19 Mart 2014

Devletin parası nereye yatıyor?

90’lı yıllarda, Vakıfbank hariç, kamu bankalarının bilançolarında görev zararı gibi büyük bir yük vardı. Esnafa verilen ucuz krediler için Halk Bankası’nın, çiftçiye verilen destek ve destekleme alımları için Ziraat Bankası’nın kaynaklarının kullanılması sonucu oluşan zararlar bilançoları bozuyordu.

Kamu bankaları, dağıttıkları kredi ve Hazine’ye kullandırdıkları kaynakları geri alamayınca sorunlar yaşamaya başladılar. Vadesi gelen mevduatları sahiplerine ödemekte zorlandılar.

Bunun üzerine, bankacıların önerisiyle Hazine’de bir yöntem geliştirildi. Kamu kurum ve kuruluşları paralarını sadece kamu bankalarında tutmaları zorunlu hale getirildi. Böylelikle, aşağıdaki tabloda ve ekinde belirtilen devlet kuruluşları TC Merkez Bankası, TC Ziraat, Halk ve Vakıfbank’ta para tutmaya başladılar.


Hatta önce sermaye yapısı ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamında olmaması nedeniyle Vakıfbank bu listeye alınmadı. Kavga çıktı. İlgili bakanlar ve bürokratlar arasındaki tartışmalar hala hafızamda canlılığını koruyor.

2001 Krizinde Emlak Bankası kapatıldı. Ziraat ve Halk’ın görev zararları ödendi. Sermaye enjekte edildi. Kamu bankaları kendi ayakları üzerinde durabilir hale getirildi. Akiflerine konulan kamu kâğıtlarının faizleri saptanırken oldukça bonkör davranıldı. Bu kâğıtların vadesi gelince Hazine’den milyarlarca lira kaynak bankalara ödendi.

O günlerde kamu haznedarlığı uygulamasının uzatılmasını konuşurken en çok sorulan soru, “Ne zamana kadar?” Bu konuda uzmanlar ikiye bölünmüştü, bir bölümü kamu bankaları olduğu sürece devletin parasının burada tutulmasının doğru olacağını iddia ediyordu.

Kamunun banka sahibi olmasına karşı olan grup ise, devletin parasının, ona en fazla faiz verene verilmesi gerektiğini söylüyorlardı. Daha iyi nemalandırılan paralardan elde edilecek gelirin kamu çıkarları için harcanmasının yararına atıf yapıyorlardı.

Uygulama devam ediyor.

Anlaşılan devlette hala daha ilk görüşü savunanlar etkin.

Tablodan görüleceği gibi, devletin 78 milyar liradan fazla nakit parası var. Paranın büyük bölümü mahalli idarelere ve KİT’lere ait. Bu paraların 11 milyar liralık bölümü TC Merkez Bankası hesaplarında tutuluyor. Kalan para kamu bankalarına yatırılmış. BDDK rakamlarına bakılınca, bu bankalardaki toplam mevduatın yüzde 22’sinin kamuya ait olduğu anlaşılıyor. Sıradan bir büyüklük değil.

Yanı sıra büyük çoğunluğu İşsizlik Fonu’na ait olan 79,5 milyar liralık menkul kıymet (Devlet iç borçlanma senedi - DİBS)  var. Mevzuat gereği Fon biriktirdiği parayı başka kaynağa yatıramıyor. Ya kamu bankalarında mevduat olarak tutuyor veya Hazine ihalelerinden rekabetçi olmayan teklifle (ROT) DİBS alıyor. Toplam iç borç stoku rakamlarıyla beraber değerlendirilince, toplam iç borcun yüzde 19’unun kamunun hesaplarında bulunduğu anlaşılıyor.

“Ne biçim iş? Borç alan Hazine kamu, veren İşsizlik Fonu kamu” demeyin. Fonun gelirlerini işçi, işveren ve devletten kesilen primler oluşturuyor. Para prim ödeyip, işsiz kalanlar ödeniyor. Güvenli alanlarda en iyi şekilde nemalandırılması doğru bir yöntem.


Ama artık bankacılık sistemimiz sağlıklı bir yapıya kavuştuğuna göre, kamu bankalarının bu ayrıcalığının devamı konusu artık ciddi bir şekilde tartışılmalıdır.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme