11 Şubat 2014

Faizler yükselmezse yabancılar DİBS piyasasından çekilir

TÜİK enflasyon verisinde yaptığı hatayı telafi edebilmek için olsa gerek, iyi bir şey yaptı. Finansal yatırım araçlarının reel getiri oranlarını yayımlamaya başladı.

Önce reel getiri, en basit anlatımı enflasyondan arındırılmış getiri demek. Biliyorsunuz, enflasyon paranın alım değerini düşürür. Yılbaşında 100 liraya 10 adedini alabileceğiniz bir maldan, yılsonunda aynı parayı ödeyerek 9 adet alabildiniz düşünün. Paranız değer kaybediyor demektir. Bu durumda, eğer parayı tasarruf ediyor ve bankaya yatırıyor veya devlet iç borçlanma senedi (DİBS) alıyorsanız, zarar etmemeniz için, size ödenen faiz enflasyondan daha büyük olmalı. Aksi halde parayı biriktirmek yerine harcamayı tercih edebilirsiniz.

8 Şubat 2014

Türkiye’nin borcu azalmıyor

Yine bol rakamlı, tablolu bir yazı olacak.

Türkiye’nin 2002 ve 2013 yılları itibariyle borçluluğunu gösteren tablo aşağıdadır. Bazı kesimlerin yılsonu rakamları henüz yayımlanmadı. KİT’lerin ve belediyelerin tüm rakamları, özel sektörün sadece dış borçlarının sene sonu rakamları gelince büyüklükler mutlaka değişecek. Büyüyecek.

Ama tablo yine de bir mesaj veriyor. Üç bölümden oluşuyor. İlkinde nominal büyüklükler var. İkincisinde reel büyüklükleri karşılaştırabilmek için milli gelire oranlar verildi. Son bölümde toplam borcun kesimler arasında dağılımı var.

6 Şubat 2014

Kamu borç stokundaki artış hızlanmış

Baştan özür dilememde yarar var. Yazı biraz veri ağırlıklı olacak. Kamu borç stokundaki gelişmeleri rakam olmadan yorumlamak oldukça zor.

2013 sonu itibariyle kamu iç ve dış borç stoklarının toplamı, 586 milyar liraya ulaşmış. Bu toplamın 403 milyar lirası iç borç, kalanı dış borç. Dış borçların dolar karşılığı 85,6 milyar dolar.
Bir önceki yıla göre artış 54 milyar lira olmuş. Bu rakam, 2009 yılındaki değişimden sonraki son on yılın en hızlı yükselişine karşılık geliyor. 

2 Şubat 2014

Üretmek için değil tüketmek için ithal ediyoruz

Tüketim insanoğlunun bir içgüdüsel davranışıdır. Varoluşundan beri tüm mücadelesi gıda, su gibi yaşamak için gerekli olan temel ihtiyaç maddelerini garanti almak içindir.

Ancak ekonomi geliştikçe, özellikle iletişim araçlarının gelişmesi ve küreselleşmenin geldiği aşama, tüketimi neredeyse tüm dünyada ortaklaştırdı. Paris ve New York’ta tüketilen bir mal kısa bir süre sonra İstanbul’da veya Moskova’da da aranır olmaya başladı.

 Yanı sıra gelinen evrede yeni ürün keşfinden çok, aynı ürün yılda bir model değiştirip insanlara yeni bir ürünmüş gibi satılır oldu. Halbuki yeni denen ürünle eskisi arasındaki fark önemsenmeyecek kadar küçük ve tüketicinin günlük temel ihtiyaçlarına doğrudan hitap etmiyor.