25 Ağustos 2016

Borç batağından çıkmak için gelirler artmalı

Dünyada ekonomistler, ama olaya geniş açıdan bakabilenler, borç sorununa özel önem veriyorlar. Özellikle 1980’lerde başlayan ve günümüzde yayılarak devam eden, devletlerin, şirketlerin ve hane halklarının (ailelerin) gittikçe artan borçlanmasının neden ve sonuçlarını araştırıyorlar. Nedenler arasında en önde geleni, ekonominin tüm kesimlerinde, gelir = harcama eşitliğinin bozulması. Diğer bir deyimle, kimse ayağını yorganına göre uzatmıyor.
Gelirlerdeki azalışın nedeni şirketlerdeki borsaya açılması ve borsaların kar/temettü baskısı. Yanı sıra reel ücretlerdeki ve dolayasıyla harcanabilir gelirdeki azalma. Bu süreç büyümenin yavaşlamasına neden oluyor.
Bu sarmalı aşabilmek için, bankaların eskiden olduğu gibi üretken yatırımları kredilendirmesi gerekiyor. Oysa hane halkaları, bankaların teşvikiyle konut sahibi olabilmek ve daha fazla tüketebilmek için kredi talep etmeye başladılar. Merkez bankları da bu furyaya destek olmak amacıyla ucuz fonlama (düşük faiz) politikaları uyguladılar. Düzenleyici denetleyici otoriteler mevzuatı gevşettiler.
Sadece aileler değil, parayı bol bulan devletler, şirketler de bir süre sonra, aldıkları borçlarla üretimi, gelirlerini artırmak yerine varlıklarını çoğaltmaya başladılar. Böylelikle borsalarda endeksler, varlık ve konutlarda fiyatlar şişmeye başladı.
Gelişmeler sadece gelişmiş ülkelerde yaşanmıyor. Sıcak para sahipleri, kendi ülkelerine düşük olan faizler nedeniyle gelişmekte olan piyasalara (GOP) para akıtmaya başladılar. Buralarda da varlık fiyatları artmaya başladı. Örneğin, Türkiye’de beş yıl önce 100 - 110 bin liraya satılan orta halli yazlık evler, bu yaz 280 – 300 bin liraya tırmandı. Satıcılara sorulduğunda neden olarak, sanki inşaat ithal ürünlerle yapılmış gibi dolar kurunu gösteriyorlar.
Hadi buna serbest piyasa diyelim ve konumuza dönelim.
Kimin geliri bu kadar arttı ki, borçla alınan yazlıkların, otomobillerin, kredi kartıyla yapılan tatillerin geri ödemesini yapabilecekler? Borç geri ödemekte zorlanmayacaklar.
Bu öylesine önemli bir konu ki, ekonomiye can suyu vermeye çalışanlar şimdi harcanabilir gelirleri çoğaltmak için neler yapılabilir diye araştırıyorlar. Daha önce de değindiğim gibi, iş helikopterden para atmaya kadar geldi.
Ama sonuç hep aynı yere çıkıyor: gerçek bir maliye politikası reformu yapıp, vergileri azaltmak, özellikle hane halkının cebine, bütçeden yapılacak sosyal transferler aracılığıyla daha fazla para koymak. Burada vergi reformu, sonunda varlık balonlarıyla zenginleşen tepedeki küçük gruptan vergi almak demek. Bunun önündeki en büyük engel ise vergi cennetleri. Bizim gibi ülkeler için ikinci sorun sermaye hareketlerinin (kambiyo rejiminin) aşırı serbestliği.
Görüldüğü gibi iki başlık ta deve dişi gibi konular. Bugün karar alma mekanizmalarında etkin olan hiç kimse cesaretle bunların üstüne gidip tartışamıyor. Bırakın açık açık konuşmayı, ima bile edemiyorlar. İşleri güçleri Yellen teyzeyi izlemek, ne diyecek diye ağzına bakmak. Tersi zor iş. Çünkü bu yeni bir dünya düzeni, farklı bir kaynak dağılımı politikası ve dünyaya kafa tutmak demek. Ama öyle laf olsun torba dolsun, kandır milleti malı götürelim mealinde değil. Gerçek anlamda.
Peki böylesi radikal değişiklikler olamadan, şirketlerin, ailelerin gelirlerini kalıcı olarak çoğaltmak mümkün mü? Bana göre hayır. Vergi reformu işini halletmeden devletçe yapılacak her türlü maliye politikası işlemi daha fazla bütçe açığına yol açar. Ne yazık ki çoğu hükümetin borç stoku dağları aşmış durumda, elleri kolları bağlı.
Sıcak paraya bağımlılık ise GOP için morfine dönüşmüş durumda. O olmadan ekonomiler rahat nefes bile alamıyor.

Dolayısıyla, artık gelirleri artırmak konusunda neler yapılacağını daha fazla düşünmenin zamanı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme