22 Haziran 2015

Biz koalisyonla uğraşırken dünyada egemenlik hakları kısıtlanmaya çalışıyor

Az gelişmiş ülkelerin genel sorunudur. Dünyada konuşulan konular savaş, futbol, büyük kazalar gibi sansasyonel olmadıkça içeride haber konusu olmaz.

Biz koalisyon nasıl kurulur konusunda konuşurken, dünyada ülkelerin egemenlik konularıyla ilgili iki ekonomik başlık gündemde. Kabul edilmelidir ki öyle herkesin konuştuğu başlıklar değiller. Ancak ekonomistlerin her geçen gün üzerinde daha fazla durmaya başladıkları bir gerçek.

Birincisi kamu envanterinde kayıtlı mülkler.


Son küresel kriz sonrasında, başta gelişmiş ekonomiler olmaz üzere, devletlerin borçlarının zirve yaptı. Hatta borç/milli gelir oranları öyle düzeylere çıktı ki, artık bundan sonrası çözümsüzlük olarak değerlendiriliyor.

Bunun farkında olan uluslararası yatırım bankaları, çözümler öneren ilginç çalışma raporları yayımlamaya başladılar.

Raporların özü şöyle: Dünyada toplam kamu borcu 54 trilyon dolar civarında. Ödenmesi için yeni vergiler konsa veya harcamalar kısılsa pek yeterli olacak gibi değil deniyor.

Onun yerine, devletlerin envanterinde olan ve toplam değeri 75 trilyon dolar olduğu tahmin edilen kamu ticari varlıklarının satılması öneriliyor. Ticari varlıkların arasında KİT’ler ve ticari gayrimenkuller başta geliyor.

Alıcıları da bulmuşlar. Amerikan ve İngiliz bireysel emeklilik fonları, gelişmiş ülkelerdeki sigortacılık fonları ile çoğu emtia ihracatçısı ülkelere ait olan kamu yatırım fonları (Sowereign Wealth Funds).

Anlayacağınız, eğer bir gün alınan borçlar geri ödenemezse, eldeki kamu mallarını satmak gerekecek. Aynen son yıllarda Türkiye’de yapıldığı gibi. Veya Yunanistan’a önerilen özelleştirme programı gibi. Sonunda gelişmiş ülkelerdeki emekliler biraz daha rahatlayacaklar.

İkincisi dış ticarette “uyuşmazlıkların halli” konusu

ABD ile Pasifik ülkeleri arasında devam eden serbest ticaret görüşmelerinde (Trans-Pasific Partnership), üzerinde en çok tartışılan başlıklardan birisi “uyuşmazlıkların halli” (Investor-State Dispute Settlement - ISDS). 

ABD-Kanada-Meksika arasındaki NAFTA anlaşmasında geniş uygulama örnekleri bulunan ISDS, en basit anlatımıyla, şirketler ile ilgili devletler arasındaki ticari anlaşmazlıkların çözümünü uluslararası bağımsız tahkim mahkemelerine devri anlamına geliyor. Diğer bir deyimle, bir şirket bir hükümetin uygulamasından şikâyetçi olduğunda, o ülkedeki mahkemeye değil, anlaşmayla uygun görülen, uluslararası tahkim mahkemesine başvuruyor. Bir anlamda egemenlik hakkının bir bölümü devredilmiş oluyor.

Mahkemelere iki örnek vermek gerekirse, ICSID (The International Center for Settlement of Investment Disputes of the World Bank) ve London Court of International Arbitration’dan bahsedilebilir.

Bundan bize ne demeyin. Çünkü aynı konu, ABD ve AB arasında devam eden TTIP (Transatlantic Trade and Investment Partnership) görüşmelerinde de üzerinde uzun çalışmalar yapılan başlıklardan. Bildiğiniz gibi AB üyelik süreci ve Gümrük Birliği nedeniyle Türkiye’de bu anlaşmanın tarafı olmak istiyor. Eğer anlaşma imzalanır, ABD ve AB kabul ederse biz de anlaşmadaki şartlara uymak zorunda kalacağız.

Her iki konunun ortak özelliği “egemenlik hakkının” devri

Geniş açıdan bakınca, her iki örnekte devletlerin egemenlik haklarının kısıtlanması anlamına geliyor. Çokuluslu şirketler ve finans kuruluşları bir yandan ticareti, doğrudan yatırımları emniyet altına alırken diğer yandan alacaklarına yönelik riskleri azaltma gayreti içerisindeler.

Devletlerin, yerel mahkemelerin tarafsızlıklarından kuşku duydukları için uluslararası mahkemelerin kararlarını öne çıkarıyorlar.

Diğer yandan borç vermeden kaçınamayacaklarını bildikleri kamu hazinelerinden paralarını geri alabilmek için satılabilir kamu mallarına gözlerini dikmiş durumdalar.


Bunlar öncelikli konular değil diyorsanız, aklınızın bir köşesinden bulunsun. Çok fazla zaman geçmeden önümüze gelecek nasıl olsa.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme