24 Eylül 2014

Bir dirhem dolar ne kadar risk örter?

Dünya karmakarışık.

Rusya Kırım’ı ilhak ediyor. Piyasalarda ses yok. Ukrayna’nın bir bölgesini Rusya’ya katmak için ayrılıkçıları açıktan destekliyor. Kimin umurunda. Sıcak para yatımcıları paralarını Rusya’dan çekip Türkiye’ye getiriyor, bizde bir bayram havası. Borsa yukarı, dolar aşağı. Afrika’da ebola virüsü yayılıyor. Binlerce insan ölüyor. Kimse aldırmıyor. İskoçya’da referandum yapılıyor, Avrupa’da siyasi dengelerin değişme riski ortaya çıkıyor, olay sıradanlaştırılıyor.

Hadi bunlar bize biraz uzak diyelim. Ya IŞID, Irak, Suriye, kısacası Ortadoğu’da bunca olay olurken, füzeler havada uçuşurken kimsenin risk değerlemesi yapmamasına ne demeli? Suriye’ye füze yağıyor, bizim piyasalar seviniyor. Sınırda yüzbinlerce insan hayatta kalma mücadelesi veriyor, sırdan bir olay gibi değerlendiriliyor. PKK barış sürecinin bittiği anlamına gelecek açıklamalar yapıyor. “Durun daha İmralı konuşmadı, bekleyin” deniyor.

Bunlar olurken yatırımcılar, “Putin’den çok Yellen’i izliyorlar”. Gözler yine FED’de ve TCMB faiz kararlarında.

“Hocam onlar eskidendi artık paradigma değişti.”


Ben bu ve benzeri riskleri sıralayınca, uzmanlar (?!) değişen dengelerden bahsediyorlar.

Piyasaların jeopolitik riskler karşısında bu kadar kör olabileceklerini düşünmüyorum. Dolayısıyla olayların arkasındaki dengeleri anlamaya çaba gösteriyorum.

Elime çokuluslu bir bankanın çalışması geçti. Dikkatimi çeken saptaması şu: Jeopolitik risklerin krize dönüşmesi için iki yol olduğunu iddia ediyorlar. İlki petrol, ikincisi büyüme kanalı. Eskiden jeopolitik risklerin çoğaldığı, özellikle Ortadoğu’daki olayların derinleştiği dönemlerde petrol fiyatları yukarı fırlardı. Enflasyon, cari açık, büyüme bütün makro dengeler bozulurdu. Ardından gelen büyümedeki yavaşlama ekonomileri ciddi sıkıntılara sokardı.

Şimdi benzeri sorunların yaşanmaması iki nedene bağlanıyor: Merkez bankalarının parasal genişleme politikaları ve ABD’deki kaya gazı (shale gas) devrimi.

Amerika’daki kaya gazının yaygın kullanımı artık dışarıdan, özellikle Ortadoğu’dan gelecek petrole olan ihtiyacı çok azaltmış gibi görünüyor. Dünyanın en büyük ekonomisi enerji bağımlılığı konusunda oldukça rahatlamış görünüyor.

Öte yandan büyümenin derin bir sorun olmamasının en büyük nedeni başta FED olmak üzere, merkez bankalarının genişlemeci para politikalarıymış. Bu durum ABD, Britanya ve kısmen Avrupa ile Japonya için doğru.

Bol dolar riskleri daha ne kadar örtebilir?

Doğada her şeyin bir sonu olduğunu biliyoruz. Dolar, döviz bolluğunun da sonuna doğru geliyoruz. Tamam, FED ve İngiltere Merkez Bankası (BoE) öncü olacaklar, Avrupa Merkez Bankası (AMB) ve Japonya Merkez Bankası (BoJ) bir süre daha para dağıtmaya devam edecek.

Ama özellikle FED faizleri yukarı doğu çekmeye başlayınca, gözü şimdilik risk misk görmeyen yatırımcılar panikle uyanmaya başlayacaklardır. Aldıkları bol ve ucuz dolar uyuşturucusu azalınca, müptelaların hallerini siz tahmin edin. Oynaklıklar artacak, riskler derinlerden değerlendirilecek, ülke kredi derecelendirmeleri aniden manşetlere çıkacak.


Böylesi bir senaryoyu değiştirebilecek dinamikler var. Dışarıda AMB ve BoJ’nın, FED ve BoE yaratcağı boşluğu ne kadar doldurabilecekleri hayati öneme sahip. Sıcak para yatırımcıları “carry trade” için yeteri kadar ucuz döviz bulabilirlerse dalgalanmanın etkisi azalabilir. İçeride ise yapısal reformların kalitesi ve hayata geçirilme hızları etkin olacak.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme