1 Aralık 2015

Mali disiplinin geleceği ne durumda?

Ekonomi konusu açıldı mı, elde kalan tek olumlu hikâye olduğu için, varsa yoksa mali disiplinden bahsediliyor.

Hele hayatında bütçe gerekçesi ve/veya kanunu görmemiş olanların, sadece açık rakamlarına bakarak yaptıkları yorumlara, yazdıkları yazılara bayılıyorum. Ne bütçe dışında biriken koşullu yükümlülüklerden ne de bütçenin yapısal sorunlarından söz ediyorlar. Sadece açık rakamına odaklanıyorlar.

Tamam, bir yanıyla doğru yapıyorlar. Harcama tarafında faizler düşüyor. Hükümet diğer alanlarda harcama yapabiliyor. Gelirlerde ise; vergi gelirlerinin çoğu KDV, ÖTV’den geldiği için, ekonomi büyüdükçe, şirketler ve insanlar harcama yaptıkça, ithalat artıkça, dolar yükseldikçe gelirler de artıyor. Özelleştirme ve diğer bir defalık gelirleri de eklerseniz gelir performansı kötü görünmüyor.

Sonuç olarak açık çok büyük değil. Hatta diğer ülkelerle karşılaştırınca, pozitif düşünmeyi bile hak edecek duruma gelebiliyor.

Ancak, bu durum, yıllık yüzde 5’ler civarında büyüyen ekonominin hikâyesi. KDV, ÖTV, ithalat çok olunca gelirler düşmüyor. Olayda aynı zamanda dışarıdaki bol paranın da etkisi var. Faizler düşük.


Artık dünyada şartlar değişiyor. 2016 yılından sonra faizlerin yönü, ister yavaş ister hızlı, yukarı doğru olacak. Aşırı borçlu oldukları için gelişmekte olan ülkeler eskisi kadar hızlı büyüyemeyecekler.

Peki biz bu yeni normale hazırlıklı mıyız?

Bütçemizin ne kadar hazırlıklı olduğunu anlamak için bir tablo ve onu özetleyen bir grafik hazırladım.

Tablo 2000-2014 yılları arasındaki dönemde gelir ve harcamaların milli gelire oranını gösteriyor. Yani rakamlar reel. Dolayısıyla karşılaştırması kolay.

Tabloda 2001 ve 2008 Krizlerinin etkisi çok net görülüyor. Harcamalar artmış, gelirler düşmüş, açık büyümüş.

2001 Reformlarının olumlu etkisi 2007 – 2008 ‘e kadar sürmüş. Ardından Küresel Kriz patlamış dengeler bozulmuş. Yapısal önlemler alınmadığı için sorunlar eskisinden daha kötüleşmiş.

Meramımı açıklamaya çalışayım.

Faiz hariç harcamalara (FHH) bakın. 2009 öncesinde, milli gelirin yüzde 17 -18’i civarında. Sonrasında yüzde 22-23 patikasına çıkmış. Aynı yorumu vergi gelirleri içinde yapabilirsiniz.

Arada bir fark var. FHH harcamaların çoğu personele ve cari transferlere gitmiş. Cari transferlerin içinde de hane halklarına yardımlar ağırlıkta. Diğer bir deyimle popülist kalemlerde artış var. Bunlar istendiği zaman, gelirler azaldığında kısılabilecek, esnek harcamalar değil.

Buna karşılık vergiler KDV, ÖTV, özelleştirme gibi ekonomik konjonktüre doğrudan bağımlı kalemler. Ekonomik büyümeye bağımlılar yani oldukça esnekler.

Bütçenin iki ana kalemi olan FHH ile vergi gelirleri arasında, yapısal sorun olup olmadığını gösteren en iyi gösteren veri, ikisi arasındaki farktır. Bu rakam bize FHH ne kadarının vergi gelirleri ile yapıldığını gösterir. Eğer vergi gelirleri düşerse esnek olmayan FHH harcamaları hemen azaltılamaz. Bütçe açık vermeye başlar.

Grafikten görüldüğü gibi 2009 öncesinde aradaki fark (+/-)yüzde 1aralığında iken, sonrasında (-) yüzde 2 - 4,5 arasına çıkıyor. Grafik bütçede ne kadar büyük bir yapısal bozulmanın olduğunu çok net gösteriyor.

Dolayısıyla, eğer ekonomik büyümede yavaşlama sürerse gelirler düşmeye devam edecek. AB'den göçmenler için alınacak para neye yetecek? Buna karşılık, seçim döneminde verilen asgari ücret, emekli maaşlarına zam gibi popülist sözler de yerine getirilecek ve esnek olmayan FHH artacak. Açık büyüyecek. Acilen ek kaynak bulmak, açık vermemek için önlemler almak lazım.

Açık fazla olmaz demeyin. Unutmayın ki, bizdeki açık büyürken dünyada da faizlerin yükselme dönemine girdiği bir sürece yaklaşıyoruz. Açığın finansman maliyeti bu sefer yüksek olacak.

Hazırlıklı olmazsak güzelim hikâyemizin karizması çizilir.





Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme