3 Nisan 2015

Dış borçlara dikkat

Bilindiği gibi, bir ülkenin iç ve dış borcu arasında farklar vardır. İç borç, genellikle yerel para ile alınan borçtur. Eğer ekonomi çok sıkışırsa, para basarak finanse edilebilir, yüksek enflasyonla borç düşürülür ve devletin yükü azalır.

Buna karşılık dış borç veya genel olarak dövizle alınan borç için aynı şey yapılamaz. Borcu geri ödemek için mutlaka döviz bulmak gerekir. Diğer bir deyimle, ülkenin ihracat ve turizm gibi döviz gelirler giderlerden çok olacak ki borç geri ödeyebilmek için döviz bulanabilsin. Bu yetersiz olursa, borç ödemek için tekrar dışarıdan dövizle borçlanmak zorunlu olur.

Bizim gibi tasarrufları yetersiz olan ülkeler için dışarıdan alınan borçların daha ucuz olduğuna kanmamak gerek. Eğer alınan borçlar üretim ve diğer gelir getirici projelerin finansmanında kullanılmazsa, nereden bakarsanız bakın maliyeti yüksek bir finansman.

Ama biz kamu kesiminin dış borçları azalınca, ülkenin dövizle olan borçlarını unuttuk.

Gelin hatırlamaya çalışalım. Aşağıdaki tabloda 1989-2014 yılları arasındaki dış borç stok rakamlarını bulacaksınız.


Stok 402 milyar doları geçmiş. Milli gelire oran olarak bakarsanız 2001 Krizinden sonra ilk defa GSYH’nin yarısını geçmiş. Bu artışa dikkat etmek gerek. Ülke riski değerlendirmelerinde önemli bir göstergedir.

Dahası kısa vadeli borcun toplam borç içindeki oranı da tarihi zirvesini yapmış ve yüzde 33’ün üstüne çıkmış. Diğer bir deyimle borç stokunun üç birini bir yıllık bir zaman dilimi içinde yenilemek gerekiyor.

Yıllık artış oranlarına lütfen biraz daha yıkından bakın. Sarıyla işaretli kriz yıllarında artış değil azalış var. Buna karşılık krizlerden önceki yıllarda artış hızları normalden fazla. 2015 yılını bir de böyle değerlendirin.

Diğer önemli bir gösterge, borcun sahipliği değişmiş. Önceki yıllarda yüzde 80’i kamuya ait iken, artış yüzde 70’i, 282 milyar dolarlık bölümü özel sektöre ait. Özel sektörün borçlarının yaklaşık yarısı, 144 milyar doları özel bankaların borcu. Kamu bankaları ise 28 milyar dolarlık dış borç yükü taşıyorlar. Diğer bir deyimle toplam borcun yüzde 43’ü bankacılık sektörüne ait.

Görünen o ki; bankalar dışarıdan borç almış, tüketici kredisi, ticari kredi vermişler, bizler de aldığımız borçlarla konut, otomobil almışız tüketim yapmışız.

Bu borç yapısı FED ‘in faiz yükselteceği, piyasalarda uzun zamandır görünen döviz bolluğunun sonuna yaklaştığımız bu günlerde, ekonominin önemli konularından birisi olacaktır.

Büyüme dengeleri dahil birçok konu üzerine dikkatle düşünülmesi ve yeni bir hikayenin yazılması gereken günlerden geçiyoruz.

Ama şimdiye kadar yeni hikaye yazabilen bir siyasetçi ekonomi yazarına veya yazarlar topluluğuna da rastlayamadım. Umarım yazılmıştır da ben görmemişimdir. Gördüklerim, okuduklarım yeni değil. Eski hikâyelerin, isim ve mekan değiştirilerek yeniden yazılan kopyaları.


Bunlardan istenen sonuç çıkmaz.


1 yorum:

  1. Son günlerde bir haber çıktı. Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımız bedelli askerlik yapmak istediklerinde sanırım 8000 euro gibi bir para vermeleri gerekiyormuş. Şimdi bu miktar 1000 euro ya çekildi. Aslında bu durum devletimizin ne halde olduğununun, paraya ne kadar sıkıştığının açık ve net bir göstergesidir...
    Saygı ve hürmetlerimle...

    YanıtlayınSil