibidileri, en azından kamu vicdanında mahkûm edemeyen toplumlarda demokrasi inşa etmek mümkün değildir.

Dolayısıyla devletin harcamalarını tek tek denetleyen Sayıştay’ın şeffaflık adına atacağı önemli adımlar var. Ama bu yetmez. Konulardan az çok anlayan bizlerin de o raporları okuyup, bir anlamda tercüme edip, basitleştirip her ortamda halka anlatmamız lazım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme