2 Mart 2014

Anadilde eğitim ve dünya iş dili İngilizce

The Economist dergisinin 15 Şubat sayısında, dünya devleri şirketlerin şirket içinde kullandıkları dili İngilizce olarak seçmeye başladıkları hakkında güzel bir yazı vardı.
Verilen örnekler arasında Çinli bilgisayar devi Lenovo, Alman Lufthansa havayolları, Japon otomotiv üreticisi Honda gibi şirketler sayılıyordu.

Benzeri gelişmeler Türkiye’de de yaşanıyor. Zorunlu olmamakla beraber artık bir çok şirket iç yazışmalarında İngilizceyi kullanıyor. Sadece resmi yazışmalarda Türkçe zorunlu.

Yazının en ilginç bölümlerinden birisi, Çin’de yaklaşık 300 milyon insanın İngilizce öğrenmek için büyük çaba sarf ettiğinin belirtildiği bölümdü. Çin dünya devi olma yolunda hızla ilerlemeye çalışıyor. Başkan Mao’dan sonra komünizmden hızla uzaklaşıyor. Ucuz işgücüne dayalı rekabetle başta Amerikalılar olmak üzere uluslararası dev şirketlerin üretim merkezi olmak için yoğun çaba sarf ediyor.


Özetle, ne kadar hoşlarına gittiğini bilmesem de sanki küreselleşmeden memnunlarmış gibi bir izlenim ediniyorum. Aksi halde bu kadar büyük bir nüfus oturup İngilizce öğrenmek için neden mücadele etsin? Çok zengin olmayan Çin devleti bu yolda kaynak harcanmasına neden razı olsun?

Pazara ulaşımda dilin önemi

Feodal beyliklerin hüküm sürdüğü, üretimin toprağa dayalı olduğu orta çağda dil sadece basit bir iletişim aracıydı. Kapitalizm ile pazar büyümeye başlayınca farklı diller üretime ve paylaşıma engel yaratmaya başladılar. Fabrikada çalışırken, ürünü satıcıya teslim ederken, markette satarken ortak bir dil kullanılmazsa iletişim kurulamaz.

Bu bağlamda sanayi devrimi sonrasında ekonomik sınırlar çizilirken çoğunlukla kullanılan dillin hakim olduğu topraklar bir araya getirtilmeye çalışıldı. Ortak tarihsel kültür kadar ortak dili kullanan insanla bir araya geldiler uluslaşma mücadelesi verdiler.

Ama sadece dil yeterli olmadı. Arapça ve İngilizce gibi çok yaygın kullanılan dilleri kullananlar bir araya gelip uluslaşamadılar. Bunun arkasındaki temel neden aynı pazarda ekonomik faaliyet göstermiyor olmalarıydı. İngiltere, Amerika, Kanada, Avustralya hepsi ayrı bir pazardı. Farklı sınırlar çizdiler ve ayrı bayraklar altında toplanıp uluslaştılar.

Yani dil bir arada yaşama, refahtan pay almada çok ama çok önemli bir araç. Ama yeterli değil. Daha önemlisi aynı pazarda üretmek ve paylaşmak.

Yabancı dilde eğitim

Çocuklarını özel okulda okutan bir babayım. Ben İngilizceyi devlete girdikten sonra öğrenmeye başladım. Çok sıkıntılar çektim. Her baba gibi, çocuklarımın hayata biraz daha rahat başlamasını sağlamaya çalıştım. İş hayatında yabancı dilin, özellikle İngilizcenin önemini defalarca yaşayan birisiyim.

Bu deneyimlerden ve dünya örneklerinden yola çıkarak bu topraklarda Türkçe dışında eğitimin amacının basit bir demokrasi meselesi olduğunu düşünmüyorum. Eğer amaç refahtan daha fazla pay almaksa o zaman pazarda en çok kullanılan dili öğrenmek lazım.

300 milyon Çinlinin iş bulabilmek, biraz daha rahat yaşayabilmek için bir zamanlar emperyalist bir dil olarak kabul ettikleri İngilizceyi öğrenmeye başladıkları bir dönemde bizim Türkçe eğitim konusunu tartışma konusu yapmamız, eğer kötü niyet değilse, abesle iştigaldir.


Ama bu insanların istedikleri bir dili öğrenmelerine, o dilde türkü söylemelerine, roman yazmalarına ya da şiir okumalarına engel olunabileceği anlamına gelmez. Toplumlardaki farklı kültürler, tarihsel birikimler onların zenginliğidir. Mutlaka yaşatılması gerekir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme