24 Haziran 2015

Dışarıya net kaynak aktarımı

Bana göre bu topraklarda yaşanan ekonomik ve siyasi krizlerin kökeninde döviz dengesi yatar. Belki çok “profesyonel deformasyon” a uğramış bir görüş diyebilirsiniz. Ancak, 1960, 1971 ve 1980 öncesi Türkiye’de yaşanan döviz krizleriyle askeri darbelerin ve 2001 krizi sonrası yaşanan siyasi yıkımların ilişkisini araştırabilirsiniz.

Bu bağlamda yazılarımda çoğunlukla ekonominin dış dengesi üzerine yazmaya çalışıyorum.

Bu yazımda da dışarıya yaptığımız kaynak transferine farklı bir açıdan bakacağım. Hocaların hocası Prof. Dr. Korkut Boratav, bizim gibi ülkelerden (çevreden) metropoldeki yatırımcılara net kaynak aktarımları olduğunu belirtiyor.


Sayın Boratav, ödemler dengesi verilerinden yola çıkarak, net kaynak aktarımını, cari işlem açığı + gelirler dengesinin toplamı olarak tanımlıyor. TCMB’nin yayımladığı ödemeler dengesi verilerinde, gelirler dengesinin netleştirilmiş toplamı; yabancıların doğrudan yatırımlardan elde ettikleri kar transferlerinin, portföy yatırımlarından elde ettikleri gelirlerin ve dışarıya yapılan faiz ödemlerinin, yerlilerin elde ettiği gelirlerle sadeleştirilmiş halini gösteriyor.

Aşağıdaki tablo 1984-2014 yılları arasındaki durumu özetliyor.



Kriz yıllarında cari açık rakamlarının pozitif olması ve/veya küçülmesi normal. Yukarıda da belirttiğim gibi, ekonomik krizlerin nedeni dışarıdan para gelmemesi.
Buna karşılık, gelirler dengesi her geçen yıl düzenli bir şekilde büyüyor. Seksenli yıllarda 1,5 milyar dolar olan denge, son yıllarda 9 milyar dolara yaklaşmış. Önceki yıllardan farklı olarak, cari açık son yıllarda çok hızlı büyüdüğünden gelirler dengesinin negatif etkisi oransal olarak azalıyor.

Bu nedenle aynı verilere bir de reel açıdan, milli gelire oranlayarak bakmakta yarar var.

Aşağıdaki grafik yıllar itibariyle cari açık + gelirler dengesi toplamının milli gelire oranını gösteriyor.

Anılan oran, 2000’li yılların başına kadar yüzde 2’ler civarında. Sonrasında resim tamamen değişiyor. Bunda asıl etken cari açığın önceki yıllara oranla artması. Ancak kar transferleri, portföy giderleri ve faiz ödemeleri toplamı da büyük tutarlara ulaşmaya başlayınca, dışarıya ödediğimiz kaynakların milli gelire oranı yüzde 8 – 10 aralığına yerleşiyor.

Artık külahımızı önümüze koyup düşünme ve yeni bir model bularak yaşamayı öğrenmek zorundayız. Daha fazla tüketmek için bu kadar büyük kaynağı dışarıya transfer etmenin gereği ne? Birde yeni döviz bulmadan, döviz girişini bir şekilde sürdürmeden bu paraları ödemek de imkansız. Bu nedenle kara para, kaçak para, nereden geldiği belli olmayan para ne olursa olsun ama döviz gelsin diye çırpınan bir ekonomimiz var. Gelsin ki, ithalat yapalım, tüketelim, yabancılara kaynak aktarabilelim.

Sonrasında büyüdüğümüzü, dünyanın 17. Ekonomisi olduğumuzu söyleyip avunabilelim.


Ta ki, döviz girişlerinde  durgunluk yaşanana kadar.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme