29 Eylül 2014

Dövizde ele güne muhtaç olmamak için

Kur, özellikle Dolar, aldı başını gidiyor. İhracatçı mutlu, geliri yükseliyor. İthalatçı ve Merkez Bankası ise maliyetler ve enflasyon nedeniyle huzursuz. Enerji Bakanı bu seviyedeki kura dayanamayız, zam yapmak zorunda kalırız diyor. Çok haklı, bence geciktiler bile.

Ülkenin döviz dengesi bozuk olunca bu ve benzeri heyecanlar, tartışmalar çok normal. Vatandaşların bile güvenmediği bir yerli parayla ekonomide politika uygulamak, dengeleri tutturmak neredeyse imkânsız.

Çünkü


Dövizi bizim merkez bankamız basmıyor. Dışarıdan geliyor. Para onların parası. Aşağıdaki tabloda dünyada yönetilen fonların hangi ülkelere ve kimlere ait olduğu gösteriliyor.

Dünyaya kapitalizm hakim olduğuna göre fonların zenginlerde olması doğal. Ama en çok hangi ülkede derseniz cevabını siz de tahmin etmişsinizdir: ABD. Dünyadaki toplam 97 triyon dolarlık geleneksel fonun yüzde 46’sı onlara ait. Ardından yüzde 8 ile İngiltere geliyor. Özetle toplam fonların yarısından fazlası Anglo-Saksonlarda.

Zaten bu nedenle dünya siyasetinde bu kadar etkinler. Özetle “parası olan düdüğü çalıyor.” Üretime, araştırma-geliştirme harcamalarına, altyapı yatırımlarına uzun vadeli kaynaklar bulabiliyorlar. Teknoloji üretebiliyorlar. Okullarında dini sembolleri yerleştirme gayreti yok. Nasıl daha çok laboratuvar yaparız, öğrencilerin dikkatini bu alanlara nasıl çekeriz diye uğraşıyorlar. Üretiyorlar, satıyorlar, biriktiriyorlar, tasarruf ediyorlar.

Bizim gibi, devletten geçinmeyi iş sayan, hiç bir mesleği olmadan zengin olabilen, bin lira kazanıp 2.500 liralık telefonla gezmeyi maharet bilenlerden değiller.

Sigortacılığın tasarruflardaki önemi

Tablodan çok açık görüldüğü gibi en büyük fonlar bireysel emeklilik ve hayat sigortası ağırlıklı sigorta fonlarında. Dünyadaki toplam geleneksel fonların üçte ikisi sigorta kaynaklı. Çok uzun vadeli bu fonlar gelişmiş ülke ekonomilerine hayat veriyor.

Şirketler, bankalar, devlet hepsi 20-30 yıl vadeli sigorta fonları sayesinde kaliteli finansmana kavuşabiliyorlar. Bizde ise bırakın bu kadarını, en uzun vadeli yerli kaynak 1 veya 2 yıllık. Bunu bulabilen de kendisini şanslı sayıyor.

Devleti soymak ortak amaç olursa

Oysa bizim uzun vadeli paraya daha çok ihtiyacımız var.

En azından güçlü bir ekonomi olmak, bölgemizde sözü geçebilen ülke olmak istiyorsak “elin gavuruna (!)” muhtaç olmamalıyız. Ama bunun için atmamız gereken ilk adım; “Devleti nasıl soyarız, nasıl kul hakkı yeriz?” diye kafa yormak yerine “Onlar nasıl başarmış?” diye araştırmak olmalı.

Tabi önce emperyalistler, sömürmüşmüşler zengin olmuşlar kolaycılığına kapılmamak lazım. Evet onların, geçmişte zenginleşirken en zalim yöntemleri kullandıklarını herkes kabul ediyor. Artık küreselleşen dünya eskisinden, en azından nicelik olarak, faklı.

Dolayısıyla farklı düşünmek zorundayız.

Örneğin zengin ülkelerdeki vergi kaçıranın nasıl cezalandırıldığını öğrenerek başlayabiliriz. Veya toplumda en aşağılık davranışın “devleti soymak” olduğunu öğrenebiliriz. Ucuz kredi aldı diye makamından edilen siyasetçilerin neden bizde olmadığını düşünebiliriz. Veya tüm partilerde siyasetle uğraşanların yüzde 90’ının tek amacının, neden devletten geçinmek olduğunu sorgulayabiliriz.

Eğer bu sorunların birazını çözebilirsek, ardından tasarruf oranının nasıl büyüdüğünü hep beraber göreceğiz.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme