15 Ağustos 2014

Banka kredisi ile beş yıldızlı otelde tatil yapmak

Ekonominin temel amaçlarından biri refahtan daha çok pay alabilmektir. Eğer çalışıyor, emeğinizin karşılığını alabiliyor ve bu oranda da tüketebiliyorsanız ne mutlu size. Ama geliriniz olmadan, birinden borç alarak tüketiyorsanız önemli bir sorunla karşı karşıyasınız. Gelecekten yiyorsunuz. Dolayısıyla eğer gelecekte geliriniz, ödediğiniz borç taksiti kadar artacak ise sorun yok demektir. Ama borç taksitleriniz artarken geliriniz artmıyorsa fakirleşiyorsunuz.
Ne demek istediğimi biraz açayım.
İnsanoğlu parayı keşfetmeden önce, mal değişimi (trampa) yapıyordu. Örnek vermek gerekirse, bir kilo bal için bir 10 kilo kadar un veriyordu. O yıl bal veya buğday üretiminde (arzında) sorun olmuşsa oranlar değişiyordu.
Ancak çoğu zaman bal üreticiyle un üreticisi aynı yerde (pazarda) olamıyordu. Kilolarca ürünü pazara taşımak kolay bir iş değildi. Ve para icat edildi. Böylelikle mal yerine para taşınır oldu. Ardından her malın belli birimine belli bir ödeme yapılması anlamına gelen fiyatlar oluşmaya başladı. Yukarıdaki örneğimizde, unun kilosu 1 gümüş ise balın kilosu 10 gümüş oldu.
Buraya kadar her şey normal. Ne kadar üretiyorsanız o kadar mal satın alabiliyorsunuz. Daha çok çalıştınız, yeni bir teknik geliştirdiniz ve daha çok bal ürettiyseniz, artık daha çok tüketebiliyor, refahtan daha fazla pay alabiliyordunuz.
Aynı şeyi günümüzde ücretiniz arttığı zamanda yaşamanız doğal. Yeni bir işe başladınız, ailede çalışan sayısı çoğaldı veya patron size bonus verdi. Yıllık tatilinizi daha lüks bir otelde yapma şartlarınız oluştu demektir.
Krediyle tatil yapmak
Ancak, şimdi başka bir duruma yakından bakalım. Yukarıda anlatılanların hiç biri yok. Geliriniz yerinde sayıyor. Ama hanım ve çocuklar daha rahat bir tatil için baskı yapıyorlar. Siz de reklamlardaki cazip tekliflere dayanamadınız, köşedeki bankadan küçük bir tatil kredisi çektiniz.
Şimdi buraya dikkat edin. Ne fazla ürettiniz ne de fazla mesai yaptınız. Bankaya gittiniz, para istediniz. Onlar da size, başkasının biriktirip bankaya yatırdığı tasarrufunu bir faiz karşılığı verdi. Unutmayın o faizin büyük bölümü tasarruf sahibinin, bir bölümü masraflar için bankanın, bir bölümü kar olarak sermayedarın, bir bölümü de vergi olarak devletin. Bu arada hatırlamakta yarar var. Yurtiçi tasarruflar yetersiz olunca, bankalar daha çok kredi dağıtabilmek için yabancılardan borç alıp içeride kredi dağıtıyorlar. Faizin büyük bölümü yabacıya, dışarıya transfer ediliyor.
Buna karşılık biz kredi alıp, 4-5 yıldızlı otelde bir hafta tatil yapınca mutluluktan uçuyoruz. Mutluluğumuz aylık kredi taksitleri ödenmeye başlanana kadar sürüyor. Maaş taksit kadar artmayınca, ya gıdadan, ya okumaktan, ya eğlenceden kısmaya başlıyoruz ve fakirleşiyoruz.
Dahası çoğu zaman borcu borçla kapatıyoruz. Kredi kartı taksiti ödemek için öteki bankada tüketici kredisi çekiyoruz. Bir borç sarmalının içine giriyoruz. Hayatımız değişiyor. Oy verirken bile çoğumuz “faizi düşürecekler” yalanına inanıp tercih yapıyoruz.
Buna karşılık yerli ve yabancı tasarruf sahiplerinin faiz gelirleri biraz daha çoğaldığı için daha da zenginleşiyorlar. Böylelikle zengin ile fakir arasındaki var olan fark biraz daha açılmaya başlıyor. Ülkedeki mevduat birkaç bin kişinin elinde toplanıyor.
Vergi koy be kardeşim
Hadi buraya kadar her şeyi doğal bir piyasa gelişmesi olarak kabul edelim. Kimsenin malında gözümüz yok. Allah herkese daha çok versin. Zaten tasarruflarımız az. Bir de parası olanlara kem gözle mi bakacağız. Doğrudur, haklısınız.

Tasarruflar yatırım kredisi olarak kullanılıyorsa teşvik et, destek ver. Ama tüketim için aynı şeyi yapma. O tarafa giden kredileri pahalılaştır; ek vergi koy, daha yüksek karşılık ayırt. Ekonomi üretmeden, ithal ederek, sanal olarak büyümesin.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme