10 Mayıs 2015

Hazine borç yüküne 5 milyar Euro daha risk ekleyin

Biliyorsunuz son dönemde kamu borcu, reel olarak azaldı edebiyatı yapılıyor. Yani kamu borç yükünün milli gelire oranının yıldan yıla düştüğü söyleniyor.

Eğer sadece Hazine borç yüküne bakarsanız doğrudur, itiraz etmenin bir alemi yok. Hazine’nin borcu, hesap olarak azaldı. Diğer bir deyimle muhasebe kaydı olarak bakarsanız sonuç budur. 2001 öncesinde olduğu gibi, birçok işlemi bütçe dışına çıkarırsanız başka bir sonuç çıkmaz zaten.

Yine bu konu nereden çıktı diyeceksiniz.

Hürriyet’teki DHMİ Genel Müdürü’nün “5 milyar Euro’ya kefil olduk” başlıklı açıklamasını okuyunca yazma ihtiyacı duydum. Devlet Havaalanları ve Meydanları Genel Müdürlüğü, İstanbul 3. Havaalanı için bu kadar yükün altına girmiş.

Çok uzatmadan konuya girelim.

Önce bir konuya açıklık getirelim. Ulaştırma Bakanlığı’nın kuruluşu hakkındaki Kanun Hükmünde Kararnamenin 15. Maddesinin ilk iki fıkrası aşağıdaki gibidir: 

“Altyapı Yatırımları Genel Müdürlüğü

MADDE 15- (1) Altyapı Yatırımları Genel Müdürlüğünün görevleri şunlardır:
a) Devletçe yaptırılacak demiryolu altyapısı, limanlar, barınaklar, kıyı yapıları, hava meydanlarının plan ve projelerini hazırlamak veya hazırlatmak ve onaylamak.
b) (a) bendinde belirtilen ulaştırma altyapılarının inşaatını yapmak veya yaptırmak, yapımı tamamlananları ilgili kuruluşlara devretmek.”

Anlayacağınız, havaalanı yapmak Ulaştırma Bakanlığı Altyapı Yatırımları Genel Müdürlüğü’nün işi. Bu birimin eski adı DLH – Devlet Hava Meydanları, Demiryolları ve Limanlar idi. 3. havaalanını bu birim yapsaydı, harcamalar doğrudan bütçeden yapılmış olacaktı. Açık büyüyecek, borç artacaktı.

Dünyanın her yerinde büyük altyapı yatırımlarını devlet yapar. Çünkü hiç bir özel sektör kuruluşu devasa yatırımlar için ucuz finansman bulamaz. Hazineler devreye girer, iç ve/veya dış borç alırlar ve projeleri kamu eliyle hayata geçirirler.

Son yıllarda, Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) yeni bir finansman olarak hayata geçirilmeye başlandı. Kamu çeşitli garantiler ve borç üstlenim anlaşması yaparak projeleri özel sektöre yaptırıyor. Muhasebe defterine bakarsanız borç sanki özel sektöre aitmiş gibi görünüyor.

Peki gerçekte böyle mi? Bakalım.

Önce bilinmesinde yarar var. Borç verenler kamu bankalarıymış. Nedense özel ve yabancı bankalar bu projeye kredi vermemişler. Veya ucuz kredi vermemişler. Nedenlerini onlar biliyor.

Ama bu yazı açısından, kefil olan KİT’e bakmak gerekiyor. Nasıl oluyor da bu kadar büyük borca kefil olabiliyor? Bankalar bu kefaleti kabul etmekle ne kadar haklılar?

DHMİ’nin yüzde 100 sermayedarı Hazine Müsteşarlığı, yani devlet. Bunu unutmayalım.

Kendisi bağımsız bir kamu iktisadi işletmesi. Kararlarını yönetim kurulu aracılığıyla alıyor.

Bu kuruluşun ödenmiş sermeyesi, 2013 yılı itibariyle 1,5 milyar lira kadar. Aynı yıldaki brüt gelirlerinin toplamı 2,3 milyar lira.

Şimdi sorumuzu soralım. Siz bankacı olsanız, başkasının yaklaşık 15 milyar liralık borcuna kefil ararken geliri ve sermayesi bu kadar küçük olan bir şirketi kefaletini kabul eder misiniz?

Tabi sermayedarını bir kenara koyarak cevap vermek zor. Zaten kefaleti kabul edenler de buna, yani KİT’in arkasında Hazine’nin olduğu gerçeğine bakarak karar erdiler. Çünkü, o kamu bankalarının da sahibi Hazine.

Emir gelince nasıl kefalet vermesinler?

Bu durumda kefaleti kim vermiş oluyor? Uzatmayalım, Hazine. Kefalet riski aslında onun. Ama DHMİ’nin defterine kaydedilmiş.

Rakamlar çok net olmamakla beraber Hazine’nin böylesi risklerinin toplamı 100 milyar doları geçmiş durumda.


Bilginize...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme