12 Eylül 2014

Faiz indirme tartışmasında kim haklı?

Enflasyon ve ikinci çeyrek büyümesi beklentilerden oldukça uzak gerçekleşti. Özellikle büyümede yorumcular yılsonu için tahminlerini değiştirmek için bir hikâye uydurma gayreti içerisindeler. Öyle şeyler okuyor ve izliyorum ki insanın aklı almıyor. Ekonomide tek doğru olmadığı gerçeğine sığınıp kendimi avutuyorum.

Dikkatinizi çekmiştir. Büyüme düşük gelince Merkez Bankasına eleştiriler çoğaldı ve faizleri yeteri kadar indirmediği için yanlış yaptığı söylendi. Merkez Bankası Başkanı hemen cevap verdi. “Çok hızlı faiz düşürürsek dolar fırlar” demeye getirdi.

Kim haklı?


Şartlar normal olsa ikisi de haklı diyeceğim.

Ama öyle değil. Memleketi sıcak paraya mahkûm edeceksiniz, cari açık vermeden ekonomi büyüyemeyecek. Buna bağlı olarak bankalar, şirketler dışarıdan milyarlarca dolar para getirecekler. Sonunda ülkenin döviz varlıkları ile borçları arasındaki fark 420 milyar dolara yaklaşacak.

Dolayısıyla dengeler bozulmasın diye gözünüz devamlı dolarda Euro’da olacak. Yeteri kadar döviz gelmez ve kurlar yukarı doğru giderse ekonomide dengelerin karışma olasılığı artacak.

Döviz girişinde sürekliliği sağlayabilmek için yabancıya yüksek getiri sağlamak lazım. Yoksa parasını alıp başka ülkelere gider.

Yüksek getiri yüksek faiz demek.

Neden yüksek? Reel faiz, reel getiri olabilmesi için faizin enflasyondan yüksek olması lazım. Yüksek enflasyon olunca faiz de yüksek olacak demektir. TC Merkez Bankası olaya bu taraftan bakıyor.

Ancak, döviz girişinde sorun olmasın diye yüksek tutulan faizler büyümeye ters etki yapıyor. Ne yatırımcı ne de tüketici yüksek maliyetle borçlanarak harcama yapmak istemiyor. Yatırımlar ve tüketim düşünce ekonomik büyüme yavaşlıyor. Büyümenin yükü dışarıya satışa ve devlet harcamalarına kalıyor. Onların katkısı da sınırlı kalıyor. Bazı siyasetçiler de hikayenin bu yanıyla ilgileniyorlar.

Kısacası faiz konusunda, Nasrettin Hoca hikâyesindeki gibi iki tarafta haklı.
Ha bu arada, iç tasarruflardaki yetersizlik ve tasarrufu teşvik için gerekli olan yüksek faiz konusuna hiç değinmedim. İşin içine tasarruf ta girerse “faiz düşürülsün” diyenler kesinlikle kaybedecekler.

Küçülen ekonomi borç sorununu derinleştirecek

Hanehalkının aşırı borçlandığını medyada ilk ele alanlardanım. Unutmam, Haber Türk’teki köşemde konuyu ele aldığımda “borç yiğidin kamçısıdır” diyenlerle epeyi tartışmıştım.

Ama ne yazık ki, Türkiye artık borçlular ülkesi. Gencinden yaşlısına, kadınından erkeğine, şehirlisinden köylüsüne, KOBİ sinden büyük şirketine herkes borçlu.
Kuraldır, bir borcun ödenebilmesi için borçlunun gelirlerinin artması gerekir. Aile veya şirket eğer gelirini borcu kadar büyütemezse ödeme sıkıntısı içine girebilir. Yanı sıra yeteri kadar büyüyemeyen ekonomide borçluların geliri istendiği kadar büyümez. O zaman kredi taksitlerinde ödeme sorunları başlar.

Bu konuda son çıkan Torba Kanun borçlulara biraz nefes aldıracak. Şirketler ve insanlar kamuya olan borçlarını öteleyebildikleri için diğer borçlarını ödeyebilecekler.

Ama nereye kadar? Eğer büyüme geri dönmez ve gelirleri artmazsa borçlular aynı borç sarmalına tekrar gireceklerdir. Tahsilat sorunu derinleştikçe çözümü de zorlaşacaktır.


Her zaman söylediğimi bir kez daha tekrar edeyim. Bu işler para politikası araçlarıyla çözülemeyecek kadar ciddi işleridir. Hızla maliye politikası çözümlerine yönelmekte büyük fayda var.

2 yorum:

  1. 2001 den beri uygulanagelen bu buyume modeli artık terk edilmeli ve yepyeni bir ekonomik program devreye sokulmali bence. Ama bunu yapacak kararlılık yok.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Aslında çözüm var. Hem de seçenekleriyle. Ama hepsi toplumsal fedakarlık gerektiriyor. Seçmen ve oy kabı anlamına geldiği için siyasiler sorumluluktan kaçıyor.

      Sil